Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Türkiye nereye gidiyor? (5) “Yeni sözleşme”
06 Ocak 2011 Perşembe 12:56

           ‘Türkiye, Kürtler ile yeni bir sözleşme yapmalıdır. Böylece Kürt-Türk ilişkilerinde yeni bir dönem başlayacaktır.’ Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi tarafından açıklanan “Demokratik Özerklik Taslağı”nda böyle yazılmaktadır.

            Eski “Sözleşme” neydi? DTK’nın (PKK’nın) şimdi yapılmasını istediği yeni sözleşmenin içeriği nedir? Bu soruların cevabı aynı zamanda şimdi “Kürt Sorununa Çözüm” adı altında nerelere götürülmek istendiğimize de ışık tutacaktır.

 

1920’LERDEKİ MUTABAKAT

            Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Osmanlı ülkesinin elde kalan son topraklarının (Türkler ve Kürtlerle meskûn olan topraklar), sömürgeleştirilmesinin gündeme gelmesi üzerine, Türkler ve Kürtler elele vererek vatanlarını savundular. Bütün cephelerde omuz omuza savaştılar.

            Taslağın dili ile konuşacak olursak iki ayrı güç; Kürtlere iki ayrı “sözleşme” önerdi. Birinci güç; Mutafa Kemal’in önderliğini yaptığı Milli Kurtuluşçulardı. Atatürk, Samsun’a çıktıktan hemen sonra Bütün Kürt önde gelenlerine mektuplar yazdı. ‘Emperyalistlerin yalanlarına kanmamalarını, omuz omuza vererek vatanı kurtarma mücadelesine katılmalarını’ istedi.

            Atatürk’ün Kürtlere önerdiği “sözleşme”, Amasya, Erzurum ve Sivas belgelerinde; “Misakı milli sınırları dâhilinde yaşayan bütün İslam unsurları (Türkler ve Kürtler), birbirlerinin haklarına saygılı özkardeştirler.” cümlesi ile ifade edildi.

            Kürtler ve Türkler bu anlayışla emperyalizme karşı birleştiler. Kurtuluş Savaşını zafere ulaştırdılar ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular.

            Mustafa Kemal daha sonra Cumhuriyet döneminde Türk Kürt birlikteliğini; “Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” diyerek yeni bir tarife kavuşturdu. Aslında Mustafa Kemal’in bütün yaptığı, tarihsel olarak gerçekleşmekte olan süreci bilimsel olarak adlandırmaktan ibaretti.

            Bu tarif, emperyalizm ve feodalizme karşı mücadele içinde yeni bir milletin doğuşunu ifade ediyordu ve kesinlikle devrimci bir tutumdu.

            Kürtler, bu sürece gönüllü olarak katıldılar. Kurtuluş Savaşı sırasında meydana gelen 24 iç isyanın 23’nün Kürtlerin yaşamadığı illerde gerçekleşmesi, Kürtlerin emperyalistlerin vaatlerine itibar etmediklerinin en önemli kanıtıdır.

            “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan İslam unsurlarından biri olarak Kürtlerin”, Türklerle birlikte Kurtuluş Savaşı ve ardından Cumhuriyet Devrimi ile birlikte bir millet olmaya doğru gitmeye de esas olarak bir itirazları olmadı.

            Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Kürt isyanlarında etnik talepler üç–dört isyanla sınırlıdır ve bu isyanlarda da son derece cılızdır. Kaldı ki Kürt yurttaşların ezici çoğunluğu bu isyanlara itibar etmemiştir.

 

BİRLİKTEN AYRILIĞA

Bununla birlikte 1925 sonrasında Kürtler üzerinde zora dayanan asimilasyon uygulaması, doğru zeminde oluşturulan Türk Kürt birliğine zarar verdi. Zorla asimilasyon politikası, olumsuz etkileri bugüne kadar gelen bir yanlışlıktı.

            Ama Türk Kürt ilişkilerine en büyük zararı, bu “zorla asimilasyon” uygulaması vermemiştir. Türkiye’nin 1945 sonrasında adım adım antiemperyalist konumundan uzaklaşması, Atlantik ittifakının güdümüne girmesi ve buna bağlı olarak Ortaçağ kalıntısı güçler ile uzlaşması Türk Kürt ilişkilerine en büyük zararı vermiştir.

            Böylece 1920’lerde Türkler ile Kürtleri bir araya getiren zemin dinamitlendi. Türkiye’nin siyasetine, ekonomisine, toplumsal ilişkilerine burunlarını sokma olanağını elde eden emperyalistler, etnik farklılıklar arasına kamalarını soktular ve özellikle 1980 sonrasında Türkler ile Kürtlerin birbirlerinden giderek uzaklaşmalarını gerçekleştirdiler.

            Bugün Batı emperyalizmi Ortaçağ’a ait farklılıklar temelinde örgütlenmeyi, milletimizin etnik gruplar ve inanç farklılıklarına göre ayrılmasını demokrasinin gereği olarak bize dayatmaktadır.

            Böylece, bizi bir arada tutan bağlar adım adım tahrip edilmiş, millet “çözülme” sürecine girmiştir.

            AB’nin yetkili ağızları, Kürt sorununu; üniter yapımızı ve ulusal devlet modelimizi terk ederek çözeceğimizi “tavsiye” etmektedirler.

            Amerika ve NATO, gizlemeye gerek görmeden Türkiye’ye yönelik ayrılıkçı terörü desteklemektedirler.

            Ve nihayet Amerika, 20 yıldır Irak’ta uyguladığı “modeli”, şimdi çözüm adı altında bize dayatmaktadır. DTK (PKK) ise bu “model”i, “yeni sözleşme” adı altında pazarlamaya kalkışmaktadır.

 

YÜZYILIN YASASI

            90 yılın tecrübesi bize şunu öğretmektedir. Antiemperyalizm Türk ile Kürdü birleştirmiştir. Emperyalizmin güdümüne girmek ise bizi bölmektedir.

            Yüzyılımızın en büyük yasalarından biri şudur: Ulusal sorun, emperyalizme karşı genel mücadele sorununun bir parçası olarak alındığı zaman doğru bir sonuca ulaşılır.

            Ve emperyalizmin güdümünde hareket edilerek, ezilen halkların yararına bir sonuç elde edilemez.

DTK’nın (PKK) “Demokratik Özerklik” önerisi sonuç olarak emperyalist planlar doğrulusunda Türkiye’nin parçalanması önerisidir.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR