













Baharın geldiği ve hızla geçmek üzere olduğu şu günlerde, doğa yeni bir güne uyanırken sanki bütün canlılar bunun farkında olarak baharın son günlerini biraz daha fazla hissetmek istermişçesine keyifle yaşamaya çalışıyor.
Balkonumun hemen önünde adeta göğe doğru uzanmaya çalışan ve mor-mavi çiçeklerini yaşama gururla sunanarak, göğün mavisiyle kucaklaştıran mayıs ağacının gülümsemesini her sabah görmeden güne başlamak mümkün gözükmüyor.
Kahvaltı boyunca, onunla sohbet etmek ve mor-mavi çiçeklerindeki günlük gelişimi izlemek adeta her yeni günun sabahındaki ilk görevim oldu. Her yaprağın ve her çiçeğin, sabahın ilk saatlerindeki tomurcuklanması, bazan üzerlerindeki yağmur damlacıklarının boncuk boncuk birer beyaz buz taneciği gibi duruşu, derin ama hüzünlü bir aleme götürür beni.
Sokağın mor-mavi çiçekli mayıs ağacı ile, bahçemizin yediveren limonu arasındaki rekabeti ve çekişmeyi izlemek ise bir başka keyif. Yediveren limonumuz, yaşının küçüklüğüne bakmadan, açtığı çiçekleri ile etrafa saldığı mis kokularla, egzotik bitkilerin büyülü dünyasına bir adım daha bizi yaklaştırırken, hem bunun farkında olmanın şımarıklığını hem mayıs ağacının bir bulut misali gözlerimizin önünde uzanan masmavi çiçeklerine meydan okumasının gururunu yaşıyor ve bizlere de yaşatmaya çalışıyor.
Karşı apartmanın zemin katındaki, balkonu boydan boya camekan olan ve tam orta yerinde iki şezlongu bulunan dairede yine sabah hareketlenmesi başlamış gibi gözüküyor. Şezlongun üzerindeki yol yol cizgileri olan kumaş, mavi beyaz renklerden oluşuyor. Şezlonga oturanların tadacağı keyfi artırmak için yapılmış olan ayak uzatma yerlerinin üzerine konmuş ve birer puf yastığı andıran sevimli paspaslar sessizce sahiplerinin gelip kendilerine dokunmasını bekliyor.
Önce evin sevimlisi Bıdık, balkondaki yerini alıyor. Sanki az önce uyanmış gibi gerinmesini aheste aheste tamamlıyor. İsmine aldanmayın, Bıdık eni konu tamı tamına en az dört-beş kiloluk bir cüsseye sahip olmasına rağmen, yüzündeki masum ifadeyle ve çipil çipil gözleriyle, minik yavru bir kedi görünümünde olduğu için isminin anlamını yüklenebilmiş olmanın mutluluğunu yaşayan siyah-beyaz renkli, sevimli ama bir o kadar da tembel bir kedi.
Onun kahvaltısı her sabah mutlaka ve mutlaka herşeyden önce hazırlanır. Ortası çukur, kenarları yaklaşık beş santimlik bir çıkıntıyla kaplı olan turuncu renkteki kahvaltı servisinin yapıldığı tabak, camekan ile çevrili olduğunu söylediğim balkonda yerini aldıktan birkaç dakika sonra gelen Bıdık tarafından afiyet ile tertemiz bir hale getirilir. Bunun ardından ise, hemen yan tarafa konmuş olan beyaz ve çukur tabaktaki sütü de içen Bıdık, camekanın sağ tarafında duran büyük, tombul ve beyaz üzerine pembe kurdele desenli yastığının üzerine uzanarak, sanki az önce uyanan ve esneyen o değilmişçesine yeniden derin bir uykuya dalma öncesi dinginliğin keyfini yaşadığı her halinden açıkça anlaşılıyordu. Ancak hemen uyumayan Bıdık, sanki eksik kalan bir şeyin tamamlanmasını bekliyor ama o şeyin ne olduğunu bilmiyormuş gibi etrafına soran gözler ile bakıyordu.
İşte tam bu anda, sırasını bekleyen bir müzisyen misali, üst kattaki balkonda sessizce kafesinde duran kanarya, bir anda kıpır kıpır olup sağa sola döndükten ve etrafındakilerin dikkatini üzerine çektikten sonra, uzun uzun ötmeye ve adeta seranat yapmaya başlıyor. Kanarya kesintisiz bir uzunlukta ötüyor ve aniden duruyor, kafesinin etrafındaki erguvan rengi kumaştan yapılmış fırfırlı güneşliğe doğru bir kez sıçrayıp, belki de Bıdığın kendisini dinlediğini bildiğinden, çok fazla gecikmeden kaldığı yerden keyifle ötmeye devam ediyor. Bu sırada mor-mavi çiçekli ağaçlarımızın altından hızlı hızlı yürüyen, koyu gri bir eteğin üzerine parlak krem bir saten bluz giymiş olan sarışın genç hanım, saçlarını hafiifçe sallayıp dalgalandırdıktan sonra başını yavaşça balkona doğru çevirerek komşumuzun işveli kanaryasına gülümsemeyle karışık bir bakış atıp yoluna devam ediyor.
Bıdık ise, kanaryanın sesini, uyumadan önce mutlaka dinlenmesi gereken klasik parçalara verilen öneme benzer bir dikkat atfederek ve öyle dinleyerek, başıyla pembe kurdele desenli yastığına arsız arsız sürünerek uykusuna biraz daha yaklaştığını belli etmek istercesine şımarıklığına devam ediyor.
Ben ise, böylesine keyifli bir şekilde güne başlamanın her zaman mümkün olmadığını düşünüp kendimi mutlu hissettikten sonra, bardağımdaki çaydan son bir yudum alıp, tadını hücrelerimin her zerresine dek duyumsayarak kalkıp, beni nelerin beklediğini bilmediğim güne başlamak üzere yola çıkıyorum*.
*Bu yazımı, yakın zamanda çok sevdiği görme engelli kedisini kaybeden bir dostumun onunla paylaştığı güzel ve hiçbir zaman unutulmayacak olan anılarına ithaf ediyorum.
şok oldum :)
roman kokusu
mor-mavi çiçekli ağaç