













Doğu Türkistan’da patlak veren olaylarla ilgili haberler bir süre gazete sayfalarından ve televizyon ekranlarından kamuoyuna taşındıktan sonra birdenbire kesildi. Doğu Türkistan’a muhabir gönderen, canlı yayından görüntü geçen, Uygur “kardeşlerimizle” temasa geçen ve telefon bağlantısı yapan medyanın “duyarlı duayenleri” birdenbire Türkistan’ı unutup “daha önemli meselelere” yöneldiler.
İyi ki de yöneldiler. Yoksa bilmem hangi mankenin nerede kimle tatil yapmakta olduğu, Türkbükü’ndeki ortam sıcaklığının hangi boyutlarda seyrettiği, ünlü iş adamı ile ünlü sosyetik güzelin büyük bir talihsizlik sonucu ayrılmak zorunda kaldıkları, kırkını aşmış olmasına rağmen henüz kırk yaşında bile göstermeyen güzel yıldızlar, onların eski ve yeni sevgilileri, ünlü şarkıcı bilmem kimin oğluna aldığı bilmem kaç milyarlık bilmem hangi marka arabanın rengi gibi çok önemli ve dahi hayati haberleri öğrenemeyecek, yaz sıcağında inim inim inleyerek cehalet valsi yapacaktık.
Doğu Türkistan’da dönen olayları bir süre reyting kapısı olarak görüp ayyuka çıkarma girişimleri gösteren medya, suçlu diye onlarca Uygur Türkü’nün asılarak “idam edilmesinden sonra” (idam mı?) meseleye yönelik ilgisini yitirdi gibi görünüyor. Sanki sorunlar halledilmiş, Çin hükümeti zulmünden vazgeçmiş ve Uygurlar arzularını elde etmiş gibi davranılıyor.
Neyse bazı şefkatli ve duyarlı insanlar ve kurumlar var da, bir vicdan azabı gibi böğrümüzden koparıp atmaya çalıştığımız “yüz çevirmişliklerimizi” yüzümüze yüzümüze çarpıyorlar.
İHH’dan ve kurumun hazırladığı Doğu Türkistan Raporu’ndan söz ediyorum. Rapora göre, hiç de medyamızdan edindiğimiz izlenim gibi ortalık durulmuş falan değil. Hatta daha önce durulmuştu da, birdenbire yeniden bir takım şeyler patlak verdi ve suçlular da idam edilince sorun çok şükür çözüldü falan gibi bir şey de değil.
Rapora göre, Doğu Türkistan sorunu yeni bir şey değil. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar uzanıyor. Komünist rejimin kurulduğu günden beri öldürülen Uygur sayısı 35 milyon ( yazı ile otuz beş milyon). Çin, tam anlamıyla, kelimenin hiçbir şekilde bükülmez ve herhangi bir tarafa çekilmez anlamıyla bir soykırım uyguluyor.
Üstelik Çin’in menfur uygulamaları yalnızca her fırsatta Uygurları katletmekle sınırlı da değil. Uygur halkının bütün ananevi ve dinsel geleneklerine yönelik korkunç ve sistematik bir asimilasyon politikası sürdürülüyor. Mesela oruç tutan Müslüman Uygurlara zorla öğle yemeği yediriliyor. Erkekler kısırlaştırılıyor ve bir halk tamamıyla “gayri meşru ve işgalci iktidar tarafından zindana çevrilmiş bir şimdide” imha edilmek isteniyor.
Şu satırlar İHH İnsani Yardım Vakfı’nın hazırladığı Doğu Türkistan Raporu’ndan. Okuyalım:
Doğu Türkistanlılar şimdi Kur`an okuduklarında dayak yiyor, Kur`an öğrenmek istediklerinde hapse giriyorlar. Daha doğmadan yasaklarla karşılaşıyor, eğer devlet tarafından `fazlalık` olarak addedilirlerse annelerinin karınlarından zorla çıkartılıp öldürülüyorlar. Kendi dillerini, tarihlerini öğrenme hakları yok. İstedikleri üniversiteye girmek, istedikleri işte çalışmak onlar için hayalden de imkansız. Hayatlarının her aşamasında kimlikleri soruluyor onlara. Aidiyetleri sorgulanıyor, üstelik sorgulanmakla da kalmıyor, kendilerinden çalınıp yerine bir başkası konmaya çalışıyor.
Suçları bir hak talep etmekse, bunun bedelini fazlasıyla ödüyorlar. Hesapsızca işkence görüyor, hapislerde ölüme terk ediliyorlar. Hapis hayatından ve dolayısıyla işkenceden evlerine dönenlerse normal hayatlarına bir daha asla dönemiyorlar: Çünkü artık ya psikolojik bozukluk ya da fiziksel sakatlıkla yaşamak zorunda kalıyorlar.
Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan`ı hakimiyeti altına alıp bölgeyi ` Sincan/Kazanılmış topraklar` olarak adlandırdığı tarihten bu yana, Doğu Türkistanlılara yönelik etnik temizlik ve asimilasyon politikası uyguluyor. Nitekim, Çin Halk Cumhuriyeti`nin kuruluşundan bu yana 35 milyon Doğu Türkistanlı katledildi. Yıllardır Çin zulmü altında olan Doğu Türkistan, Çin, Tibet, Keşmir, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Moğolistan ve Rusya ile sınırı olan, 1.828.418 km2 toprağa sahip bir ülkedir. Zengin yer altı kaynakları ve stratejik konumu ile Doğu Türkistan, Çin`in siyasi ve ekonomik nüfuz altına almaya çalıştığı bir bölgedir.
Söylenecek başka söz yok. Bu rapor, Doğu Türkistan’ı “unutmak ve ondan kurtulmak” için vicdanımızın sesine ne kadar kulak tıkarsak tıkalım, bir tokat gibi çarpsın yüzümüze. Ana akım medyamızın muhabir ve gazetecileri, Bodrum’da, Çeşme’de, Antalya’da şurda burada hem tatil hem de iş yapsın, yeni doğum yapmış ünlü şarkıcının fazla kilolarını görüntüleyebilmek için mekan kapılarında nöbet beklesin. Büyük “enkırmenlerimiz” Çeşme’ye bağlansın, son haberleri ünlü konuklarla yorumlasın. Milletçe rahatlayalım. Huzur bulalım. Ailemizin gazetesinin dağıttığı tatil eklerinden bütçemize uygun tatil mekanlarını işaretleyip fırsatları değerlendirelim.
Türkistan mı? Sürekli aklımızda ama ne yapalım elimizden de bir şey gelmiyor. Allah yardımcıları olsun. Hep yanlarındayız din ve soy kardeşlerimizin.
İster gülün, ister ağlayın.
teşekkürler duyarlı insan
Türkistan