Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Vatan Yahut Kaygı
21 Eylül 2009 Pazartesi 00:27
Tarihin her döneminde farklı içeriklerle karşımız çıksa da, yurtseverlik, bünyesinde bulunulan politik yapılanmanın sağladığı özgür yaşam tarzına ve bu yaşam dolayımında söz konusu politik yapılanmaya duyulan bağlılığı ifade eder. George Orwell’a göre, doğası gereği hem askeri anlamda hem de kültürel anlamda savunmacı olan yurtseverlik, güç elde etme arzusu ile dopdolu olan milliyetçilikten farklıdır. Yurtsever kendisine özgür bir yaşam sağlayan vatanına şefkat ve merhamet duyguları ile bağlıyken, milliyetçinin bağlılığı tinsel bir bağlanımdır. Benedict Anderson’un da tutarlı bir biçimde saptamış olduğu gibi milliyetçilik, sanıldığının aksine
“ötekine duyulan korku ve nefretten” kaynaklanmaz. O, insanların kendilerini vatanları için bütünüyle feda edebilecek kadar tutkulu bir aşk büyütebildikleri dinsel bir vecd halidir. Bu bağlamda denebilir ki, yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki ince olduğu kadar ayırt edici de olan çizgi, bağlanım nesnesine yöneltilen duyguların niteliği ile ilgilidir.
Yurtseverliğin nesnesi özne tarafından belirlenebilen ve (şefkatle) şekillendirilebilen bir şey iken, milliyetçi öznenin nesnesi ile arasındaki ilişki yurtseverliğin tersine bir işleyişe sahiptir. Milliyetçi öznenin nesnesine duyduğu aşk, bir tür tapınma biçimidir. Milliyet, belirleyendir. Değiştirilebilmesi ya da şekillendirilebilmesi muhaldir. Onun tarafından belirlenilir ve onun verdiği biçim tutkuyla kabul edilir. Bir başka deyişle, yurtseverlik kendisini değerler üzerinden inşa ederken, milliyetçilik
“değer üreten ulu özne” tarafından kurulur.
Belirsizleşen çizgiler ya da kavramsal sapmalar
Yukarıda teorik çerçevesini verdiğimiz yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki ayrım, günümüz Türk siyasasında artık algılanamaz bir hale gelmiştir. Yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki
“ince olduğu kadar ayırt edici de olan çizgi” silinmiş, yurt ve millet olgularına dayanak teşkil eden kavramlar seti sübjektif algılama pratikleri ile zehirlenmiştir. Bunun sonucunda, yurtseverlik ve milliyetçilik belli kesimlerin tekeline geçmiş, oy kaygılı güncel politik söylemlerin sıradan argümanları haline gelmiştir. Örneğin milliyetçilik, modernleşme tarihimizde milliyetçilik davası güden muhafazakar kesim ve isimlerle özdeşleşirken, yurtseverlik ise,
“her iki kelime de içerik olarak aynı değerlere göndermede bulunmasına rağmen” daha seküler bir dünya görüşüne sahip olanların zırhı haline gelmiştir. Bu bağlamda denilebilir ki, tamamıyla kavramsal ve düşünsel bir hat üzerinden ilerlemesi gereken mücadele, karşıt dünya görüşlerinin kendilerini konumlandırdıkları
“göstermelik bir zemin” üzerinden yapılarak tuhaf bir kısırdöngüye sürüklenmiştir.
Kaygı kültürü
Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanmacı ve kültüralist niteliğinin
“hem milliyetçileri hem de yurtseverleri” belirleyen bir genel çerçeve olma özelliğine sahip olmasından dolayı her iki kesim de bir tür katalizör olduklarına inanmışlar, milliyetçiler
“milli kültürü ihya etme” çabası güderken, yurtseverler de
“Türk halkını aydınlatarak batılılaştırma” görevini üstelenme sorumluluğuna sahip olduklarına inanmışlardır. Ancak sonuçta her iki kesim de aynı yolun yolcusudur:
“orada, uzakta bir köy vardır ve neye mal olursa olsun, oraya gidilecektir.”
Kendilerini bir tür deniz feneri olarak tasavvur eden yurtseverlerin ve milliyetçilerin Türk halkını uyandırma ve aydınlatma iddiaları, karşı kutbun
“halkı karanlığa sürüklediği” iddiasını da beraberinde getirmiştir. Yine her iki kesimin de sahip olduğu
“iktidarı ele geçirip ya da mevcut iktidarı dönüştürüp memleketi layık olduğu yere hemen getirme” hülyası, tarafların zihinlerinde, karşı tarafın şu ya da bu mihraklar tarafından
“vatanı parçalamakla görevlendirilen menfur bir klik” olduğu düşüncesinin filizlenmesine neden olmuştur. Bu durumun sonucu olarak da
“kaygı” ortaya çıkmıştır:
“devleti ele geçirecekleri kaygısı, halkı zehirleyecekleri kaygısı, ülkeyi dış düşmanlara peşkeş çekecekleri kaygısı” vesaire…
Kısırdöngüyü aşmak
Aynı
“sahiplenmeci ve belirlemeci” damardan beslenen yurtseverlik ile milliyetçiliğin birbirlerini saf dışı etmek için kullandıkları argümanlar ve her iki tarafın da belirleyici öğesi olarak ortaya çıkan
“kaygı,” tarafların, ülkenin politik gelişimindeki en etkili iki katalizör olma potansiyellerini eritmiş, modern Türk siyasasının tuhaf bir kısırdöngüye sürüklenmesine neden olmuştur.
Son dönemlerde ciddi bir toplumsal taban edinen liberal düşünme biçiminin yeni bir alternatif olarak ortaya çıkma nedeni muhtemelen bu kısırdöngüdür. Liberal düşünme biçimi, bu açıdan hem yurtseverler hem de milliyetçiler açısından yeni bir
“açılım” üretme fırsatı olabilir. Yurtseverlik ile milliyetçiliğin dayanak noktaları bu düşünme biçimi ile yeniden ele alınır ve söz konusu olguların kavramsal temelleri yeniden değerlendirilebilirse, yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki çizgi yeniden çizilebilir ve politik arenamızın illetli olduğu tuhaf dairesellik aşılabilir. Tabi bunun için öncelikle kavramların berraklaştırılması ve siyasi kliklerin dertlerini anlatabilmeleri ve dert anlayabilmeleri lazım.
Sonuç olarak denilebilir ki, aslında birbirlerinden oldukça farklı kuramsal ve kavramsal temellere sahip olmalarına rağmen, Türk siyasasında içerik olarak neredeyse tamamıyla özdeş hale gelmiş olan yurtseverlik ile milliyetçilik olgularının, liberal düşünme pratikleri ile yeniden ayrıştırılması ve müntesiplerinin dünya görüşleri ile ilintilendirilmek yerine nesnel parametrelerle anlaşılması gereklidir. Aksi halde
“kendi kendimizle” mücadele edip
“onlarla savaştığımızı” zannetmeye devam ederiz.
Tüm haberajans.com okurlarının Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, sağlık, mutluluk ve huzur dolu günler dilerim.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...