













Ülkemiz 12 Mart 1971 yılına gelene kadar sosyal hareketler bağlamında çok badireler atlatmıştır.Alevi-sünni , sağ-sol çatışmaları ülkeye maddi ve manevi zarar vermekle beraber gelecek nesillerin sağlıklı yetişmesine bir engel olarak günümüze dek gelmiştir.12 Mart muhtırası ordu içersindeki radikal kesimin bir üstünlük kurma çabası olarak karşımıza çıkmıştır ilkin , onlar yani radikal kesim mensupları bunun büyük bir başarı olduğunu düşünmüş ancak biraz vakit geçince onların bu yaptıklarının aksi istikametinde olaylar gelişmiştir. Üç kuvvet komutanı Genel Kurmay Başkanı'nın imzasıyla TRT haber bültenlerinden okunan hükümete yönelik muhtıra ile Ordu, "Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Talimatı"nın Anayasa'dan daha üstün bir belge olduğunu pratikte kanıtlayarak Süleyman Demirel'in AP hükümetini düşürmüştü.Ancak bu muhtıra sonrasında parlemento kapatılmamış , siyasi partilerin çalışmaları engellenmemiş , hiçbir politikacı tutuklanmamış ve hükümete fiilen müdahale edilmemesine rağmen bir darbe gerçekleştirilmiştir.Muhtıranın gerçekleşmesini sağlayan ve Demirel AP hükümetini düşüren, ordu içersindeki radikallerin devrimci bir darbe yaptıklarını gösteriyordu ibreler.Fakat çok geçmeden radikalizm’in öncüleri Tümgeneral Celil Gürkan, Hava Tuğamiral Aydın Kirişoğlu ve Deniz Tuğamiral Vedii Bilget'in de bulunduğu bir grup orta kademe subayın tasfiye edilmeleri tüm "radikal" çevrelerde hayal kırıklığına yol açmıştı bu gelişme muhtıranın hemen ardından olmuştu.Genel kurmay başkanı Memduh Tağmaç muhtıranın açıklanmasına kadar rengini belli etmemiş hiç kimse de bu tasfiyelerin olacağına ihtimal vermemiştir.Ardından geçiçi olarak Erim hükümeti kurulmuş , bazı solcu çevreler bu hükümete destek vermemiştir.Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri zamanı gelmişti.Ancak siyasiler silahı iktidar malzemesi olarak kullanan askerin adayına oy vermemiş yine eski bir karacı olan Fahri Korutürk 1973’te Cumhurbaşkanı olmuştu.Siviller adate askerden öclerini almıştı.Tüm bu gelişmelere bakarak varılacak birçok sonuç vardır.Bunlardan en önemlisi bizleri şüpheye düşüren şey olan ülkemizde alınan bazı kararların ülkemiz iradesince seçilen insanlar tarafından alınmıyor olmasıdır.Öyle ki daha sonra gerçekleşmiş olan 80 darbesinde Abd istihbarat başkanı darbeyi yapanlar hakkında “Bizim çocuklar başarmış” cümlesini kullanacaktır.Bu ne kadar garip bir durumdur.Ülkemizde egemenlik kayıtsız şartsız milletin oluyor fakat zamanı gelince biz bu işi daha iyi biliriz diyen insanlar çıkıp silah bende iktidar bende diyerek kontrolü eline alıyor.Bu ülke hoyratca, düşüncesizce yönetilecek kadar önemsiz bir ülke olmamalıdır.Bu ülkede yaşayan değerli bir millet vardır.Yönetenler gaflet uykusundan uyanmalıdırlar.Aksi halde tutumlar hem halkı sosyal patlamalara itecek hem de ülkemizin gelişmesinde, kalkınmasında büyük engeller oluşturacaktır.Ülkemiz artık kendi kararlarını kendisi alabilmelidir.Yapılmış olan hiçbir darbe bu ülkenin refahı iyiliği için yapılmamıştır.Bunlar bazılarına iyi görünmek için yapılmış, ancak bunlar yapılırken bu ülkede yeşeren yeni fidanlar köklerinden sökülmüş, bir kenara atılmış ve kimse hesap sormamıştır.Ülke yöneticileri bu uykularından uyanıp geçmişle yüzleşip, halklarından özür dilemesini bilirler ve ardından geçmişe bakıp aynı hataları tekrarlamazsalar işte bu ülke o vakit aydınlık yarınlara doğru emin adımlar atmış olacaktır.
