Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Türkiye ile Kuzey Irak Anlaşma Masasına Gidiyor
14 Ekim 2008 Salı 00:27

 

Türkiye, kanlı Dağlıca saldırısının ardından Bağdat Hükümeti ile konuşmakta bir sakınca görmezken Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile bir araya gelme seçeneğini değerlendirmeye tabi tutmamış, PKK’nın izole edilmesi amacına yönelik olarak Kürt yönetiminden birtakım taleplerde bulunmakla yetinmişti. Kürt yönetimini PKK’nın hamisi olarak gören Türkiye’nin bu şekilde bir tutum sergilemesi Kürdistan konusundaki hassasiyetinden kaynaklanıyordu. Merkezi Bağdat Hükümeti varken Kürtlerle masaya oturmak düşüncesi rahatsızlık vericiydi ve Büyük Türkiye’nin gururu bu rahatsızlığı kaldırabilecek kadar esnek değildi. Bundan dolayı Bağdat ile yakın diplomatik ilişkiler kurulurken Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ciddiye alınmadı ve Türkiye’nin PKK’ya yönelik kaygılarının nihai noktada Merkezi Hükümet tarafından giderilmesi beklendi.

 

Merkezi Bağdat Hükümeti’ni pek de takmayan Kuzey Irak’taki Kürtler için bu durum kabul edilebilecek gibi değildi. Uluslar arası şirketlerle astronomik fiyatlar üzerinden petrol anlaşmaları yapıyorlar, Kuzey Irak’ın her yönüyle bir Kürdistan olması için çok yönlü çalışmalarda bulunuyorlar, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda hızlı kalkınma sıçramaları gerçekleştiriyorlardı. Irak’ın diğer bölgelerinin aksine son derece sakin ve güvenli olan Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet gibi davranıyorlar ve her geçen gün bağımsızlık ideallerine daha çok yaklaşıyorlardı. Arkalarına aldıkları Amerikan desteği ile Bağdat’tan bağımsız hareket ediyorlar ve bağımsızlık için gün sayıyorlardı. Tam da bu nedenden dolayı Türkiye’nin kendilerini görmezden gelmeye çalışmasını sindirmelerini kimse beklememeliydi.

 

Türk ordusunun Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlemesi üzerine Kürtler, Türkiye’nin ekonomik ambargo tehdidi eşliğinde bulunduğu taleplere yarım ağızla kafa salladılar ve PKK’ya karşı önlem alacakları taahhüdünde bulundular. Göstermelik birtakım girişimlerde bulundular, ancak devamı gelmedi. Eski tutumlarını sürdürmeye devam ettiler. Aslına bakılırsa onlar açısından anlaşılır bir durumdu bu: kendilerini tanımayı ısrarla reddeden düşmanlarının düşmanına neden düşmanlık yapsınlardı ki!

 

Sınır ötesi operasyonun üzerinden hatırı sayılır bir zaman geçmiş, Dağlıca saldırını tarihe havale edilmiş ve Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki ilişkiler yukarıda genel hatlarını çizdiğimiz haliyle donup kalmıştı. Ta ki, teröristlerin Hakkâri’nin Şemdinli ilçesine bağlı Aktütün Köyü’nde bulunan sınır karakolumuza saldırarak on yedi askerimizi şehit etmesine kadar…

 

Aktütün saldırısının ardından, bir yıl boyunca sürdürülen PKK ile mücadele faaliyetleri, ABD ile yapılan anlık istihbarat anlaşması ve Merkezi Bağdat Hükümeti ile kurulan diplomatik ilişkiler çok yoğun sorgulamaların muhatabı oldu. Son bir yılda yapılan operasyonlarla iyice zayıflatıldığı düşünülen örgütün yüz elli kişilik kalabalık bir terörist güruhuyla sınırı geçebilmesi ve güpegündüz karakolumuzu basması, terörle mücadele konusunda yapılanların yetersiz olduğunu, hatta abartıldığını göstermişti. Bağdat Hükümeti PKK’nın pasifize edilmesi konusunda yetersiz kalmış, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nden beklenilen önlemler alınmamıştı. (Kerkük ve Hanekin krizlerini yaşadığı Kürtlerle bir türlü anlaşamayan, onları itaat altına alamayan ve hatta Kürt bölgelerinde operasyonlar düzenlemesi bile Barzani Yönetimi tarafından engellenen basiretsiz Merkezi Hükümet’ten PKK konusunda beklenti içinde olmak abesti zaten…) Türkiye, PKK’nın tam anlamıyla etkisizleştirilmesi amacına binaen şimdi Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile masaya oturmaya hazırlanıyor.

 

Dışişleri Bakanlığı’nın Aktütün saldırısından sonra giriştiği diplomatik temaslar sonucunda bu şekilde bir karar aldığı yayınlandı gazetelerde… Amerika ve Bağdat ile yaptığı görüşmelerin PKK sorunu çözemeyeceğini düşünmeye başlayan Ankara’nın bu yeni yaklaşımı, biraz gecikmiş olsa da, terörle mücadelede en yararlı seçenek gibi gözüküyor. Bunun yanında Kürtlerin de, bir anlamda tanınmaları demek olacağı için Türkiye ile konuşmak istediklerini biliyoruz. Nitekim Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin, son günlerde Türkiye’de meydana gelen terör saldırılarını kınayarak bu saldırıların Türkiye ile Kuzey Irak arasında filizlenmeye başlayan iyi ilişkileri sabote etmeyi hedeflediğini söylemesinden sonra, kendisine sorulan bir soru üzerine, bizimle diyaloga girmediği bir zamanda Türkiye’ye nasıl yarım edelim şeklindeki beyanatta bulunması, artık her iki tarafın da masaya oturmaya hazır olduğunu gösteriyor.

 

(Burada parantez içinde, daha serbest ve komplovârî bir yaklaşımla konuya yaklaştığım zaman aklıma gelen rahatsız edici birkaç soruyu sorayım: Acaba Aktütün saldırısı Türkiye’yi Kuzey Irak ile masaya oturtmak için düzenlenmiş bir kumpas olabilir mi? Karanlık güçler, Dağlıca saldırısı ile başlayan ve Aktütün saldırısına, hatta Diyarbakır’daki polis servisine yapılan saldırıya kadar uzanan bir dizi terör eylemini Türkiye’yi yola getirmek için mi düzenlediler acaba? Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin PKK ile olan ilişkisi sandığımızdan çok daha fazla olabilir mi? PKK, Barzani Yönetimi’nin politik tetikçisi olabilir mi? Yani kekleniyor muyuz?)  

 

Önümüzdeki günlerde diplomatlarımız Kuzey Iraklı yetkililerle anlaşma masasına oturacaklar. En genel anlamıyla, PKK’ya karşı ortak bir stratejinin işler hale getirilmesi amacına yönelik olarak yapılması planlanan bu toplantılar, umarım, Türkiye’nin Kuzey Irak konusundaki politikasını reel bir düzleme çekebilecek kadar yararlı ve ileriye dönük olur…  

 

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
ramis
Yorum gerçekler
Değerli yazar Mustafa ALİCAN. Bir gün bu yazdığınız köşelerde acaba,TÜRKİYE'mizin bir savaş halinde olduğunu ve bu savaşı, abd,israil ve,ab ortaklaşa sürdürdüğünü alenen,yazdiğınızı görecekmiyiz. Sadece siz değil bu tüm yazarlarımız için geçerlidir,daha dün PKK yı terör listesinden çıkaran AİHM değilmi? Uyan eyyy!!! TÜRKİYE'm uyan. Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!" Lâkin hani, milyonları örten şu yığından, Tek kol da demiyor bir tarafından! Sahipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır. Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. Feryat ile kurtulması memul ise haykır! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 'İş bitti... Sebatın sonu yoktur!' deme, yılma. Ey millet-i merhume, sakın ye'se kapılma. Saygıla rsunuyorum.
15 Ekim 2008 Çarşamba 09:45
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR