Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Fatoş Karakaya
fatoskarakaya@hotmail.com
Ve önce gecenin üstünü örttü kadın korkmasın diye kendi karanlığından, yaşamın kıyısında...
24 Şubat 2009 Salı 14:18











Suyun ışıltılarında mı gizli kırgınlıkların uykulu günbatımları. Hangi kuş daha az acımasız, hangi ezgi daha az kırgın kendine ve kör sabahlara. Yaralar Zap suyunun ışıltılarında    yitirmişler kimsesizliklerinin en derin uçurumlarını...

“Git dedi; kendini çok sevdirmeden” ve gittim. Hani o güzel dalyanların küçük kızı gözlerinde. Hani o sevenin sevilmeyen sevgisi. De bana söyle. Neredeydin bunca karanlık tünellerin kirpiklerinde yıllar boyunca. Yıllar yılları kovaladığında neredeydin. Varlığımın sıcak esintisiyle mi üşüyordu gözbebeklerin.

Kıvılcımların kızıl çilesiyle sönmedi ki zaten ateş dağ başlarında ve birde duman sesleri karıştı toplumsal yabanlılığımıza. Yalnızlık yeni bir bakış ve yakarıştı belki de yeryüzüne.

Gel bana gel ve uyu diyor “doğa ana” dizlerimde. Bir ben kendini inkar etmeyenim, en işlevsiz komşularımla...

Gel bana gel...

Gözlerimde avutayım yüreğinin yoksul çocukluğunu ve avuçlarımla toplayayım kırık kırpık yaşanamayacak umutlarını. Poseidon belki o zaman geçit verir ve elini uzatır dalgalar, kendi sessiz kıyılarına. Ey Pandora kutusu gel gör ki; yaşam sevgili   komşu ülke tüm çocuklara.

Onlara geniş ve eşsiz yosunlarından bir umut ver. Ver ki kapanmasın tüm yaşam umutları, ufukları. Onlar da görebilsinler masum bakışlarıyla senin mucizevi   halden bilmez sevgili   tanrıçanı.

Ayağımda eski bir çarık ve ellerimde kıvılcım kıvılcım acı isyanları; acı acıyı kesermiş. O zaman bu toplumlar niye durmadan kanarlarda kanarlar. Acı acı üstüne. Acı kendi içinde çoğaltıyor ezik, yoksul kıyı halklarının tüm çocuklarını.

Yani sıcak gülümsemeleri yüreğimizin her zaman ısıtamıyor gecemizi. Geceyaralarına pusu kurmuş çıngıraklar, her zaman uyutamıyor kimsesizliğimizi. Adım adım insanlığa yaklaştıkça, çakıl taşları yoruyor bizi. Ama insan olmayalım mı yani. Olalım, olalım... Onlar gün gelecek, kendi yüreklerinden utanacak. Gün gelecek kendi kirlerinde boğulacak...

Kadın dedi ki çocuğa; gözlerimde avutayım yaşanamayan çocukluklarını ve sana tapayım, gel bana eski diyarların çoğul girdabı. Ses ver ey ulu Zeus. İnsanlar ve tanrılar farklı gezegenlerde mi günümüz dijital   yürek fakirliğinde. İlk yaz çiçeklerinin en acı gözyaşlarıyla çoğaltmadın mı gel-gitlerimi. Ayak bileklerinde pranga ağırlığı, gün batımlarının sessiz orkinosları ve deniz kızları...

Bir bakış ufak bir haykırış; acısız ve acıtmasız dokunuşu belki de sevgilinin en sitemsiz hislerine, melodilerin acılarında bir eski tını. Tınılar tınıya vurmuş.   Ezgilermiş insanı dirilten ya da öldüren.

Ve önce gecenin üstünü örttü kadın korkmasın diye kendi karanlığından, yaşamın kıyısında. Sonra yalnızlığın üstünü örttü ürpermesin diye kendi korkularından. Ve dedi ki; bulut olsan da seni bir su kristalinde bulsam, yumak yumak yüreğine dokunsam...


Fatoş Karakaya

“Metanoya” romanından alıntı

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR