Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Türk tarihçiliğinin “renaissance”sına doğru…
23 Mart 2010 Salı 09:13

18-20 Mart tarihleri arasında, Türk Tarih Kurumu ve Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nün birlikte organize ettiği “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Tarihçilik ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu” Ankara’da gerçekleştirildi.

Gür-Kent Hotel’de yapılan ve yoğun ilgi ve takibe mahzar olan sempozyumda, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin tarihçiliği ve sorunları masaya yatırıldı.

Çok da iyi oldu.

Türk tarihçilerinin genel anlamda pek sahip olmadıkları bir alışkanlığın, tarih ve tarihçilik üzerine düşünme alışkanlığının gelişebilmesi için gerekli olan türden toplantılardan biriydi bu sempozyum, nicelik ve nitelik olarak artmaları gerekli olan toplantılardan biri…

   Açılış oturumu Türk Tarih Kurumu’nda yapılan sempozyumun açılış konuşmalarını, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali Birinci, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız yaptı.

Mazerete bildirerek programa katılamayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bazı devlet bakanları ve milletvekillerinin göndermiş olduğu mesajların okunmasından sonra, sempozyumun açılış bildirisi, dünyaca ünlü tarihçimiz Prof. Dr. Halil İnalcık tarafından sunuldu.  

“Osmanlıdan Cumhuriyet’e Türk Tarihçiliği” başlıklı bu bildirinin ardından, dinleyiciler, Prof. Dr. Mübahat Kütükoğlu (Hocam Ömer Lütfi Barkan), Mehmet Genç (Barkan ve İktisat Tarihçiliği), Prof. Dr. Özer Ergenç (İnalcık ve Sosyo-ekonomik Tarihçilik), Prof. Dr. Tuncer Baykara (Zeki Velidi Toğan) ve Prof. Dr. Mehmet İpşirli (İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Osmanlı Tarihçiliği) gibi Türk tarihçilik camiasının ağır toplarının tecrübelerini dinlediler.

Konuşmasının sonunda Yediyıldız’ın uzun, teorik ve etkileyici konuşmasına övgüler yağdıran ve onun “tarihçi olmanın yanında aynı zamanda bir filozof” da olduğunu ifade eden İnalcık Hoca’ya gösterilen ilgi bir başkaydı, bunu kaydetmek gerek.

Hoca bir popstar gibi muamele gördü.

70 yıldır tarih yapmakla ve yazmakla iştigal eden Hoca, sürekli olarak alkışlandı. Kendisine hayranlık duyuldu. Parlayan gözlerle çekik gözlerinden bir ışık ve çelik sözlerinden bir kıvılcım kapılmaya çalışılındı.

Sempozyumun sonraki günlerinde de çok önemli tebliğler sunuldu.

Prof. Dr. Mehmet Ersan, Prof. Dr. Cüneyt Kanat, Prof. Dr. Fevzi Demir, Prof. Dr. Fahameddin Başar, Hakan Erdem, Erhan Afyoncu, Teyfur Erdoğdu gibi isimler ve elbette isimlerini burada anmadığım daha başkaları; tarih, teori ve eleştirel düşünce, makro tarihin önemi, tarih dergiciliğinin teknik ve etik sorunları, tarih ve edebiyat, tarih ve medya, tarihsel epistemoloji, ilk ve orta öğretim tarih kitaplarında bulunan yanlışlar vs gibi konularda önemli tebliğler sundular.  

Şahsımın da “Tarih ve Aktüalite Arasında Tarihçi: Osman Turan Örneği” başlıklı bir tebliğ ile katkıda bulunduğu sempozyum, Türk tarihçiliği açısından taşıdığı tarihi öneme uygun olarak son derece verimli geçti.

Hem tebliğ sunmaya hem de dinlemeye gelmiş olan katılımcıların sayıca çok olması da sempozyumun ne derece ciddiye alındığının en büyük kanıtıydı.

Artık Türkiye’de de tarihçilerin, tarihsel olgulardan ziyade tarihçilik, tarihsel epistemoloji, tarih üretimi, üretilmiş olan tarihin zorlukları, tarihin diğer sosyal bilimsel disiplinlerle ilişkisi vs üzerinde düşünmeye başladıklarının ve bunu ciddiye aldıklarının göstergesiydi.

Nitekim “Değerlendirme Oturumu”ndaki değerlendirmesinde Yediyıldız’ın, sempozyumun ilk gününde “Türk tarihçiliğinde eleştirel düşünce ve tarih felsefesi eksikliği” konularına eğilen Cüneyt Kanat’ın tebliğine göndermede bulunarak “Türk tarihçilerinin ve tarihçiliğinin bastırılmışlığının” altını çizmesi, sempozyumu düzenleyenlerin ne kadar da isabetli bir karar verdiklerinin göstergesi gibiydi.

Bu sempozyumdan sonra ülkemizde tarih ve tarihçilik, özellikle yeni ufuklar vaat eden tebliğlerden hareket ederek söylüyorum, artık eskisi gibi siyasal olgulara münhasır bir etkinlik olarak kalmayacak, kalamayacak.

Bunun nedeni ise, artık önünde durulması pek de mümkün olmayan değişim, dönüşüm ve başkalaşım süreçleri… Farklı kültürlerden, farklı anlam dünyalarından ve farklı ontolojik zeminlerden neşet eden süreçler…  

Örneğin, özellikle yeni kuşak tarihçilerin, vakıf oldukları Batı dillerinin sağladığı imkanlarla Batı tarihçiliği üzerine çalışabilmeleri, tarih felsefesi ve epistemolojisi üzerinde kafa yorabilmeleri ve toplumsal kuramları takip edebilmeleri, her disipline olduğu gibi, tarihe de birtakım değişik bakış açılarının kazanımlarını edindirebiliyor.

Yeni kurulan yayınevleri, yapılan sayısız çeviriler, felsefe ve sosyolojinin etkinlik alanının giderek daha da genişlemesi ve dünyanın neresinde olursa olsun, herhangi bir iyi çalışmanın hemen farklı dillere taşınabilmesi, disiplinel dönüşüm ve değişimleri de yaygınlaştırabiliyor.

Tüm bunlardan dolayı…

Ankara’da düzenlenmiş olan söz konusu “tarihçilik sempozyumu” çok ama çok önemli…

Türk tarihçiliğinin “renaissance”sına doğru gidişin çok önemli bir adımı ve tarihçilik uğraşının Türkiye’de geçirmek üzere olduğu dönüşümün çok belirgin bir işareti.

Umulur ki, bu tür sempozyumlar hem nicel hem de nitel anlamda çoğalsın ve yaygınlaşsın…

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR