Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Yücelmek ve Alçalmak
18 Aralık 2008 Perşembe 12:00

Özür dilemek kimi durumlarda yüce gönüllülüğe işaret eder. Kişinin hatasını görünce kabul etmesi bir erdemdir.

            Bu davranışı gösterebilen kişi yücelir.

            1918 yılında kurulan Ermenistan Devletinin ilk Başbakanı, Taşnak Partisi yöneticisi Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında Bükreş’te toplanan Yurtdışı Konferansı’na bir rapor sunar. Bu raporda özetle şöyle demektedir:

            ‘1914 kışı ve 1915 yılının bahar aylarında kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık… Gönüllü birlikler oluşturduk ve Türkler daha Savaş konusunda tarafsız konumda iken onlara karşı askeri operasyonlara giriştik.

            ‘Aklımız dumanlanmıştı… Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık; sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti’nin (Güney Kafkasya Ermenistan’ı ile Türkiye’nin Ermeni vilayetlerinden oluşan) Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik….

            ‘1915 Yaz ve Sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu göçe (tehcir) tabi tutuldu, kitlesel sürgünler ve baskınlar gerçekleştirildi. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu…

            ‘Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye’de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem, en kesin ve en uygun bir yöntemdi…

            ‘Kendimiz dışında bir suçlu aramayalım…

            ‘Taşnaksutyun’un artık yapacak bir şeyi kalmadı… İntihar etmeyi öneriyorum.’

            Bu saptamalar, aynı zamanda bir özür dilemedir. Bir dönem, en sorumlu konumda bütün sıcaklığı ile olaylar yaşadıktan sonra bir muhasebe yapmaktadır. Hatalarını ve sorumluluklarını ortaya koymaktadır.

            Ve yaşanan süreçte Türklerin bir sorumluluğunun olmadığı gene açık yüreklilikle söylemektedir.

            Tarihi gerçeklere ve kendi halkına karşı duyduğu sorumluluğun gereği olarak Ovanes Kaçaznuni erdemli bir tutum takınmaktadır. Hiç şüphe yok ki Kaçaznuni emperyalist oyunlara karşı olan bu tavrıyla yücelmiştir. (Kaçaznuni’nin sözkonusu Raporu, Mehmet Perinçek’in Moskova’daki araştırmaları ile açığa çıkarıldı ve Kaynak Yayınları tarafından kitap olarak basıldı.)

 

TARİHİ GERÇEKLER

            Adlarının önünde Prof. sıfatı bulunan Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile gazeteci Ali Bayramoğlu, “Ermeni kardeşimden özür diliyorum” başlığı altında açtıkları imza kampanyasıyla, Ermenilerden; 1915 uğratıldıkları “Büyük Felaketten” dolayı kendi adlarına özür diliyorlar.

            Bu davranışın ne anlama geldiğini anlamak için birkaç hatırlatma yapalım.

            Çarlık Rusyası, parçalanacak olan Osmanlı Devletinden kendi payına düşeni almak için harekete geçti. Ermeni örgütleri Rus Orduları ile birlikte hareket ederek cephedeki Osmanlı Ordusu’nu arkadan vurmaya başladılar. (Bkz. Kaçaznuni)

            Türkler, vatanlarına saldıran Rusya ve onlarla işbirliği yapan Ermenilere karşı vatanlarını savundular.

            İnseller ve Oranlar, Türklerin vatanlarını savunmasından dolayı özür diliyorlar.

            Ama daha önemlisi aradan 80 – 90 yıl geçtikten sonra özür dilemeleri. Onu da kendileri akıl etmedi.

            Soykırım iddiaları ilk defa 1980’lerle birlikte Amerika tarafından dile getirildi. Amerika’yı diğer emperyalist ülkeler takip etti.

            Emperyalizmin Dünya çapında saldırıya geçtiği ve Devrim dalgasının geri çekildiği koşullarda, Ermeni meselesi bir kez daha Batılı devletlerin Türkiye’ye yönelik sömürgeci emellerinin bir aracı olarak iyasaya sürüldü.

            Hedef, Büyük Ortadoğu Projesi’nde sınırlarının değişmesi öngörülen Türkiye Cumhuriyeti’dır. Ermeni Soykırımı yalanları şimdi, Türkiye’ye yönelik bu emperyalist emellere meşruiyet kazandırmak için dillendiriliyor.   

