Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Velev ki mont!
08 Aralık 2010 Çarşamba 14:03
Gümüş yüzüğünü sağ eline takarak Müslüman olduğunu zanneden polislerimiz
tarafından... Tekmelene tekmelene burnu kırılan üniversite öğrencisinin
adı ne?
Miraç.
Kandilde dünyaya gelmiş çünkü.
Namazında niyazında babaanne istemiş, evlatlagelin kırmamış, Miraç konmuş torunun adı.
Anne, ev kadını. Baba, ilkokul mezunu, maden işçisiydi. Zonguldak’ta...
Üç kuruş maaşla, hem toprağın yüzlerce metre altından kömür çıkardı, hem
de pırıl pırıl üç evlat... Üçüne de üniversite okuttu; büyük oğlan
Sakarya Üniversitesi’nde otomotivi bitirdi, büyük kız Gazi Üniversitesi
moda tasarımından öğretmen çıktı, küçük oğlan endüstriyel teknoloji
okuyor.
Babası maden işçisiydi diyorum, çünkü rahmetli oldu. Hastaydı, halsizdi
hep... Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından defalarca hastaneye
gönderildi, her defasında “Turp gibisin” dendi... Turp gibi olmadığını
biliyordu ama, emekliliğine günler kalmıştı, sıktı dişini... Emekli
oldu, üç ay sonra kanserden gitti. Yıllardır yuttuğu kömür tozu
akciğerlerini bitirmekle kalmamış, çoktan bütün vücudunu sarmıştı.
Emekli maaşı henüz bağlanmadan, toprağa verildi. Eşi alıyor şimdi o
maaşı, 400 küsur lira... Miraç o parayla okuyor, Ankara’da.
24 yaşındaki bu delikanlıyla konuştum dün telefonda... “Ağabey, sordun
anlatayım ama, yazma bunları lütfen, kendimizi acındırıyormuş gibi
olmayalım” dedi.
Burnu unufak...
Onuru granit gibi.
“Annen?” dedim.
“Ağlıyor” dedi.
“Analar ağlamasın hükümeti” okusun diye yazıyorum bunları.
Gazeteciliğe polis muhabiri olarak başladım, 26 senedir gördüğüm, takip
ettiğim örgüt’ün haddi hesabı yok; kaba tabirle bi kulağımızın arkası
kaldı... Bu çocuklar onlardan değil.
Sizin çocuklarınız.
Burnu kırılan sizsiniz.
Zaten o nedenle, hiçbirinin sabıka kaydı çıkmadı. O nedenle, hâkim
tarafından “suç muç yok, polise mukavemet de yok” diye serbest
bırakıldılar.
¡
Peki dayak niye?
İşte onu da, bu memlekette eğitim bakanlığı yapan, AKP Genel Başkan
Yardımcısı söyledi... “Bu işi meslek haline getirmiş öğrenciler var,
bakın bunların giydiği montlar bile aynı” dedi!
Halbuki ne diyorlardı düne kadar... “Kılık kıyafeti yüzünden hiçbir
öğrenci kapı dışarı edilemez, devlet kılık kıyafetle uğraşmaz,
öğrencinin kılık kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkı yoktur, kabileler
bile kılık kıyafet ayrımı yapmaz” demiyorlar mıydı?
E haliyle... Şimdi çıkıp, daha önce söylediğine benzer bi cümle
kurmasını bekliyoruz sayın başbakanımızdan: “Velev ki, siyasi simge
olarak mont giydiğini düşünün... Suç sayabilir misiniz? Özgürlükler
noktasında, dünyanın hangi ülkesinde böyle bir suç var?”
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...