













Öcalan, PKK ve yandaşları bugünlerde bulutların üzerindeler. Batı destekli ayrılıkçılık, Amerika ve AKP sayesinde elde ettiği avantajı, değişmez bir durum gibi değerlendiriyor.
Etnik temelde örgütlenen bir siyasi hareketin böyle bir durumu ele geçmez bir fırsat olarak değerlendirmesi ve bunun da bir subjektivizme yol açması normaldir.
Ama bu durum gerçeği değiştirmiyor. Gerçek, çağımızda ezilen bir dünya ülkesinde şiddet yoluna başvuran etnik örgütlerin kaderinin, emperyalist ülkelerin o ülke içindeki faaliyetlerine ve sağladıkları etkinliğe sıkı sıkıya bağlı olduğudur.
Emperyalizm başarı kazanırsa bu örgütlerin de başarıya ulaşmaları söz konusu olacaktır. Ama o ülkede emperyalizm kaybediyorsa, ona bağlı olarak faaliyet gösteren örgüt de kaybedecektir.
PKK’nın tarihi, başından bu güne kadar bu büyük gerçeğin ispatından ibarettir.
GERİCİLİK DÖNEMİ
1975 yılı yakın tarihte bir dönüm noktasıdır. Bu tarih Ekim Devrimi ve Türk Kurtuluş Savaşı ile başlayan 20. yüzyıl Devrim dalgasının som hamlelerinin gerçekleştiği yıldır. ABD Hindiçini’nde yenildi ve Afrika’daki son sömürgeler bağımsızlıklarına kavuştu. Bu tarihten sonra Devrim dalgası geri çekildi.
Yarım yüzyılı aşkın bir süredir ideolojik, askeri, siyasi her alanda geri çekilen emperyalizm 70’lerin ortalarından başlayarak yeniden saldırıya geçti. İdeolojide gerici milliyetçilik ve dincilik, siyasette neoliberalizm ve muhafazakârlık, ekonomide serbest piyasacılık adım adım dünyaya hâkim oldu.
İşte bu koşullarda emperyalizm bütün ezilen dünya ülkelerinde dinci gericiliği ve etnik temelde örgütlenmeleri destekledi, Şiddeti teşvik etti. Huntington ve Fukuyama gibi teorisyenler medeniyetler çatışması teorileriyle bu yeni gelişmeleri kutsadılar.
Bu dönem 1970’lerin ortalarından ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılına kadar sürdü.
PKK’nın ve ezilen dünyadaki diğer etnik ve dinsel temeldeki bütün gerici hareketlerin tarihine bakınız, emperyalizmin ideolojik, ekonomik, siyasi ve askeri etkinliği ile bire bir örtüşme söz konusudur.
YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞ
PKK, 1975 sonrasında ortaya çıktı. Kuruluşu 1978. Tarihe dikkat!
1980 yıllarının Amerikancı rejimi, uygulamalarıyla PKK’ya hayat verdi. Gene de 1991 yılına kadar PKK askeri anlamda pek bir varlık gösteremedi.
1991 yılına kadar, yıllık ortalama 40 – 60 civarında olan PKK kaynaklı eylem sayısı, bu yıldan sonra yıllık 700’lere fırladı. Neden?
Çünkü Amerika Irak’ı işgal etti. Çekiç Güç’ü bölgeye yerleştirdi ve PKK için güvenli bir arka cephe yarattı.
Sonra Türkiye 1994 yılından itibaren adım adım 28 Şubat sürecine girdi. Bu süreci Türkiye’nin, daha doğrusu Türk Ordusunun Eşref Bitlis’in katlinin ardından Amerika’ya giderek daha mesafeli davranması olarak da niteleyebiliriz.
1998 sonrası Genelkumay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu ilk defa görev süresince Amerika’ya hiç gitmedi. Dönemin MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, NATO’dan çıkmaktan ve Türkiye’nin Rusya ve İran ile ittifak yapmasından bahsediyordu.
İşte bu koşullarda PKK askeri açıdan büyük bir yenilgiye uğratıldı. APO yakalandı ve 15 yıldır süren silahlı terör sona erdi.
AMERİKA’NIN İKİNCİ SALDIRISI
Sonra ABD 2003 yılında Irak’ı işgal etti. Daha büyük bir askeri güç olarak bölgeye yerleşti. Türkiye’de de Amerika’ya mesafeli Ecevit’in yerini AKP, Kıvrıkoğlu’nun yerini Özkök aldı.
İşte bu koşullarda PKK terörü yeniden başladı. Üstelik bu sefer daha da güvenli bir ABD şemsiyesi altında.
Gerçi bu dönem bütün dünyada emperyalizm destekli dini ve etnik hareketler kaybederken Türkiye’de tam tersi bir gelişme yaşandı. Çünkü özel koşullar vardı. ABD Irak’a büyük bir askeri güç yığmıştı. Türkiye’ye AKP ve Fethullah aracılığı ile özel bir yığınak yapmıştı.
Ve son olarak Ergenekon tertibi ile Türk Ordusu’na ve yurtsever devrimci güçlerine karşı yoğun bir saldırı gerçekleştirmişti.
Bütün dünyada kaybetme sürecine giren gericilik işte bu özel koşullardan dolayı Türkiye’de mevzi kazanmaya devam etti.
Abdullah Öcalan’ı, Fethullah Gülen’i ve kaderini ABD’ye bağlamış bütün gericileri bulutların üzerine çıkaran koşullar bunlardır.
AMERİKA KAYBEDİYOR
Yaşadığımız sürece tarihsel bir perspektifle birazcık olsun bakmasını bilenler, bulutların üstünde gezinenlerin çok geçmeden yere ineceklerini tespit edebilirler.
Bunun yumuşak bir iniş olmayacağı da, tarihsel tecrübelerin ortaya koyduğu bir başka gerçektir.
Amerika Irak’ta kaybetti. 2011 yılında çekip gidecek. Afganistan’da debelenip duruyor.
Amerikan ekonomisi çöküyor. Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi Atlantik’ten Asya’ya kayıyor.
Latin Amerika’da artık Devrim rüzgârları esiyor.
Türkiye’de antiemperyalizm, özellikle Amerikan karşıtlığı önlenemez bir çığa dönüşüyor.
Bu koşullarda, vay Amerika’ya güvenerek bulutlar üzerinde pembe düşler kuranların haline!