            Bir yalanı kabul ederek, “özür dileme” adı altında, kendi milletine karşı emperyalist merkezlerden organize edilen saldırıya katılan kişi ise alçalmaktadır.

 

                                                                                                         

 

mbgultekin@ip.org.tr

           

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
M T
Yorum yücelmek
YÜCELMEK Kendisini akıllı zanneden geri zekalı bir ukala ile Alah’ın yürü ve yücel dediği kimsenin ibretlik hikayesidir. Ders alınacak gerçek bir hikayedir. Yücelikleri öğrenmek için en iyi ders. Anne ve babasının vefatıyla Denizli Yetiştirme Yurdu’nda yetişen bir delikanlı vardır. Bu delikanlının adı Mehmettir. Çevresinde çok zeki tanınır. Esasında o kadar da zeki değildir. Mehmetin öyle hırsızlık, sigara ve içki gibi kötü alışkanlıkları yoktur. Ama çok büyük bir kusuru vardır. Haksızlık karşısında hemen çabuk agresifleşerek kavga yapar. Her gün onlarca kavga yapar. Kavga yapa yapa artık dövüş konusunda uzmanlaşır. Kendinden büyüklere bile haksızlık karşısında kafa tutar ve hiç yılmaz. Bir yaz tatilinde sakin birkaç arkadaş edinir. Onların düzenli hayatına gıpta eder. Mehmet artık uslu olmak istemektedir. Tatil sonrası Fen Lisesi yerine Denizli İmam Hatip Lisesine gitmek istemektedir. Yurtlarda Laik hava esmektedir. Dayak yemesine rağmen İHL ‘den vazgeçmez. Akranları ise Fen Lisesinde okumak için can atarken onun umurunda bile değildir. İHL’ni düşe kalka bitirir. Kendine çok güvendiği için Üniversite konusunda korkusu yoktur. İktisadi ve İdari Bilimler Fakultesini kazanır. Ama o Avrupada okumak istmektedir. Üniversitede okurken akrabalarının yardımıyla Hamburg Üniversitesine kaydolur. Aynı zamanda da evlenir. Gururlu olduğu için okurken bir dükkan açarak kendi ekmeğini kazanır. Artık o işadamıdır. Hamburg’ ta o zaman Türklerin dükkanları bir elin parmaklarını geçmez. Çünkü kimse dükkan açmanın prosedürünü bilmemektedir. Mehmet çevresini işadamı olmaları için yardım ve teşvik eder. Mehmet artı dükkan alıp satmaya başlayacaktır. Artık herkes Mehmeti ya kıskanır olur yada gıpta eder hale gelir. Takıldığı bir camiden tanıştığı dürüst bir genç delikanlı Mehmetten akıl danışır. Mehmet hemen işadamı ol der. Ama gencin parası yoktur. Genç çıraklık yapmak istemektedir. Mehmet gencin rüyasında göremeyeceği bir teklif yapar. ‘’Almanlara hizmet edeceğine kendinin patronu ol. Eğer benim 3 sene genel müdürüm olursan, ben sana bir dükkan hediye edeceğim ki, 3 sene çıraklık yapacaksın ve sonun belli değildir. ‘’der. Delikanlı kulaklarına inanamamaktadır. Çünkü hem hemen çırak yerine şef olacak, hemde 3 sene sonra kendisi patron olacaktır. Bunu yanında Mehmetin dükkanları hep kaliteli alış veriş merkezlerindedir. Mehmet aynı zamanda dürüst delikanlıya 3 sene bitmeden , yani 2 sene sonra Hamburgun en iyi merkezdeki yerindeki dükkanının birini hediye eder. Bu Almanyada bir ilktir. Belkide dünyada bir ilktir. Hemen kabul eder. Delikanlı dürüsttür ve çalışkandır. Delikanlının işsiz ağabeyleri vardır. Onlar Sosyal Daire yardımıyla yaşamaktadır. Delikanlının ağabeyi de kardeşinin durumundan memnundur. Kendisi