













Yıllar yılı üniversiteler bilim yuvası olarak hizmet amaçlı kurulmuş ve bu amaç çerçevesinde devamlılığını sürdürmüştür ya da sürdürmeye çalışmıştır. Böyle olunca da üniversiteler kendi asli görevleri çerçevesinde büyük başarılar kaydetmişlerdir
İş böyle olunca uluslararası başarıların sağlanması işten bile değildir. Fakat ne zaman kendi doğalarına ters düşecek girişimlere başladıklarında işler sarpa sarmıştır. Bu nedenledir ki dünya üniversiteler sıralamasında ilk beş yüz’e anca birkaç üniversite ile girebilmişizdir. Bu başarısızlığı sadece maddi imkansızlıklara bağlayanlar biraz daha insaflı olmalı ve kendini sorgulamalıdır.
Bunun temeline indiğimizde ;
En temel sorunların başında üniversitelerin toplum ve sanayi ile bütünleş-e-memesi ve bunun neticesinde toplumdan soyut kalmasından kaynaklanmaktadır.
Sorun tam da bu noktada başlamaktadır. Üniversitelerde yetişen yeni nesil ne kalifiye eleman olabiliyor ne de yönlendirici bir misyon yükleniyor. Misal olarak ziraat fakültelerinden mezun olan bir öğrenci çoğu zaman tarım arazisinde uygulama şansı ya hiç bulamıyor yahut birkaç kez uygulama alanlarına girebiliyor. Bu şekilde yetişen bir mühendis ne köylünün değerlerini bilebiliyor ne de ona katkı sağlayabiliyor.
İkinci bir sorun ise
bazı üniversitelerde bilimsel çalışma adına hiçbir çabanın olmaması ve bunun neticesinde uluslararası yayın sayısının öğretim görevlisi sayısına bölündüğü zaman kişi
başına
bir yayın bile düşmüyor olması yani 0,4 -0,8 arası bu rakamlarda 1 den eksik olduğumuzu gösteriyor ve eksiğimizi en azından artıya çıkarmamız gerekliliğini yüzümüze çarpıyor.
Bu şekil de devam ederse dünya sıralamasında daha çok gerilerde kalacağımızı bilmek için, medyum olmamıza gerek yoktur.Bu nedenle;
Bir an önce üniversitelerde köklü değişimlere gidilmeli üniversiteler kendi misyonunu bilim ve çözüm kanallarını açmalı toplumla üniversiteler arasına örülmüş set yıkılıp sulara karışmalıdır. Görülecektir ki başarı kaçınılmaz olacaktır.
Bünyamin TURAP
yorum
Bakış__