













Bugün yazı yazma niyetinde değildim. Salı günü yayınlayacağım “Haydi Gençler Açık Öğretime” adlı Sarsak Ses serisi ile mizahi bir şekilde YÖK yazılarımı bitirecektim.
Ama olmadı. YÖK başkanımızın bugün Kanal 24 televizyonunda katıldığı canlı yayını tevafuk eseri izledim. Bir edebiyatçı olarak bu tür konulara girmek gerçekten benim için düşündürücü bir durum olsa da bu yazıyı ara bir yazı olarak yazma ihtiyacı duydum.
İlk önce şunu belirtelim. Bir önceki yazımız olan YÖK Başkanına ve Üyelerine Açık Mektup adlı yazımızı YÖK’e elektronik posta yoluyla ulaştırdık. Aldığımız cevap ilginçti. Gelen cevabı aynen aktarıyorum.
“Sayın Zengin, Yükseköğretim kurumları bünyesinde bölüm, anabilim dalı açılması teklifleri üniversite rektörlüklerinden geldiğinde değerlendirmeye alınmaktadır.”
İnanılmaz kapsamlı bir cevap değil mi? Bir yazarın kaleminden dökülse Edebiyat fakültelerinde ne yazmış be adam? Ne büyük düşünür gibi sanırım saatlerce konuşulur.
Evet, hiçbir sorumuza bu yanıt ile cevap alamadık. Biz YÖK’e bu bölümü kim açar diye sormadık. Bu bölümü açmak için teklifi biz mi yapacağız? Herhalde Üniversite rektörlüğü yapacak. Bizi ilgilendiren konu bu mu? Değil tabii ki. Ben bu cevaptan şunu anladım;
“Sizin bu yazınızı biz okumadık. Sadece cevap vermek için cevaplıyoruz.”
Sayın YÖK başkanına ilk yazımızdaki sorulara ek olarak birkaç soru daha soralım.
Türk Dili ve Edebiyatı bölümü açık öğretimde açılırken kontenjan sınırlaması konulacakmış ama unutulmuş diye bir bilgi aldık. Diğer lisans bölümlerinin yanında karambole giden bir bölüm mü olduk yoksa. Kontenjan koymak unutulduysa vay hâlimize…
Sevgili Başkanımız canlı yayında ÖSS sınavını gelecekte açık uçlu yapmayı düşünüyorum dedi. Bu ne demek oluyor biliyor musunuz? Klasik dediğimiz yazılı sistemi ile öğrenci alacaklar anlamına geliyor. Sormazlar mı şimdi size.
Sayın başkanım; Klasik yazılı ile öğrenci alacaksın da ne mantıkla Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü test sistemi ile mezun veren açık öğretimde açıyorsunuz? Hem de kontenjansız… Bu kendimizle dalga geçmek gibi bir şey. Hem bu açık uçlu sistemle sınavlara giren kişi sayısı azalacak diyorsunuz hem de yüz kelimelik kompozisyon yazmadan Edebiyat fakültesinden 42000 insanı mezun edecek duruma getiriyorsunuz. Yaptıklarınızla söyledikleriniz de çok büyük terslikler var.
Hep soracak değiliz ya biraz da cevap verelim. Herkesten özür dileyerek seviyemi biraz küçülteceğim.
Kanal 24 Ankara Masası sunucusu canlı yayında dedi ki; “Türkiye’de Türkolog ve Sosyolog yok.”
Bu söz çok canımı sıktı. Bohem insan böyle söylemez. Bu işe bu kadar emek vermiş Türkologlar ve Sosyologlar için üzüldüm. Özellikle YÖK başkanımız ÖZCAN için eseflendim. O da bir sosyologdur. Düşünsenize karşınınızdaki adam siz Sosyolog değilsiniz diyor.
Bu sunucu ağabeyimize, sevdiğim Mürsel karakteriyle; “ HAADİ ORDAN” diyoruz. “TÜRKİYE’DE SENİN GİBİ BİLİNÇSİZ SUNUCU ÇOK. FARKLI OLMAYA ÇALIŞ BİRAZ AKILLAN…”
bir anlamda saçmalık...
Bilmiyorum...