de böyle fırsat aramaktadır. Konuyu kardeşine açar. Delikanlı da ağabeyinin isteğini Mehmete iletir. Mehmet 3-4 sene önce 480m2 bir elektro mağazasını iflas masasından almıştır. Ama eski elektro mağazasının sahibinin oğlu Mehmete mahkemeye vermiştir. Çünkü bu oğul o mağazaya 240.000DM masraf etmiştir. Mehmetin komşuları taban kata kullanamazlarken; bu oğul yeni ayrı olarak kalarüfer sistemi, duvarlara, tavana ve tabana extra evsahibinden hariç masraf la yaptırmıştır. Kirası bu yüzden 2400DM tır. Gerçekten bu kadar büyük bir yer için bu kira bedava sayılmaktadır. Mehmet bu parayı ödemek istemediği için olay mahkemeliktir. Mehmet bu mağazayı kendisi yürütmektedir. Aynı zamanda spot malda satmaktadır. Delikanlının ağabeysinin parası yoktur. Hatta altında arabası bile yoktur. Mehmet düşünür.Mehmet ağabeye yardımcı olmak ister. Delikanlının ağabeysini nasıl yardımcı olacağını hesap eder. Mehmet İmam Hatip Lisesi mezunu ve üniversite de işletme okuduğu için hem dini hemde ticari bilgisinin yanında tecrübeside vardır. İslam’daki mudaraba sistemini hatırlar. Mudaraba sisteminde parayı birisi emeğide ötekisi ortaya koyarak ortak olurlar. Mehmet delikanlının ağabeyine de rüyasında göremeyeceği babasının bile yapamayacağı bir teklif yapar . Ağabeyinin ağzı sevincinden kulaklarına varmaktadır. Mağaza, para, tecrübe, bilgi, ve mal Mehmetten, mağazayı çalıştırmak ağabeyinden olmak üzere kâr üzerine ortak olurlar. Ama Mehmet ‘’Bir.: Ben hakkımı hiç helal etmem. Ben hem öksüzüm hem yetimim. Ben sonradan helelaşarak ayrılmam.Yeme içmede herşey helaldır ama bilerek hakkımı yersen hakkımı hiç helal etmem. İki.: Ben bu işe 3-5 senelik için yapmıyorum devamlı olmasını istiyorum’’ der. Ağabeyinden söz alır.Şirket kurma 5-6 ay sonraya bırakılır.Daha sonraları ağabeyi başka bir tekif daha yapar. Kardeşleri ve babası boştadır. Mehmete ‘’Başkasına güvenilmez. İçimizden olsun. Kardeşim ve babam mağazada yardım etsin. Başkasına vereceğimiz parayı ailem alsın’’der. Akıllı geçinen ukala Mehmet hiçbir artniyet aramadığı için kabul eder. Mehmet esasında emek vermeyecektir ama en çok yine o çalışır. Çünkü o art niyet gütmemektedir. Ağabeysini , kardeşini babasını işleri öğretir. Tekstil işini de Mehmet onlara öğretir. Ağabeyi mağazada da tekstil satışınıda Mehmete teklif eder. Mehmet kabul eder. Mağazaya tekstil de getirirler. Ama evsahibinden mağazada tekstil satmaları için müsadeleri yoktur. Evsahibi çıkış gönderir. Ev sahibiyle Mehmet konuşur ikna eder. Ev sahibi yeniden emlakçı masrafı istemektedir. Mağaza Mehmetin hanımının üstünedir. Mehmet yeni kira kontratını üzerine almak istemektedir. Ağabeyi Mehmete yeni bir teklifle gelir. ‘’ Biz nasıl olsa öğrendik senin buraya gelmene gerek yok. Yeni bir şirket kuralım ben o şirketin müdürü olayım. Zaten sen emek vermek zorunda değilsin.Kira kontratıda benim üzere olsun’’ der. Herkesin akıllı zannettiği ukala Mehmet hiç bir artniyet aramaksızın bunuda kabul eder. Artık mağazanın kira kontratı akıllı ve dürüst ağabeyin üstünedir. Emlak masrafı olarak binlerce DM ve 3 aylık kira Mehmet tarafından ödenir. Zaten Emlakçıda Mehmetin 3 aylık da kira kaporası vardır. Kabul ettiğiyle kalmaz eşindeki cep telefonunu da eşinin darılmasına aldırmaksızın ağabeyine verir. Çünkü herkes cep telefonunu ozamanda alamıyordu. Ağabeyi Schufa da olduğu için hiç alamazdı. Ağabeyi Hamburg’un uzak kenar semtinde oturduğu için gelip gitme problemi yaşıyordu ve arabası da yoktu. Mehmet altındaki arbayı da dürüst, dindar ağabeye verir. Neden? Bu iyiliklerin kadir kıymetini dindar, dürüst, mert ve hakyemez ağabey unutmaz ve bilir. Ağabeyi dürüsttür, dindardır. Hak yemez. Bir süre sonra Mehmet ile bir caminin başkanı aynı zamanda imamıyla karşılaşır. Mehmet imamı, imamda Mehmeti sever ve sayar. İmam ‘’ Mehmet keşke onları ortak almasaydın. Onlar benim hemşehrimdir. Onun babasından çektiğimi kimseden çekmedim. Keşke bana sorsaydın ‘’der. Mehmet bu sözlere şaşırır ama oralı olmaz. Çünkü ukala Mehmet helal yolla büyük bir holdingin hülyasını kurmaktadır. Neyse Mehmet Hamburg dışından Plus dükkanı bulur. Mehmet Plus , Rewe gibi büyük mağazalar zincirlerinin üst yönetimini şahsen tanımaktadır. Kira kontratını Ağabeyin boniteti olmadığı için Mehmetin hanımının üzerine yapılır. Mehmet bulunan dükkanın masraflarını elektronik mağazanın kârıyla yapmak ister. Cami cemaatından da genç bir delikanlıyı da kâr üzerine ortak alarak yiyecek mağazasının müdürü yaparlar.Bütün mallar Reweden gelecektir. Meyve sebze de Hamburg halinden temin edilecektir. Mehmet artık hergün yiyecek mağazasını ilgilenir. Sabah saat 02.00 de hale gider saat 05.00-06.00 kadar halde alışını yapar. Oradan Otto versand ın spot haline uğrar. Kamyondaki kalan yeri spot malla doldurur akşam 21.00-22.00 ye kadar çalışır. Çalışmayacak olan Mehmet mağazalara mal bulmaktan akşam eve gelemez çocuklarını göremez hale gelir. Parasız kardeşlerin halleri iyileşir yüzleri güler Mehmette bundan memnun olur. Mehmet spot aldığı paletmalların içinde güzel cep telefonu liste de görür. Kendi cep telefonu eski ve iyi çalışmaz haldedir. Ağabeye ‘’ cep telefonlarından falanca modeli satmayın. Benim telefon hem eski hem bozuk. Kendime falanca telefonu istiyorum’’der. Bakar ki o telefonu kardeşleri kullanıyor. Mehmet başka bir telefon geldiğinde onu alırım diye yine içinden geçirerek umursamaz. Bu sefer akrabalarına veya arkadaşlarına o telefonlar verilmiştir. Mehmet yine umursamaz. Mehmet Spot aldığı yerde paletin içinden bir telefon alarak kullanmaya başlar. Mağazada kardeşler Mehmete kıyameti koparırlar.’Hırsız ne hakla o telefonu çalıyorsun. Bize haber verdin mi? Bizden izin aldın mı?’’ Mehmet şaşırır. Mağaza Mehmetin mağazası. Telefon ise Mehmetin malı.kardeşlerine ne oluyor? Mehmet olayın üstüne gitmez. Mehmet güya küçük olaylarla vakit ve enerji kaybetmek istemez. Mehmet yine aptallık yapar, yine de oralı olmaz. Babaları Mehmete her zaman ‘’Mehmet sen bizim sırtımızdan beleş geçiniyorsun ‘’baş kakmalarına başlar. Ay sonunda kârlar paylaşılacaktır. Hakyemez ağabey kendine kârdan hariç aylık ücret ayırmış. Mehmer hakyemez ağabeye şöyle der:’’ Çalışma zorunluluğu olmayan benim. Ama ben yine de senden fazla çalışıyorum. Aylık emek için ücret alınacaksa onu ben almalıyım. Sen zaten emek ortaya koyarak emeğin karşılığında kâr üzerine ortaksın. Emek için yeniden kârdan hariç kendine ücret ayırman hak değil. Hakkımı helal etmiyorum’’ der. Ağabey umursamaz. Akıllı zannedilen ukala Mehmet herşeyi kavramaya başlamıştır. Ama İş işten geçmiştir. İpler ağabeyin elindedir. Mehmet ikinci şoku mahkemeden yer. Mahkemeyi de kaybetmiştir. Karşı taraf avukat masrafı , kendi avukatının masrafı , mahkeme masrafı dahil anaparasın ve faizleriyle aşağı yukarı takriben300.000DM ödemek zorundadır. Mehmet artık salak yerine konmaktadır. Kardeşleri ve babası Mehmeti dinlememektedirler. Başlarına buyruk hareket etmektedirler. Hatta’’ Başımızdan ne zaman defolup gideceksin.Yakamızdan ne zaman düşeceksin. Biz hep bir asalakı mı besleyeceğiz’’demektedirler. Mehmetin sabırdan başka çaresi kalmamıştır. Hamburg dışındaki yiyecek mağazası da zarar etmektedir. Kira kontratı da Mehmetin hanımının üzerinedir ve 5 sene mecbur kira ödenecektir. Günlerden birgün hakyemez ağabey Mehmete bir teklif yapar. ‘’Biz artık şirket falan kurmayalım ortaklıktan ayrılalım. Hamburg dışındaki dükkandan ben hak talep etmiyorum. O senin olsun bu elektronik mağaza benim olsun ‘’ der. Ukala Mehmet salaktır ama tam aptal da değildir. Zarar eden her ay kirası biriken dükkanı Mehmet alacak, çalışan merkezdeki dükkanı hakyemez, dürüst ağabey alacak. Ne teklif ama. Mahkemede elektronik mağaza için kaybedilen takriben 300.000 DM ne olacak? O dürüst , hakyemez ağabeyin sorunu değil. O Mehmetin sorunu. Ne güzel ortaklık değil mi? Tabi ki Mehmet kabul etmez. Türk deyimi var ya seve seve kabul etmezsen bir yolu bulunur sive sive kabul ettirilir. Mehmet yine sabah saat 02.00 kalkıyor. Sebze halinden alımını yaptıktan sonra Otto versandın spot halini uğruyor. Çok güzel palet malların geldiğini görüyor. Büyük bir miktarda alıyor. Kamyonun boşkalan yerine yükleyebileceği kadar tıka basa dolduruyor. Artık kamyonda yer kalmıyor 3-4 palet kalıyor. Mehmet ertesi gün yeniden 3-4 paleti almak için gidiyor. Aaaa Dürüst hakyemez ağabey Mehmeti bekliyor. Neymiş Mehmet 3-4 Palet malı çalacakmış. ‘’Sen bu malı çalacaktın değil mi’’ diye Mehmeti sıkıştırmaya başlıyor.Haldeki adamların ve Hamburg dışındaki mağaza işçilerinin ‘’ Kamyon dün tıka basa doluydu’’ sözlerini hiç duymuyor. Oralı bile olmuyor. Mehmet çalışmadan kâr alması gerekirken çalışıyor ve çalıştığı için ayrıca ücret talep etmiyor. Canla başla dürüst ağabeyden fazlasıyla çalışıyır. Ağabey kardeşleri var diye istediği zaman gelip istediği zaman gidiyor. Ay sonunda da emeği karşılığında yanlız kâr alacağı halde kendisine emeği karşılığında yeniden aylık bağlıyor. Emeği karşılığında hem aylık hem de kâr alıyor. Bu haksızlığa Mehmet istemedediği halde ses çıkarmıyor. Yanında işçisi durumundaki dürüst ağabeyden hırsızlıkla suçlanıyor. Mehmet 3-4 palet malı çalmadığı halde çalsa ne çıkar. Ağabeyin kendisine haksız bağladığı extra aylığın yanında bir hiç kalır. Ama dürüst , dindar hakyemez ağabeyin umurunda değil. Mehmetle artık ortaklık bitecek. Artık parasız pulsuz dürüst, dindar ağabeyin herşeyi var artık. Mehmet ‘’ ortaklıktan çıkmak istiyorsan , mağaza benim mağaza mal benim mal. Benim malın üzerine nekadar mal fazla ise onu paylaşır ortaklıktan çıkarsın’’ diye dürüst , hakyemez, dindar ağabeye salakça teklif ediyor. Dindar ağabey’’ Dükkan benim üstüme sen çıkacaksın’’ diyor. Mehmet çaresiz. Aklına Cami İmamı ve başkanı aynı zamanda dindar ağabeyin hocalığını yapmış olan hoca ‘’hakemliğimizi yapsın. O nederse onun dediğini uygulayalım’’teklifini dürüst ağabeye söylüyor. Dindar hakyemez ağabey’’ Ben kendi göbek bağımı kendim keserim.’’ diyor. Teklifi kabul etmiyor. Hakyemez ağabey mağazadaki malları saymadan 30.000DM değer biçiyor. Nasıl olsa dizginler onun elinde. 30.000DM yarısı olan 15.000DM Mehmet bu senin hakkın diyor. 3 aylık depozite ve emlakçı masrafı hiç sayılmıyor. Onuda mağazadan kâr yaptıktan sonra bir yıl sonra ödeyecek. Ne sivri ticari zeka değil mi? Halbuki Mehmetin sırf mağazada dürüst ağabeyden önce aldığı fakat ödeme tarihi gelmeyen çanak antenin borcu 18.000DM . Ayrıca mağazanın takriben 300.000DM mahkemede kaybedilen borcu var. Bunlar dürüst ağabeyin umurunda değil. Bir hafta önce bir adam150.000DM hava parasıyla mağazayı satın almak için Mehmete başvurmuş teklif yapmıştı. Mehmet kabul edemezdi. Çünkü 300.000DM kendisi ödemek zorunda idi. Ayrıca niye satsın ki mağaza tıkır tıkır çalışıyordu. Hakyemez ağabey kendince dürüstçe, hakça paylaştırma yaptı. Dürüst ağabey emek verdiği için mağazanın %50 si kendisine pay biçti.Emeğinin karşılığını çifte çifte alması mevzubahis değil. Emeğinin karşılığındaki çifte kârın yanında , emeğinin üçüncü karşılığı dükkanın yarısınıda kendine pay etmişti. Mehmetin 100% olan mağazası dürüst, %50si yani yarısı hakyemez ağabeyin oluvermişti.Yine dürüst hakyemez ağabey dürüstçe yeniden pay ve teklif yaptı. Mehmetin kabul etmediği , edemediği, etmesi mümkün olmadığı 150.000DM lık teklifin yarısı olan 75.000DM dürüst, hakyemez ağabey Mehmete teklif etti. Niye Mehmetin kabul etmediği 150.000DM değilde yarısı olan 75.000DM Mehmet kabul etmek zorunda. Çünkü dürüst ağabeyin emek karşılığı ortaklığa girdiği mağazanın yarısı ayrılırken otomatikman dürüst hakyemez ağabeyin hakkı oluvermişti. Salak ve aptal olan Mehmet bu dürüstçe teklifi kabul etmek zorunda idi. Yoksa hiç birşeyde alamazdı .Salak ve aptal olan kendini akıllı zanneden ukala Mehmet ölümü görmüş, sıtmayı kabul etmek zorunda kalmıştı. Yani Mahkemece kaybedilen takriben 300.000DM ı Mehmet ödeyecek.Buna karşılık dürüst ağabey mağazanın yarısının kendisinin olduğunu karar vererek 75.0000 DM ödeyecekti. Dürüst , hakperest ve herkesçe dindar bilinen ağabey kâr ortaklığının yanında bir de hiçbir masrafsız mağazanında ortağı oluvermişti.Hemde Mehmetin kabul etmediği reddetmiş olduğu paranın yarısıyla Mehmetin tüm hakkını satın almak durumuna gelmişti. Mehmet ise kabul etmediği 150.000DM ın yarısıyla bırak yarı hakkını tüm hakkını yitirmişti. Bu Mehmet tarfından kalabullenilemeyecek bir durum idi.Türk deyimiyle Dağdan gelen bağdakini kovmuştu.Dürüst ağabey okadar akıllı ki Mehmetin kabul etmediği 150.000DM yarısı olan 75.000DM mehmeti kabul ettirmişti. Mehmet gönül rızasıyla kabul edemediğini diliyle kabul etmek zorunda kaldı. Herkesçe akıllı zannedilen Mehmet ne kadar aptal ve şapşal oduğu böylece ortaya çıkmış oldu. Aptal Mehmet kendince şöyle diyor. Bu dünyanın bir de ahireti var. Bu mağazanın 7-8 aylık kârı zaten 70.000DM -80.000 DM. Hiç kimse bu 7-8 ayda alacağı parayı alarak gönül rızasıyla ortaklıktan hatta tüm mağazadaki haklarından ayrılmaz. Hele önündeki 300.000DM lık ceza da cabası. Bu hakça paylaşımı Necip Fazılın deyimiyle ‘’kurt kuzuya yapmazdı.’’ Mağazanın hepsinin Allah ve kulları arasında Mehmetin olduğunu herkes biliyordu. Ama kanunen Mehmetin eli ayağı bağlanmıştı.Zaten Emlakçıdaki Mehmetin kaporası ve Emlam masrafı bu parayı aşıyordu. Ama süper ticari zekalı dürüst, hakperest ve dindar gözüken ağabeyin umurunda bile değildi. Mağazadaki mallarrın yarısını Mehmet alıp götürmek istedi.Dürüst, hakperest ağabey bunuda razı olmadı. Bir sene sonra dürüst ağabeyin kafasından biçtiği 30.000DM ın yarısı olan 15.000DM Mehmetin mallarıyla kâr ederek ödedi. Mehmet kendini ‘’Allah huzurunda mağazanın yarı kârı benimdir ‘’ diye kendini avutarak gülünç duruma düştü. Dürüst ağabey yine süper ticari zekasını çalıştırarak bir daha bonkörlük yaptı. Ne kadar hakperest olduğunu bir daha gösterdi. Kira sözleşmesi Mehmetin hanımının üzerinde olan devamlı zarar eden ve kira borçları biriken Hamburg dışındaki mağazada ki haklarına Mehmet ve diğer ortağına hediye etti. Diğer ortak ta kira borçlarıyla Mehmete bırakarak gitti.Mehmetin devredecek durumu yoktu. Çünkü kira sözleşmesi eşinin üzerinde idi. Mehmet zarar eden boş dükkanı yıllarca boşu boşuna kira ödeyerek kendisine hakları hediye edilen dükkanın borçlarını ödemeye mahkum oldu. Böylece ne kadar da zeka özürlü olduğu ortaya çıktı. Mehmet bir sene sonra ortaklığının yarısı olan parayı daha hala alamamıştı. Ama ortaklıktan çıkmıştı. Eğer ortak kalsaydı. Ortaklıktan ayrıldığı paradan fazla mağazanın karından alacak, ama mağaza hala onun olacaktı. Hem ortaklıktan çıktı. Bir sene içinde ortaklıktan çıkmanın parasını alamadı.Ortak kalmış olsa idi eline daha fazla eline para geçecekti. Hemde mağazanın sahibi kalacaktı. İşte Mehmet böyle geri zekalı ukalanın tekiydi. Üstün zekalı dürüst ağabey kafasını çalıştırarak emek karşılığı olarak ortak girdiği mağazada kârdan ödeyerek mağazanın tek sahibi oluverdi. Kafasını çalıştırmasaydı, hala mağazada Mehmete ortaklık kârı ödeyecek. Aynı zamanda mağazanın sahibi olamayacaktı. Hem kârdan azını ödedi. Gerisi onun oldu. Hemde kârın bir kısmıyla mağazanın sahibi oldu. Buda dürüst ağabeyin üstün ticari zekasıyla mümkün olmuştu. Dürüst ağabey mağazanın gerçek sahibini bilenlere ve Mehmetle iş yapmak isteyenlere Mehmetin üçkağıtçı ve hırsız olduğunu söyleyerek başkalarının Mehmetle iş yapmasını önledi. Böylece herkesi Mehmetin hırsızlığından ve üçkağıtçılığından koruyarak zavallı çoğu kişiyi de Mehmetle iş yaptırmadı. Dindar, dürüst ağabey yalan mı söyleyecekti. Elbette dürüst kişiden dürstlük beklenir. Mehmet ne mi yaptı. Mehmet 300.000DM lık ceza ve yıllarca kira borcu ile boğuştu durdu. Eşi de Mehmetin bukadar ukalalığından bıktı.’’ Bütün dürüstlükler, hakperestlikler senin dindar dediğin dürüst insanlardan geliyor. Ben kendim kazanacağım ve kendim yiyeceğim.’’ dedi. Mehmeti de böylece hanımı haklı olarak boşadı. Allah’ta dürüst ağabeye Mehmetin kurduğu sistem üzerinden yürü kulum yücel kulum dedi. Ağabey yüceldi de yüceldi. O kadar yüceldiki Hamburgun türk zenginlerine geçerek yüceldi. O kadar yüce ki herkes onu elleriyle gösteriyor. O kadar yüceldi ki türklerin Hamburgtaki yücesi ve gururu oldu. O kadar yüceldiki Medyada sayfa sayfa boy gösterdi. Çünkü Cenabı Allah kuluna yürü ve yücel demişti. O da yüceldi. Yüceldi de Yüceldi. O yüceldi. Şirketleri yüceldi. O yüceldi etrafı yüceldi. O yüceldi kardeşleri de yüceldi. Hepbirlikte yüceldiler. O kadar yüceldi ki davetlerde de yüceldi. O kadar yüceldi ki protokollerin baş yücesi oldu. Dürüst ağabey hacca gidecektir. Mehmet aklına gelir. Mehmete gider.’’ Ben hacca gidiyorum ‘’der. Mehmet umursamaz. Hakperest ağabey Mehmete çıkışır. ‘’ Hacca giderken ne söylenir? Hacca giderken hakkını helal et denir’’ der. Mehmet umursamazlıktan ‘’Ben İmam Hatip Mezunuyum. Bilmiyordum. Senin sayende öğrendim. Ben sana zamanında demiştim Ama ben hakkımı helal etmiyorum. der.Dürüst Ağabey :’’Eğer hakkını helal etmezsen cennete giriemezsin diye geri zekalı Mehmete akıl da verir.’’ Nede olsa Mehmetin kafası çalışmaz’’ Zaten bu dünyada bana cehennemi yaşattın.Cennete bunun yüzünden girmeyecek te olsam Cehenneme girmeyi yeğlerim sana yine de hakkımı helal etmem’’ diye söylenir. Çünkü bu olay Mehmete o kadar koymuştur ki Mehmet dürüst, hakperest ve dindar geçinen ağabeye Kabede hatta Hacerül Esvede dokunarak beddua etmiştir. Arafatta beddua etmiştir. Medinede Peygamberin temiz vücüdu/evi ile mihrabı arasında beddua etmiştir. Onun yüzüden Allah’ına bile isyan etmiştir. İnşaallah.Bir gün gelecek. İnşaallah Allah bu dünyada ve öbür dünyada bunun hesabını soracaktır. Hani ayette ne diyor. ‘’İpini ilk önce salıveririz. Sonra ipi çekeriz.’’ İnşaallah . Allah dürüst ve hakperestin ipinin çekilişini bütün Hamburgtaki Türklere gösterecektir. Şimdiden bunun şahidi Türkler olacaktır. İnşaallah. Ama Mehmet ümitlidir. İnşaallah, Allah ‘’ Ey dürüst senin zulmün yetti artık’’diyecek İnşaallah. İnşaallah Allah’’ Ey hakperest sen imtihanı kaybettin zenginliğin kıymetini bilemedin.diyecek’’İnşaallah. İnşaallah. Allah ‘’ Ey Dindar geçinen artık sürün diyecek’’ . İnşaalah. Ama Mehmet hala ümitlidir. İnşaallah birgün gelecek. İnşaallah keser dönecek. İnşaallah sap dönecek. İnşaallah hesap dönecektir. İnşaallah zalimlerin zulmu de bitecektir. Ne demişler.. Zalimin zulmü için yaşasın Cehennem. İnşaallah. Bundan sonra salak Mehmetide Cenabı Allah bundan sonra yürü kulum der İnşaallah, Berekallah. Le havle vele kuvvete illa billa hil aliyül aziym.
13 Haziran 2009 Cumartesi 16:05
Mehmet ERGÜN
Yorum Yukarıdaki yazıyı okuyan kardeşlerimden ricam.
Lütfen www.ozurdileme.com internet adresine giriniz ve soykırım yalanlarına karşı tavır koyunuz. Bizler Amerikalılar gibi Kızılderili yok etmedik. Fransızlar gibi Cezayirli Arap halkını katletmedik. Almanlar gibi musevileri gaz odasına göndermedik. Hele hele Irak'ta 1,5 milyon insanı hiç öldürmedik. Sadece Vatanımızı savunduk.
19 Aralık 2008 Cuma 21:38
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR