













Her yıl bahar yaklaşırken tekrar tekrar gündeme gelen hikâye yeniden gündemde: “Ermeni soykırımı tasarısı” ABD Kongresi’nden geçecek mi?
ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin “Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin Birleşik Devletler tarafından yüzde yüz desteklenmekte” olduğunu ifade etmesi ve AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat Kınıklıoğlu’nun “Kongre’den geçmesi muhtemel soykırım tasarısının gündemde olmasının dahi Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde sağlanmaya çalışılan normalleşme sürecini olumsuz etkilemekle kalmayıp Türk-Amerikan dostluğuna da zarar verdiği” beyanında bulunması, her yıl tekrarlanan prosedürün bu yıl da tekrarlanacağı intibaını uyandırıyor.
Soru şu:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermeni mevkidaşı Serj Sarkisyan ile başlattığı “futbol diplomasisinin” güdülediği Türkiye-Ermenistan ilişkilerinden normalleşme sürecine ve bu süreçte Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokole ne oldu?
Bir şey olduğu yok, yerinde duruyor.
Ancak Ermenistan idaresinin Türkiye ile ülkeleri arasındaki buzları eritmeye yönelik eğilim ve girişimleri, halihazırdaki durumdan nemalanmaya alışmış olan Ermenistan’daki statükocular (bunlardan her yerde var) ve yargı bürokrasisi (bunlardan çok az yerde) tarafından engellenmeye çalışılıyor.
Ermenistan siyasi iradesi Türkiye ile protokoller imzalamaya ve artık kangren haline gelmiş olan “soykırım meselesini” şu ya da bu şekilde hal yoluna koymaya uğraşırken, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınmasını içeren gerekçeli kararından anlıyoruz bunu…
Peki, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci tıkandı mı?
Süreç tıkanarak başarısızlıkla mı sonuçlandı?
“The Economist”in iddiası böyle…
Dergi, Türkiye’nin, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararı karşısında yeni bir öfke krizine kapıldığını, Ankara’nın “komşularla sıfır sorun” politikasının çıkmaza girdiğini, hatta Erivan’ı destekleyen ABD’de, Kongre’nin 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması durumunda Türkiye’nin Amerikalıları İncirlik’ten kovabileceğini ileri sürüyor.
“The Economist”in savlarını pek önemsememek gerek.
Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikasını Ermeni meselesi üzerinden başarısız ilan etmek ve Türkiye-ABD ilişkilerinin, “Erivan’ı tutan Amerikalılar tarafından” bozulabileceğini savunmak, en hafif tabiriyle vizyon eksikliğidir.
Türkiye’nin, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve Balkanları da içine alan söz konusu dış politika vizyonunda, Ermenistan’ın konumu “olmazsa olmaz” bir konum değildir. Hakeza Türkiye-ABD ilişkileri de, coğrafi, siyasi ve ekonomik olarak Ermenistan merkezli olmaktan çok daha öte bir noktadadır.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinde sona gelinmemiştir, gelinmeyecektir de…
Bu süreç, kendi kendini üreten ve tarihsel sorunların konuşulmasını sağlamayı amaçlayan bir süreçtir. Amaç, yalnızca karşılıklı olarak oturup konuşmak ve iki ülke arasındaki ilişkilerin 1915 olaylarının ötesine geçen diğer meselelerini organize etmektir, tarihsel sorunları çözmek değil.
Zaten iki ülke arasındaki tarihsel sorunun öyle protokollerle, anlaşmalarla kısa vadede çözüleceğini sanmak da pek gerçekçi değildir.
Normalleşme sürecinin yapıp yapabileceği en önemli şey, taraflar arasındaki sorunu, tekrar tekrar üretilmesini ve büyütülmesini, sonraki kuşaklara kin ve düşmanlık şeklinde miras bırakılmasını engellemek adına, “olduğu haliyle, donmaya terk etmek” ve sorunun büyüme potansiyellerinin önüne geçmektir.
Yani bugüne kadar her iki tarafın da yapmayı düşünmediği şeydir.
Bu şekilde, önümüzdeki yıllarda, 1915 olaylarının acısını kin ve düşmanlık formuyla taşımayan objektif Türk ve Ermeni kuşakların sorunun üstesinden gelebilmesini sağlaması muhtemel olan bir konuşma zemini oluşturmak mümkün olabilir.
Aksi durumda, önümüzdeki on yıllarda da, tıpkı bugün olduğu gibi, ABD Kongresi’nin her bahar tasarıyı kabul edip etmeyeceğini, Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulup bozulmayacağını konuşmaya devam ederiz.
güzel
qqqqqq