Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Wikileaks sızıntısı ve tarih
13 Aralık 2010 Pazartesi 09:46

Geçtiğimiz günlerde kamuoyunu sallayan büyük Wikileaks sızıntısı ile yüz yüze geldiğimizde, kamuoyuna sızdırılan “gizli” belge yığınlarının, tarihçiler için çok verimli bir çalışma alanı olduğunu söyleyenler olmuştu.

     Tarihçilerin, tarihi değiştirecek olan bu belgeleri “es geçmemeleri,” ve “kollarını sıvayarak” incelemeye başlamaları gerektiğini savunanlar boy gösterdi medyada…

     “Tarihi değiştirecek belgeler” derken, kimisi “geçmişin öyküsü” anlamında tarihi, kimisi de “tarihçinin yaptığı şey” anlamında tarihi kastediyordu.

     Gerçi “sızan” bilgiler, herkesin bildiği, güzel ve yalnız ülkemin kahvehanelerinin yeşil ve bordo örtülü okey masalarında ikinci okeye dönen halkımın sürekli geyiğini çevirdiği hikâyelerdi ya, olsun!

     Varsayalım ki, denildiği gibi, “çok önemli şeylerin ortaya çıkması” anlamında bir “devrim” olsun Wikileaks sızıntıları…

     Varsayalım ki, “şöyle olduğunu” sandığımız şeylerin “aslında hiç de öyle olmadığını” göstermiş olsun bize bu gizli belge ve bilgiler…

     Yine varsayalım ki, Julian Assange ve avanesi, otoriter devletin “bilgi tekeline” çomak sokmaya yönelik bir isyana öncülük eden “özgürlük fedâileri” olsun…

     Bu, şu ya da bu anlamda tarihin değiştiğini, değişmekte olduğunu ve değişeceğini gösterir mi bize? Aslında bu zamana kadar, bize öyle anlatıldığı için yanlış bildiğimiz, fakat aslında öyle olmayan olayların “hakikatini” sunar mı bilmeye aç gönüllerimize?

     Sanmıyorum!

     “Geçmişin öyküsü” olarak tarih, yapmakta olduğu şeyin, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, dinsel ve diğer bütün aidiyetlerinden herhangi bir şekilde bağımsız olarak ortaya   çıkabilmesi imkân dahilinde olmayan tarihçinin bir “kurgusu”dur çünkü….

     Bu kurgunun, tarihçinin öznel yaklaşımı bilginin üretiminde her zaman daha belirleyici olacağı için, enformasyonel bağlamda Pentagon belgelerine dayanması ile Wikileaks belgelerine dayanması arasında mahiyet açısından herhangi bir fark yoktur.

     “Tarihçinin yaptığı şey” olarak tarihe gelince…

     O da aynı şekilde tarihçinin bilinci tarafından yönlendirilmekte olduğu için, sonuçta “geçmişin öyküsü” olarak tarih ile aynı kapıya çıkar.

     Tüm bunların ötesinde…

     Hem Wikileaks belgeleri hem de Pentagon belgeleri nihai kertede tıpkı tarih gibi “üretilmiş” şeylerdir. Aksiyom olarak görülmeleri ve bu şekilde kabul edilmeleri için ikna edici herhangi bir neden yoktur.     

     Tıpkı tarihsel olgular ve bu tarihsel olgulara dayalı olarak üretilen onlarca farklı ve birbirine zıt tarih anlatıları gibi…

     Tarihsel olguların, zaman diye tanımlanan “şeyin” belirli bir anında ilk kez “kendilik olarak” ortaya çıktıklarında ne olduklarını, nasıl olduklarını ya da ne tür olduklarını bilmek mümkün değildir.

     Onlarla ilgili bilgilerimiz, çeşitli “metinlere,” yani belgelere dayanmaktadır.

     Yani onları bir şekilde “algılayan, kurgulayan, sorgulayan ve son noktada da mantıklı bir çerçeve içerisine oturtarak kuran” öznel bir bilincin ürettiği harf ve anlatı eksenli yaklaşımlara, belirli bir yaklaşımla malul olan gözlere…

     İşte Wikileaks de bu gözlerden bir gözdür.  

     Kuşkusuz Pentagon da bu gözlerden bir gözdür.

     Örneğin Wikileaks İngiltere’ye kör olan bir gözken, Pentagon da Tel Aviv’e kör bir gözdür.

     Dolayısıyla yalnız başına şu ya da bu belge (bu Wikileaks tarafından kamuoyuna sızdırılan çok önemli bir belge de olabilir) herhangi bir şekilde herhangi bir gerçeğin temsilcisi olmaktan acizdir. “ Sınırsız veçheleri olan gerçekliğin sayısız temsillerinden biridir” sadece…

     Peki Wikileaks sızıntısı ile ortalığa saçılan belgeler değersiz mi, bunu mu söylemek istiyorum?

     Hayır, tabii ki bunu söylemek istemiyorum!

     Yanlış anlaşılmak istemem…

     Tarih ve tarihçi için her belgenin her türlüsü değerlidir…

     Her türlü veri değerlendirme konusu edilmeli, her türlü “episteme” kaynağı ile birlikte “edisyon kritiğe” tabi tutulmalıdır.

     Fakat tüm bu belgelerin ve bilgilerin “kurgusal oldukları ve gerçeği bütünüyle temsil etmekten ontolojik anlamda aciz oldukları” göz ardı edilmeden, herhangi bir bilgiye gereğinden fazla değer ve etkinlik atfedilmeden…    

     Muayyen bir veriye “blok bir anlam” atfetmek, “yönlendirilmeye” kapı aralamaktır çünkü…

     Wikileaks belgeleri arasında tarih yazdığınızı zannederken, tam da güç odaklarının istediği bir yöne doğru “yönlendirilirsiniz” de, haberiniz bile olmaz!

     Hatta şu anda bile, bu yazının yazarı tarafından üretilmiş olan bir belge üzerinden “yönlendiriliyor” olabilirsiniz.

     Söylemek istediğim şey de tam olarak bu!

     Yoksa kimsenin “zülfü yarine” dokunmak gibi bir derdim yok…

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Adem tagkuş
Yorum agzına saglık
halaoglu guzel yazmısın elıne saglık devamını beklıyoruz..
17 Aralık 2010 Cuma 15:19
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR