













‘Korku İmparatorluğu’, “Neres inden Tutsak Elimizde Kalıyor” düzeniyle işbirliği içinde, ‘halkın yönetmesi’ anlamına gelmesi gereken ‘demokrasi’yi ‘halkın yönetilmesi’ olarak tersine çevirmiş durumda. Öyle ya, “ayaklar baş olamazdı”. Önce ‘baraj’ diye bir icatta bulundular. Amaç, ülkenin istikrarını sağlamaktı sözümona. Oysa, zaten, istikrarsızlığı sağlayan, ezen sınıfların temsilcisi olan büyük partiler arasındaki uyuşmazlıklardı. Sermayenin vesayeti tartışılamadı hiç, bu mecliste. Egemenler içindeki en hararetli kavgalarda, söz konusu olan, asker vesayeti ya da imam vesayeti idi. Baraj, bir süre, ezilenlerin meclis dışında kalmasına yaradı. Seçmen, çaresizlikle, bu büyük partilere oy verdi. Kimisi, ilerici bulduğu yönleri öne çıkararak CHP’yi seçti. Diğerleri, AKP’yi demokrasi havarisi sanarak onu seçti. Meydanlarda, coplar, birincilere de ikincilere de indi sayısız defa. Sonra bağımsız adaylık kavramı gelişti. Belli bir kesimden bağımsız adayların bu kadar kitlesel bir biçimde seçilebiliyor olması, zaten meclisin bir meşruluk bunalımında olduğunu gösteriyordu. Ancak, yine de, Meclis, sorunların silahlarla değil diplomasiyle çözülebileceği bir yer olarak belli bir saygınlığa sahipti.
BDP’li milletvekillerinin, demokratik hakların genişletilmesinde önemli etkileri oldu. Ancak, aynı zamanda, tüm baskılara karşın oluşturdukları hat, her sorunun Meclis’te çözülebileceği ve hatta çeşitli halklardan ezilenlerin, toplumda oranları derecesinde temsil edilebileceği gibi yalancı bir umut doğurdu. Gerçekte, bu mecliste, 100 milletvekili çıkarmak bile, birçok durumda yetmiyor. Demokratik hakların genişletilmesinde, Meclis, tek başına çözüm yeri değil. Zaten, kimi adayların üstüne Yüksek Seçim Kurulu tarafından çizik atılmasıyla, siyasetin sokaklara taştığını ve geçici bir taşkınla kısıtlı olmayıp oradan sürdüğünü gördük, görüyoruz. Ancak, bundan önce de, hep sokaktaydı zaten siyaset.
Demokrasi yalanlarına kanmayan, Meclis’in meşruluğuna inanmayan sol bir kesim bulunmakta. Eskisi kadar güçlü olmasalar da, varlar. Bunların bir bölümü, kampanya temelinde biraraya geliyor. Bir protestodan ötekine koşuyor. Onlar için, YSK çiziği, şaşırtıcı değil; beklenen bir olaydı. Egemenlerin düzeni, ezilenlerin temsilini elinden geldiğince engelleyecekti zaten.
BDP’nin Meclis’te yer alması, gerçekte, kimi zaman, AKP’nin elini güçlendirdi. AKP, BDP milletvekilleriyle ters düşse de, BDP’nin Meclis’teki varlığı üzerinden, Avrupa Birliği’ne ve ‘demokrasi aşık’larına, AKP Türkiyesi’nin ne kadar demokratik olduğunu ballandıra ballandıra anlatabiliyordu. Zaten, tam da bu nedenle, AKP içinden, YSK çiziğine karşı çıkanlar oluyor. AKP’nin demokratik imge yapıcıları rahatsız. Şimdi nasıl anlatacaklar bunu AB’ye. Ahmet Şık’la Nedim Şener’e ‘terörist’ dediler; ötekine ‘Fransız’ dediler; berikine ‘Ergenekoncu’ dediler; çıktılar işin içinden. Ama bu kez, işler o kadar kolay değil.
Ama yalnızca bu mu... Yalnızca bu olsa, “neresinden tutsak elimizde kalıyor” demezdik. Her sınavda başka bir rezalet patlak veriyor. Liselilerin son 30 yılda, toplumsal hareketlere en yüksek katılımını görüyoruz. Elbette haklılar. Eskiden, cemaatçiler, şifreleri bilemiyordu ya da sahtecilik yapılsa da büyük çapta olamıyordu. İşte bu nedenle, dersane açıp açtırıp sınava hazırlanmaları gerekiyordu. Şimdi öyle mi ya... Dersanelerini bir bir kapatırlar bu gidişle. Ne gerek var artık. Sen namazını kılarsan şifre geliyor. “ Allah’ıma sordum, “cevap, B şıkkı” dedi”.
Kim hoşnut bu düzenden? Şifresi olanlar hoşnuttur elbette. Mecliste temsil edilenler de hoşnuttur kuşkusuz. Cepleri dolanlar mutludur. Heykelleri ‘ucube’ diye yıktırıp Beyoğlu’na ‘alışveriş merkezi’ diye bir ucube dikenler de mutludur. İstanbul’u talana ve doğal yıkıma götürecek çılgın projelerle, çiftekentlerle semiren akademikler (‘akademisyen’ demesi zor), şirketler ve şürekaları mutludur elbette. Ancak, bu kadar mutsuzluğun olduğu bir ülkede, bu mutluluklar uzun süremez. Hileli sınavlarıyla, çakma meclisiyle, çılgın projeleriyle, çöküşün eşiğinde olan bir ülke görüyoruz. Çöküş, herzaman kötü değildir. Yeni bir dünya için, eskisinin çökmesi gerekir.
gündem