













4 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerinde rakibi McCain’e fark atarak ABD’nin yeni başkanı seçilen Kenyalı Müslüman bir baba ile Amerikalı Hıristiyan bir anneni oğlu Barack Obama, tüm dünyada yeni ve iyiye doğru bir değişimin katalizörü olarak algılanıyor. Obama’ya bronzlaşmış diyen İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’nin kendi ülkesinde ve özellikle İngiliz medyasında ırkçılığa eğilimli bir ağız kullanmakla suçlanmasından tutun da, Van’ın Gürpınar ilçesindeki Çavuştepe Köyü’nde yaşayan köylülerin Obama için 44 kurban keserek iyi dileklerde bulunmalarına kadar birçok olay, ona duyulan küresel sempatiyi açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Dünyanın birçok halkı tarafından sanki kendi başkanları imiş gibi benimsenen Obama’nın Amerika’da yaşayan Müslümanların yüzde doksan ikisinin oyunu almış olmasından da anlaşılacağı gibi, İslam dünyasında da çok büyük bir sempatizan topluluğu tarafından benimsenmiş durumda. Bu durumda, Obama’nın Müslüman bir babanın oğlu olmasının da önemli bir etkisi vardır, ancak asıl etken, yıllardır devam eden Bush rejiminin Ortadoğu’da yarattığı nefret ve korkudur. Ortadoğu politikaları ile yüz binlerce insanın ölmesine neden olan Bush rejimine karşı geliştirilen öfke, zulme dönük reaksiyoner tepkinin, değişimin öncüsü olacağını söyleyen yeni ve farklı bir adaya yönelik sempatiye dönüşmesine hizmet etmiştir ve bundan dolayı da, yeni başkan olarak seçilen demokrat aday beklentilerin odağı haline gelmiştir.
Obama’ya duyulan sevgi ve hayranlıkta, onun, siyahî olmasının da önemli bir payı vardır. Yılların ezilmişliği ile ezilme duygusuna ciğerlerinde hissetmiş olması gereken bir topluluğun ürünü olarak görülen Obama’nın, incinmiş toplumları ve zulme maruz kalmışları anlayacağı ve onlar için gerçek anlamda iyi şeyler yapmaya çalışacağı düşünülmektedir. Nitekim Vanlı köylülerin Obama için kurban kesmelerinde görüldüğü ve kurbanların kesilmesi esnasında yapmış oldukları ilginç basın açıklamasından da anlaşılacağı gibi, onun bizi anlayabileceğine inanılmaktadır. İçimizden birisin, Obama Vanlılar seni seviyor ve Sen dünyanın kaderini değiştirecek adamsın şeklinde ilginç pankartlar açan Vanlıların, hiç tanımadıkları Obama ile ilgili olumlu duygularının onun Van’a davet etmek ve Beyaz Saray’a, şefkat ve umudun simgesi olan Van kedisi göndermek seviyesinde bir saflıkla malul olması da Obama’nın nasıl bir algı ile kavrandığının göstergesidir. Obama, tüm dünya da olduğu gibi Türkiye’de de elindeki sihirli değnekle dünyadaki kötülükleri bitireceğine inanılan bir melek, Alaaddin’in sihirli lambasında ikamet eden iyi niyetli cin olarak algılanmaktadır.
Seçim kampanyasında Rusya ve İran ile hiçbir önkoşul ileri sürmeden masaya oturacağını taahhüt eden ve konuşmadan anlaşmanın mümkün olmadığının altını çizen siyahî başkanın mehdi olarak görülmesinin normal olduğunu bilmeliyiz. Sonuçta başkan olur olmaz şer üçgeninden söz eden ve savaşarak almayı çok sevdiğini kısa sürede gösteren bir başkandan sonra, onun yerine gelen ılımlı, umutlu, güler yüzlü ve farklı bir başkandan beklentilerin olacağı açıktır. Hele de bu başkan, insanların bir şeylerin değişmesi gerektiğine tüm kalpleri ile inandıkları bir dönemde ortaya çıkarak yes, we can (evet, yapabiliriz) diye bas bas bağırmışsa…
Şu anda bütün dünya nefesini tutmuş, Bush’un görev süresinin sona ermesini ve Obama’nın başkanlık koltuğuna kurularak başkanlık yapmasını bekliyor. Obama’nın beyanatları, basın açıklamalar ve sözel olarak dile getirdikleri dünya medyası tarafından sürekli takip ediliyor ve gelecekte kurulacak olan Amerikan politikası ile ilgili ipuçları elde edilmeye çalışılıyor. Obama’nın kabinesi ile ilgili listeler basına yansıyor ve bakanlıklara getirilmesi planlandığı düşünülen kişilerle ilgili araştırmalar, analizler ve yorumlar yapılıyor. Obama’nın ekonomik söylemleri üzerinde duruluyor ve ekonomik krize karşı takınacağı tavır tartışılıyor.
Başta Amerikalılar olmak üzere herkes büyük bir merak ve beklenti içinde 20 Ocak tarihinin gelmesini bekliyor. Dünyanın birçok ülkesinin devlet başkanları ve başbakanları dünyanın yeni başkanı ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor ve onunla görüşmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’de Ermeni meselesi ile ilgili kaygılar tartışılıyor, Filistin’de, barışın yapılacağına dair umutlar besleniyor.
Sonuç olarak denilebilir ki, Amerika’nın ilk siyahî başkanı olan Harvardlı hukukçu Hüseyin Obama, ekonomik krizin dünyayı hallaç pamuğu gibi sallamakta olduğu bir dönemde, gerek ekonomik yaklaşımları ve gerek siyasi hedefleri ile dünyanın önemli bir bölümünün güveni ile göreve başlayacak. Fakat, ekonomik krizi sona erdirmesi ve terör meselesinin kökünü kazıması ilgili olanlar bir yana, sosyal, siyasal ve toplumsal konularda da kendisinden çok şey bekleniyor. Büyük ve küresel bir umudun odak noktası haline gelmiş durumda ve kendisinden, dünyayı değiştirmesi gerçekten bekleniyor.
