Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Türkiye İranlaşmaya mı Gidiyor?
31 Ağustos 2008 Pazar 19:32

 

Bazı statüko yanlıları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel dayanaklarının tahrif edilmek istendiği konusunda sürekli endişe içindeler. Bu endişe, genel anlamda Atatürk ilkelerinin tümüne yönelik bir tehlike algısını kapsamaktaysa da, özellikle laiklik konusunda yoğunlaşıyor. Öyle ki, laiklikle ilgili endişelerden muzdarip olan bazı kesimler, laik cumhuriyetin bekası için, yine demokratik bir hukuk devleti olan cumhuriyetten taviz verme eğilimindeler. Ya da “hukuk dışına çıkılacak günlerin geldiğini” ve dahi hukuk dışına çıkmanın bazen gerekli ve kaçınılmaz olduğunu düşünenler, “laik ve demokratik bir polis devleti” düşlüyorlar. Bu şekilde düşünenlere söylenecek bir şey yok, fakat gerçek anlamda iyi niyetli endişeler taşıyanları anlamaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum.


Başta laiklik olmak üzere cumhuriyetimizin temel taşıyıcılarının tehdit altında olduğuna inananlar, (laikliğin ve Atatürkçülüğün ardına gizlenerek maddi-manevi çıkar peşinde olanları kastetmiyorum) “değiştiklerini iddia eden İslamcı unsurların takiyye yoluyla halkın güvenini elde ederek iktidara geldiklerini, fakat bu güveni kötüye kullanarak Türkiye’yi İslamcı bir devlete dönüştürme çabası içinde olduklarını” savunuyorlar. Bu bağlamda, örnek olarak İran’daki İslam Cumhuriyeti rejiminin model alındığını ve adım adım bu modelin gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyorlar. Bunun sonucunda da, doğal olarak İran ile Türkiye arasında paralellikler kuruyor, kategoriler oluşturuyor ve gerçek anlamda endişe nedenleri üretiyorlar. Sorulması gereken soru şu: Bu tür endişeler ne kadar gerçekçidir ve hangi temellere dayandırılmaktadır?


Türklerin ve İranlıların Din-Devlet Algısı

Öncelikle bilinmelidir ki, “Türkiye İran olur mu” sorusuna, Türklerin ya da İranlıların tarihsel süreç içinde oluşturmuş oldukları din ve devlet algıları göz önünde bulundurulmadan verilen her türlü cevap, temelsiz ve yanlış olmaktan kurtulamaz. Bundan dolayı, İran’ın ve Türkiye’nin şu andaki durumlarını oluşturan altyapıya odaklanmak zorunludur.


İslam dininin doğuşundan sonra Araplarla bir ölüm kalım mücadelesine girmiş olan İranlılar, İslam dinini kabul etmelerine rağmen binlerce yıllık bir geleneğe dayanan geçmişlerinden kopmamışlar, İslam dünyasında kendilerine muhalefet rolünü biçmişler, İslam tarihindeki ilk ayrılıkçı hareketlere temel olan radikal Şii ideolojiyi kabul etmeye eğilimli olmuşlardır. Bu anlamda, tarihin her döneminde İran, tıpkı şimdi olduğu gibi Şii inanışın merkezi olmuştur.


Şiiliğin en temel ilkesi “İmamet” doktrinidir. Bu ilkeye göre, imamlar toplumun bütün idari ve hukuki mekanizmasını yönlendirirler. Yani din de imamdır, devlet de. Öyle ki, bazı radikal Şii doktrinler imamı Tanrılık mertebesine bile çıkarmışlardır. Bu bağlamda din adamları ile toplum arasındaki ilişki o kadar güçlüdür ki, imamın, ya da imamın temsilcisi olan din adamının halk üzerindeki etkisi devlet otoritesinden çok çok fazladır. Nitekim Osmanlılar döneminde Anadolu’da yaşayan Şii Türkmenlerin vergilerini Safevi Şahı’na göndermeleri ve 1881 yılında, İran Şahı’nın İngiltere’ye verdiği tütün imtiyazına tepki olarak Ayetullah’ların verdiği “tütün kullanmanın şer’an haram olduğu” yönündeki fetva üzerine, Şah’ın haremindeki kadınlar dahil olmak üzere halkın büyük bölümünün tütün kullanımını boykot etmeleri bu otoritenin en açık örnekleridir.


Türklerin İslamiyet macerası ise İranlılardan çok farklıdır. Bir kere yaygın olarak Sünni İslam inancını benimsemişlerdir. Siyasi anlamda Halife’nin güdümüne girmeyi hiçbir zaman düşünmemişler, onu, yalnızca dinsel meselelerle ilgilenen biri olarak algılamışlardır. Nitekim Selçuklular ile Abbasi Halifeleri arasındaki ilişkiler incelendiğinde, aralarında zaman zaman çatışmalara varan anlaşmazlıkların çıktığı görülür. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde örfi hukukun genellikle temel hukuk şablonu olarak görülmesi de bu önermenin örneklerinden biri olarak düşünülebilir. Bunlara ek olarak, Türk toplumlarında hiçbir zaman Şii din adamlarına benzer otoriter din adamları mevcut olmamıştır. Devlete itaat, Sünni doktrinin “Ulu’l-Emr’e, yani devlet başkanına itaat etmek esastır,” temel prensibi uyarınca dinin bir gereği sayılmıştır. Dinin devlet üzerinde etkili olması bir tarafa, örneğin Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey döneminde bazı tarikat ve mezheplerin baskı altında tutulması ya da Cumhuriyet dönemindeki bazı örneklerden anlaşılacağı üzere, zaman zaman devlet din üzerinde otorite kullanmış ve istediğini elde etmiştir.


Türkiye İran Olur mu?


Yukarıdaki bilgiler ışığında Türkiye’nin İranlaşma meselesine yeniden baktığımız zaman, böyle bir iddianın tamamıyla yüzeysel bir algı sonucu ileri sürüldüğünü ve iddia sahibinin İran’ın ve Türkiye’nin tarihsel tecrübelerini göz ardı ettiğini görebiliriz.


Türkiye’nin İran olması tarihsel bağlamda da, sosyolojik bağlamda da mümkün değildir. İki devletin halklarının sahip olduğu İslam anlayışı böyle bir benzeşmeyi mümkün kılamayacak kadar farklıdır. Nitekim günümüzde Ortadoğu coğrafyasında yaşanan Şii-Sünni çatışması bu durumun en temel göstergelerinden biri olduğu gibi, İran İslam Devrimi’nden sonra Türkiye’deki bazı unsurların yaşadığı etkilenme sürecinin kadük kalması ve ileri boyutlara gitmemesi de bu yazıda sözü edilen algısal farklılıktan kaynaklanmıştır.


Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türkiye’nin İranlaştığını düşünerek endişelenenlerin endişeleri yersizdir. Çünkü böyle bir değişimin ontolojik anlamda mümkün olmasını sağlayacak olan şartlar mevcut değildir. Tarihin hiçbir döneminde mevcut olmamış olan bu şartların oluşması da mümkün değildir.


**** **** **** **** **** ****

Bu günden sonra dış politika ve gündem ile ilgili köşe yazılarımı, kitap ve sinema eleştirilerimi bu köşeden yayınlamaya çalışacağım. Bana bu imkânı sunan haberajans.com’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR