Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Önder Birol Bıyık
obirol011@gmail.com
Yaşamdan Biriktirmek…
13 Temmuz 2011 Çarşamba 12:52

İnsanın yaşama dair söyleyecek sözünün olması, iddialı ama zor bir cümledir. Yaşamın her dönemecinde yeni sorular sorarız ellerimizin kıvrımlarında kalınlaşan zamana. Yıllar geçer sorular çoğalır.  

Hayat biraz da yeni keşifler yolculuğudur. Yanıtları muktedir bir keşif değil bu ama… Sorularla çoğalan, sorduğun soru kadar benliğinin hacmini genişleten keşifler dizgesi.

Yani tecrübe denen şey, yanıtlardan çok sorularda anlamıyla buluşur çoğu kez. Ancak her soru kendi yanıtını da kışkırtır.

 Yirmi yaşında kendinize sorduğunuz soruları, isyankârlıklarınızı, dünyanın üzerine kurulduğu direklerin yerini değiştireceğinize dair o müthiş özgüveni kırk yaşınıza geldiğinizde özlersiniz elbet. Ama çok gerilerde kalmıştır o çağlar… Artık sorularınız gibi aradığınız cevaplar da değişmeye başlar.   Yirmi yaşında   ‘yaşama itiraz’ cümleleri, kırk yaşlarında ‘yaşama tutunma’ haline geriler.

Yıllar geçtikçe toprağa benzer tenimiz, ruh çocuklaşır. Bu, suya benzeyen çocuk bedeninden toprak kıvrımlarını alan ihtiyar bedene doğru bir evrimdir. Su ile toprak arasında uçurumlar yoktur oysa kozmosta. Yani yaşam o kadar da abartılmaya gelmez.

Basit bir kuraldır; yaşamda sorular hep yanıtların önünde gider. Eğer esaslı sorulara esaslı yanıtlar biriktirmeyi başarmışsanız, kendinizi götürdüğünüz yere, içinizde bir derinliği de taşıyorsunuz demektir. O kuyunun içinde neler var bunu en iyi siz bilirsiniz – çoğunca acı vardır gerçi- yine de derinlik güzel şeydir.

Aslında yaşam sorularının yanıtları aforizmik yanıtlardır biraz. Hayat bir matematik denklemi değildir. Logaritma, integral düzenekleriyle izaha gelmez. Bu gök kubbe altında her insandan sadece bir tane var ve her insan kendi başına bir dünya. Bu peşin peşin yaşam sorgulamalarının da öznelliğine işaret eder. Bu yüzden yaşam üzerine konuşmalar sanrıları konuşmalardır.

***

Herkesin kendine ait aforizmaları olmalı, derim hayatta… Benim de kendince aforizmalarım var. Bazen bir yaşanmışlıktan el alır, bazen bir kitabın sürüklediği dip akıntılarından çıkar. Fakat onları yaşamına eklemek, kendi yaşamına onlarla anlamlar kurmak iyidir.

Marks’ın veciz bir sözü var. “İnsan düşündüğü gibi yaşamaz, yaşadığı gibi düşünür,”   Gerçekten de öyledir; yoksul adamın açlığını, zenginin parayı, şairin şiiri, kavuşamayan aşığın hep sevgilisini düşünmesi böyle bir şeydir. Fakat bilimselliğine şapka çıkartsam da yine de fazla determinist, sorunlu gelir bu aforizma bana…   Peki, düşünce denen o devingen süreç hep edilgen mi? İnsanı tarihin öznesi olarak gören Marks elbette böyle düşünmez. Ama ben yukarıdaki sözden hareketle Marks’ı aklım sıra tamamlamak isterim:

İNSANIN YAŞADIĞI GİBİ DÜŞÜNMESİ ZORUNLULUK, DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAMASI ERDEMDİR.

***

İnsan hep kendini bu dünyaya ait hisseder. Çünkü yaşam bu dünyada sürer gider. Ama bu dünyanın kozmosun bir parçası olduğunu, kendimizi de o parçanın parçası olarak görmemiz gerektiğini aklımıza kabul ettirsek bile içgüdülerimize anlatamayız. Oysa uzay denen o devasa boşlukta milyarlarca yıldız, gök taşı, meteor, gezegen;   milyonlarca galaksi var.  Örneğin güneşin tepesine çıkıp dünyaya, dünyanın içinde bir nokta bile olmayan kendimize şöyle bir baksak ya… Neyiz ki… Zaman dersen, geçmişe ve geleceğe doğru uzayıp giden bir sonsuzluk… 80 yılın lafı mı olur!

Bu kozmosun içinde varlıkla yokluk arasında bir geçişlilik yok. Aslında var da biz öyle görmek istemeyiz. İlk madde (Arkhe) eksi sonsuzdan artı sonsuza doğru devinen bir yapı. Sadece bu devinimin kuralları var. Engels’ten el alarak ‘doğanın diyalektiği’ de diyebiliriz buna, Darwin’e uyarak Evrim Teorisi de…   Uygarlığı da o kadar abartmayalım,   bu evrim sürecinde içgüdüsel yaşanır her şey. Ve yine bütün çaba, doğal seleksiyondan kaçınmak içindir.   Acımasız ve çetin bir varoluş savaşı… Kimse kimsenin gözyaşına bakmaz bu savaşta…   Bu düşünceler başka bir aforizmaya götürür beni.

DENİZDE BOĞULAN BİR ÇOCUK, ANNESİ İÇİN EVLAT ACISI, BALIKLAR İÇİN VİTAMİN DEPOSUDUR.

‘Anne’ dedik de, üzerine ne söylenir ki:

EVRENDE EN MÜKEMMEL İCAT ANNE YÜREĞİDİR.

***

Anne yüreğini anlatmaya hiçbir cümle anlatmaya kâfi gelmez. Genç yaşta yaşamını kaybeden bir anne öyküsü dinlemiştim. Ne zaman aklıma gelse ürperirim. 36 yaşında vakitsiz göçüp giden bir anne…   Ölürken parmakları ile dört işareti yapmış ve öylece kalmış. Üç çocuğu ve bir de eşi… Sözleriniz değil, gözleriniz anlatır ancak bu duyguyu. Geçiyorum.

Söz dönüp dolaşıp ölüme geldi yine… Yaşama güdüsü her şeye baskın gelen güdü… Doğadaki bitmeyen savaş tek geçerli nedeni yaşamak!   Ölüm yaşam diyalektiğinde, insan toza toprağa karışıp gitmeyi bir türlü hazmedemiyor. Oysa yaşam sınırlı olduğu için güzel.

YAŞAM GÜZELDİR ÇÜNKÜ SONSUZ DEĞİLDİR.

O yüzden kendimize yaşam sonrası boyutta yeni dünyalar icat ediyoruz. Felsefede eskantalizm deniyor buna.

YAŞAMA GÜDÜSÜ CENNETİ   İCAT ETTİ!

Oysa ölümü kabullenmek o kadar da zor olmasa gerek. Sonuçta kabullensek de kabullenmesek de herkes o kapıdan geçecek.   Ben tuhaf biçimde dünyada en adil şeyin ölüm olduğunu düşünürüm.

ÖLÜM HERKESİ EŞİTLİYOR VE KENDİNE KATIYOR.

Ölüm korkusu büyük bir anksiyete aslında… Bir daha hiç olmayacaksın. Seni sen yapan hiçbir şey olmayacak; sen olmayacaksın çünkü. Tatili yok. Örneğin 5 yılda bir dünyayı ziyaret yok. Mutlak yokluk o…   Ama Epikür gibi bir de ters açıdan bakınca, onu da usa büründürebiliriz. Birincisi yaşamın bütün güzellikleri geçiciliğinden kaynaklanıyor. İkincisi, ölümü aslında hiçbir zaman yaşamayacağız. Yaşamı acıya dönüştüren şeyin gereksiz kuruntular olduğunu, mutluluğun bu kuruntuların ötesinde başladığını söyleyen Epikür “Ben olduğumda ölüm olmayacak, ölüm olduğunda ben olmayacağım. Öyleyse ölümden korkmak anlamsızdır.” der.   Bu derin felsefe beni başka bir   aforizmaya götürüyor.

ÖLÜM DOĞMADAN ÖNCEKİ HALİNDİR. KORKACAK BİR ŞEY YOK!

Öyle, hangimiz hatırlıyoruz ki, biz doğmadan önce ne idik!

***

Sonuçta yaşam gelip geçiyor. İnsanın vicdanında kanayan yarası olmasın yeter ki…

Son söz diyelim;

İNSANIN KENDİSİNDEN UZAKLAŞTIKÇA DAHA BÜYÜK GÖRÜNEN TEK ŞEY VİCDAN AZABIDIR.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR