Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Harun Gökyiğit
harungokyigit@gmail.com
Türk Futbolunun Kültürü Ve Zihniyeti
06 Ekim 2008 Pazartesi 16:19
Günümüzde tartışılan futbolun kuralları olsa bile futbolun mantalitesi ve zihniyeti tek ve aynı olgulardan oluşmuş bir bütün değildir.

Dahası olmamalıdır da.

Futbolun popüler oluşu, her kafadan bir ses çıkması sonucunu doğurur ve sonuçta futbolun renkliliğinin gerekleri de budur. Yeter ki; bilgi dolu olsun yada bu hengamede olmasın ne fark eder.

Futbol oyunu; futbolcuların, teknik adamların dahası parasının hızla dolaşıma çıktığından beri hemen hemen her yerde benzer bir şekilde oynanmaya çalışılıyor.

İşte çoğu futbol tutkununun da serzenişi burada başlıyor. Futboldaki verimlilik kayboluyor. Çünkü sistemler fazlasıyla birbirine benzemeye başladı.

Yeryüzündeki dillerin kayboluşu, kültürlerinde kayboluşuna acı bir müjdejisi ise, günümüzde futbol sistemlerinin de birbirine benzemesi ve tek düzleşmesi daha da ötesi çağdaş futbolun gerekleri martavallarıyla imgelenen Mourinho vari futbolun hedef gösterilmesi, futboldaki yerel motifleri önümüzdeki yıllarda hepten öldürebilir. 

Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin, kim ne yazarsa yazsın Türkiye'deki futbolun bile kendisine has bir özelliği ve şekli şemali vardır.

Zaten Türkiye'deki sorunda bunun dünyada dolaşıma çıkamamasıdır. Ve ülkemiz futbolundaki beceri ile beceriksizlikte işte buradadır. Ülkemiz futbolunda iyi bir taklit örneği oluşturabilirsiniz hatta bununla başarılı da olabilirsiniz ama geriye ne kalır o tartışılacaktır.

Örneğin; hatırlarsanız Yunanistan, tam bir taklit oyunu oynadıkları halde Avrupa şampiyonası'nda başarılı olmuş ve Avrupa kupasını kaldırıp Avrupa şampiyonu olmuşlardı. Ama ellerinde kalan sadece şekil verilmiş bir metal parçası olmuştu. Eğer o kazanılan metal parçasının içi doldurulmuş olsaydı o zaman gerçekten Yunanistan'ın Avrupa şampiyonluğunun gerçekten dünya futbol tarihinde bir değeri olabilirdi.

Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün bile hiç kimse Yunanistan'ın oynadığı futbolu çok fazla değil hiç konuşmuyor bile en azından olumlu anlamda. Çünkü Yunanistan Avrupa şampiyonu olduğunda kendisine ait bir oyunu oynamamıştı sahada.

Tıpkı biz Türkler gibi, Dünya Kupası'nda dünya üçüncüsü olduğumuzda Avrupa şampiyonası'nda yarı final oynamamıza rağmen yapılan birçok yanlışa rağmen kendimize has ve özel bir oyun tarzını sahada sergileyemediğimiz gibi.

Değerli okurlar; bakınız futbol İngiltere ve Almanya'da iktisadi, Hollanda ve Fransa'da felsefi, İspanya ve İtalya'da politik, Brezilya ve Arjantin'de yaşamsal bir zevk ve keyif oyunudur.

Futbol, Türkiye'de de kültürel bir oyun olabilirdi ama ne yazık ki; bunu henüz başarabilmiş değiliz.

Peki futbol Türkiye'de neden mi kültürel bir oyun olabilir?

Bakınız örneğin; dünyadaki bütün derbilerin en fiyakalasının bizim ülkemizde olduğunu iddia etmek pekte haksızlık sayılmaz.

Çünkü gerçekten bizim kültürümüzde alakalı bir rekabet söz konusudur derbilerde ve bu rekabet hemen hemen herkesi, pardon herkesi olmasa bile her futbolseveri cezbetmektedir.

Örneğin; 2007 yılında ligin son haftalarına denk gelen ligin 1.devresindeki F.Bahçe-G.Saray derbi karşılaşmasını düşünün.

F.Bahçe, ben kendimi bildim bileli hep yıldız oyuncu merkezli bir oyun anlayışıyla oynar ve en çok eleştiriyi de bu yüzden alır hep.

G.Saray'da hep bir takım oyunu oynama hevesli olarak görülür. Özellikle 1983'lü yıllardan başlayarak Jupp Derwall'den bugünlere kadar gelen süreçte hep takım oyunu oynama heveslisidir G.Saray, hoş bunu her zaman başaramaz ama başardığı zamanlarda da G.Saray'ın neler yapabildiğini herkes bilir.

Her neyse demek istediğim; bu unsurlar bile küçük küçük kültürel hareketler, davranışlar ve zihniyet olarak görülebilir.

Beşiktaş'ın da kendisine has ve özel bir futbolu olmuştur hep, Trabzonspor'unda.

Burada anlatmak istediğim nokta şu; ülkemizdeki ve dünyadaki her kulübün kendi kültürel yapısı oynadığı futbolu da belirliyor. Özellikle ülkemiz futbolunun sistemleşmemesinde ( belki de iyi anlamda ) kulüplerde ki etkin yapı neyse onunda kültürel bir modeli mevcuttur.

G.Saray'da takım oyunu saha içinde her zaman etkindi, gene Jupp Derwall'den bu yana diyeceğim. Bu durum 1.Fatih Terim döneminde altın çağ dönemini yaşamıştır. Ama maalesef yönetim ve taraftar her zaman bu yapının gerisinde kalmıştır. Bu sezonda dahil son 4 yıldır kulüp tamamen futbolcuların insiyatifindedir.

Hatta biraz daha ileri giderek söylüyorum ve yazıyorum bu sezonda dahil G.Saray son 4 sezonu teknik direktörsüz geçirmiştir. Bu durum teknik direktörlerin aciz yada iş bilmez olduğu anlamına gelmiyor sadece burada futbolcu kritik bir konu ve alınan kararlarda daha etkin ve belirleyici oluyor.

Beşiktaş ve F.Bahçe ise son yıllarda rolleri değiştirmiş gibi. Eskiden Beşiktaş'ın yönetimlerinde istikrar olur F.Bahçe'nin olmazdı şimdi Beşiktaş'ın yönetimlerinde istikrar yok F.Bahçe'nin yönetimlerinde istikrar var.

Öyle çok fazla değil sadece bundan 8 yıl önce F.Bahçe'nin tribünlerinde de inanılmaz bir eksiklik vardı ve ister istemez kadro oluşumu, teknik adam seçimi buna göre yapılırdı. Son yıllarda bu güç artık tribündeki taraftarın elinden alınıp yönetimin eline geçmiş gibi gözükse de ben hala F.Bahçe'nin eski F.Bahçe olduğuna ve F.Bahçe seyircisinin hep ön planda olduğunu düşünüyorum ve inanıyorum.

F.Bahçe taraftarının takımı başarısız olduğunda hala, teknik direktörünü de, başkanını ve yönetimini de istifa ettirecek bir güce sahip olduğunu düşünüyorum.

TRT1'de pazar akşamları yorumlarda bulunan Sn. Ömer Üründül, kusura bakmasın ama işte sırf bu yüzden hiçbir F.Bahçeli Mourinho gibi sevimsiz bir teknik adamla çalışmak istemez.

Sert bakışlı, tuttuğunu koparabilen, vurduğu yerden ses getiren, futbolu ne olursa olsun türünden bir başarıya adayan bir Chelsea'li yada İnter'li bir futbolcu protipi yerine, her tarafa gülücükler dağıtan, yenmek ve yenilmek gibi muhasebelerden ziyade kendini ve hatta başarıyı futbola adayan Bercelona'lı futbolcu protipi ve John Cruff protipi bir teknik adam yeğlenir F.Bahçe'de, çünkü başarı elinde sonunda gelir. Bugün için bu protipe örnek vermek gerekirse işte Zico işte Roberto Carlos buna en güzel örnektir.

Allahaşkına düşünsenize Bercelona'nın uzunca bir dönem ne kendi liginde nede Avrupa'da dişe dokunur bir başarısı olmadığı halde takım halinde yaşadıkları bu süreçte sempatikliklerinde en ufak bir değişiklik olmamıştı. Oysa Mourinho'nun çalıştırdığı dönemdeki Chelsea'yı hatırlayın hele, Chelsea'li futbolcular adeta rakibinin kemiğini kırmak için top oynuyordu sahada.

Beşiktaş'ın şimdiki Sn. Yıldırım Demirören başkanlığındaki yönetimi; bundan önceki Sn. Serdar Bilgili başkanlığındaki yönetimi tribün desteğiyle devirdi devireli bir basiret sorunu yaşıyor.

Ama dikkat edin son dönemlere kadar çok güçlü yönetimler gördü Beşiktaş kulübü.

Bu güçlü yönetimler sayesindedir ki; nispeten genç kadrolarla, alt yapı destekli başarılar elde ettiler ve bu başarılar elde edilirken tribün ve sahadaki futbolcuların istedikleri hep geri planda kaldı.

Bugün Beşiktaş sevgisinden en ufak bir şüphe dahi duymayacağım başkan Sn. Yıldırım Demirören görevde kaldığı süre içersinde o kadar çok teknik adam değişikliği yaptırdı ki; takıma o kadar çok futbolcu alıp gönderdi ki; inanamıyorum ama son 3-4 yıldır Beşiktaş tam bir istikrarsızlık abidesi haline dönüştü.

O Yıldırım Demirören ki; ben 80'li yılların başlarında o zamanlar Etiler'deki binasında olan Özel Ata Koleji'nin orta 1.sınıfına başladığımda lisede okuyan büyüklerimizden biriydi. Öyle paydoslarında bizler gibi alt sınıflarda okuyan küçüklere dışarı çıkma yasağı olduğunda bizlere dışarıdan Venüs Pastanesi'nden poğaça ve açma getirip, dışarıdan bizlere başka birşeye ihtiyacımız olup olmadığını soran, ve okulda bizlere kol kanat gerip bizleri o dönemin sokaktaki kötülüklerinden koruyan ağabeylerimizdendi.

Beşiktaş'ın o yıllarda 14-15 sene şampiyon olamadığı dönemlerde okulun bahçesinde, koridorlarında bir genç olarak nasıl oflayıp pofladığını, Beşiktaş için nasıl üzüldüğünü dün gibi hatırlıyorum çünkü bende küçük bir G.Saraylı olarak kendi takımımım uzun yıllar şampiyon olamamasının verdiği ızdırabı yaşıyordum.

Yani bir anlamda kaderimiz bu yönüyle ortaktı. Tek gıcık olduğumuz takım şampiyonluklara adeta her sene ambargo koyan F.Bahçe idi. O yıllardan beri bir G.Saraylı ve Beşiktaşlı için yeryüzündeki en sinir bozucu takım F.Bahçe idi.

Her sezon sonu yine mi F.Bahçe şampiyon oldu, lanet olsun ya biz ne zaman şampiyon olacağız ya diye diye koskoca bir 14-15 sene geçmişti, dile kolay değil sabır eğer sabır taşı olsaydı çatlamıştı bile. Hatta o dönemlerde aynı kaderi paylaştığı için o dönemin yöneticileri ve başkanları Beşiktaş ve G.Saray'ı, birbirlerini kardeş takım olarak dahi ilan etmişlerdi.

Şimdi bakıyorum Sn. Yıldırım Demirören'i yerden yere vuruyorlar, çok ağır eleştiriler okuyorum ve dinliyorum.

Şaşırıyorum, üzülüyorum ve ben hala bu ağır eleştirileri yapanlara inanmıyorum çünkü benim o yıllarda hatırladığım okuldaki Yıldırım ağbimizin Beşiktaş'a zarar verebilecek en ufak bir olayın, en ufak olumsuz bir işin arkasında olabileceğini asla düşünemiyorum bile.

Benim hatırladığım okuldaki Yıldırım ağbimiz yüreğine su katılmamış doğal bir Beşiktaşlı idi. Bugün Beşiktaş'ı yerden yere vuranlardan çok daha iyi bir Beşiktaşlı olduğuna inandığım bir insanın, okuldaki Yıldırım ağbimizin, kendisini ve Beşiktaş'ı eleştirenlere inat bir G.Saraylı olarak başarılı olmasını canı yürekten diliyorum.

Beşiktaş'ın şu anda yaşadığı sorun da bence kültürel boyutlu bir sorun.Takım tribüne endeskli oynamıyor birkaç sezondur yaşanan sorun bu.

Beşiktaşlılık kültüründe şu anda Çarşı ve yönetim güç birliği edemiyor kanaatimce, yada futbolcunun kültürel atmosferine Çarşı müdahale edince bazı futbolcuların transferini kaldıramıyorsun veya taraftar istedi diye illa Pascal Nouma protipinde bir siyahi futbolcu peşinde koşuluyor transfer dönemlerinde.

Oysa bence bu tavır, bu anlayış F.Bahçe'nin kültürüne ve mantalitesine daha uygun kalıyor Beşiktaş'a ise hiç uymuyor gibi geliyor bana.

Böyle uzayıp gider bu konu.

Yöre yöre incelediğimizde bile, küçük takımlardan farklı futbol tatları alabiliriz. Kulüplerdeki bu tür yaklaşımlar kesinlikle kültüreldir.

Yönetici protipi, taraftar protipi, futbolcu protipi ve teknik adam protipi ister istemez kulüplerdeki bu kültüre uyum sağlar.

Ben tamamen oyun anlayışı olarak söylüyorum bunu; F.Bahçe bireysel futbolu önde tutsun ara sıra takım oyunu oynasın ama bu genetik ve kültürel özelliği hep baki kalsın istiyorum.

UEFA Kupasını alacağım diye yada Şampiyonlar Ligi şampiyonluk kupasını kazanacağım diye F.Bahçe; G.Saray gibi, G.Saray'ın tarzında ve felsefesinde bir oyun oynamasın istiyorum.

G.Saray ise sırf tribüne taraftar toplayacağım diye uzun yıllardır oynadığı takım oyunu futbolundan ödün vermesin istiyorum.

Beşiktaş ise; para dersen bizde var diyen yönetici protipini kendisinde yaratmasın istiyorum. Bundan önceki yıllarda olduğu gibi ve özellikle Sn. Süleyman Seba döneminde olduğu gibi güçlü yönetim az para harcar, alt yapı yapar, genç oyuncu yetiştirir ve bunları oynatır desin ve tribün ile sahaya inat bu konuda kendi bildiğini okusun istiyorum.

Trabzonspor ise; kendi öz değerlerine sahip çıksın istiyorum, İstanbul'un üç büyükleriyle yarışacağım diye ille de yabancı oyuncu transferini latinlerden yapsın istemiyorum, ille de yabancı oyuncu transferinde dünya çapında bir yıldız oyuncu alsın istemiyorum.
Genç ve zıpkın gibi olan yerli oyunculardan oluşan bir kadrosu olsun istiyorum, agresif ve hatta sert, 90 dakika koşan, mücadele eden bir takım olsun istiyorum. Öyle bir takım olsun ki; 90 dakika bittiğinde insanlar bu takım bir 90 dakika daha oynayabilir düşüncesine sahip olsunlar istiyorum.

Bu saydığım takımlar arasında son yıllarda sadece Beşiktaş'ta ciddi kaymalar oldu. Beşiktaş'ta kültürel anlamda ciddi bir erezyon oldu. F.Bahçe, G.Saray ve Trabzonspor'un futbol kültürü ise yine bildiğimiz gibi.

Ben, başarı uğruna, bir kupa daha fazla kazanma uğruna yada bir kupa kazanma uğruna kulüplerin bu kendine has olan kültürel yapılarından vazgeçmemesi gerektiğini düşünenlerden, buna inananlardan ve bu zihniyete sıkı sıkıya bağlı kalanlardanım.

Eğer Türkiye'de futbol kulüpleri kendilerine has olan bu kültürel yapılarını daha da kuvvetlendirebilirlerse oynadıkları oyunun özüne sadık kalarak da pekala başarılı olurlar inancında ve düşüncesindeyim.

Evet bu hafta böyle biraz farklı bir yazı oldu. Ne o yoksa siz beni o asalım keselim, kıralım dökelim, kıçına tekmeyi basıp gönderelim lakırtılarını yapan teknik direktör kafataşçısı avcılarından mı zannettiniz?

Hayır ben onlardan değilim olmam da zaten.

Daha 6.hafta ve biz yine başladık Aragones bunak ihtiyarın teki derhal eline biletini verin gönderin gitsin İspanya'ya. İyi gönderin gitsin de peki bu saatten sonra yerine kimi getireceksiniz? Yerine getireceğiniz teknik direktörün başarılı olma şansı yüzde yüz garanti mi yani?

Skibbe çaylak bir teknik adam, oyunu okuyamıyor öyle seyrediyor zaten 75'lik Kalli'de böyle seyrederdi G.Saray'ın ağırlığını taşıyamıyor gönderin gitsin. İyi gönderin gitsin peki bu saatten sonra kimi getireceksiniz? Yerine getireceğiniz teknik direktörün başarılı olma şansı yüzde yüz garanti mi? Hani dere geçerken at değiştirilmezdi? Hani G.Saray zırt pırt hoca değiştirmezdi? Hani G.Saray'da istikrar vardı? Hani G.Saray başkalarına benzemezdi?

Ertuğrul Sağlam fazla yumuşak görünümlü bir hoca, Beşiktaş'ı çalıştıracak kadar henüz kıvamımda değil, daha pişmemiş tecrübe kazanması lazım, Beşiktaş ona şu anda iki üç gömlek büyük geliyor gönderin gitsin. İyi gönderin gitsin peki bu saatten sonra kimi getireceksiniz? Yerine getireceğiniz teknik direktörün başarılı olma şansı yüzde yüz garanti mi? Daha bir ay önce Ertuğrul hocayla 3 yıl daha devam edilmesi lazım diye yazılar yazılmıyor muydu?

6.haftada futbolumuzun değişmez teknik direktör kafataşçısı avcıları 24 saat mesai yapmaya başladılar yine.

Neymiş efendim F.Bahçe nasıl kendi sahasında yenilirmiş, Kayserispor nasıl 4 gol atabilirmiş, Bursaspor, G.Saray'ı nasıl yenermiş şampiyonluğa oynayan takımlar her maçı kazanmak zorundaymış vay be zihniyete bak.

Futbol bu kardeşim adı üstünde oyun ve bu oyunda her türlü netice var. Kimse kusura bakmasın ama İstanbul'un üç büyükleri çok fena şımarmış ve şımartılmış. Hatta o kadar şımartılmışlar ki; İstanbul'un üç büyükleri kendi aralarında oynadıkları maçlar dışındaki rakiplerine en ufak bir saygıları bile yok. Üçü de ultra megolaman olmuş.

F.Bahçe çıkacak Kayserispor'a kendi sahasında elini kolunu sallaya sallaya dört beş atacak öyle mi? G.Saray çıkacak Bursa'da elini kolunu sallayarak Bursapor'a üç dört atacak öyle mi?

Uzun yıllardır böyle alışılmış ve böyle böyle senelerce şımartılmış resmen İstanbul'un üç büyükleri. Sanki karşılarında hiç takım olmayacak, karşılarına çıkan her takım onlara teslim olacak çünkü onlar şampiyonluğa oynuyor, onlar çok büyükler öyle mi?

Büyüklük sadece kazanılan kupalarla, şampiyonluklarla olmaz kupa kazanmak ve şampiyon olmak sadece büyük takım olmanın kriterlerinden bir tanesidir tamamı değildir.

İstanbul'un üç büyükleri o kadar da egoist olmuşlar ki; gözleri sadece kendilerinden başkasını görmez olmuşlar. Sadece kendileri kazanırlarsa Türk futbolu var kendileri kazanamazlarsa Türk futbolu diye bir futbol yok.

Ben hayatımda gördüğüm en zevkli liglerden birini seyrediyorum bu sezon. Çünkü sürpriz diye görülen sonuçlar çok oluyor. 25 sene önce insanlar spor toto oynarken İstanbul'un üç büyüklerinin maçlarına banko kazanır diye yazıp oynarlardı şimdi artık öyle değil.

Ne güzel futbolumuz gelişiyor işte. İyi yada yetersiz ama sonuçta 25 yıl önce hiç kimse İstanbul'un üç büyüklerini yenmeyi aklına bile getirmezdi. Daha maçın 1.dakikasında teslim olurdu rakip takım.

Şimdi öyle değil işte. Anadolu kaplanları bende bu yarışın içersindeyim, artık bende şampiyon olmak istiyorum, artık bende seni yenmek için oynamak istiyorum diyor İstanbul'un üç büyüklerine.

Herkes hafta sonundan beri şaşırmış ne olacak bu Fenerin hali? ne olacak bu G.Saray'ın hali diye soruyor.

Gülüyorum.

Ne olacak hiçbirşey olmayacak, hayat akıp gidecek işte. Dünyanın sonu mu geldi ne oldu yani F.Bahçe yenildi G.Saray yenildi.

Ne oldu 3.Dünya savaşı mı başladı ne oldu yani. Hayat kendi akışında devam ediyor. Futbol bu yenersin de yenilirsin de bunlar futbolun doğasında olan neticeler.

Ha bana derseniz ki; F.Bahçe yerlerde süründü ruhsuzca top oynadı, G.Saray sadece sarı kırmızlı forma renkleriyle sahadaydı diye o zaman ben bunu anlarım buna saygı da duyarım. Ama vay nasıl yenilir koskoca F.Bahçe, nasıl yenilir koskoca G.Saray derseniz buna güler geçerim.

Kimisi de var F.Bahçe ve G.Saray yenildi diye yemeden içmeden kesiliyor, çoluğunun çocuğunun rızkını F.Bahçe'ye, G.Saray'a veriyor, bütün bir haftayı stress altında geçiriyor.

Yahu bu kadar tantanaya değmez, gündelik hayatı bu kadar içinden çıkılmaz bir hale getirmeye değmez. Takımını sev, destekle ama yenildi diye de kahrolma. Hayat dediğiniz şey sadece F.Bahçe ve G.Saray'dan ibaret değil. Bunlar ne kadar büyük kulüp olurlarsa olsunlar hayatın içersinde sadece küçük bir parıltılı mücevherlerdir hepsi bu ama hayatın tamamı asla değillerdir.

Şu futboldan zevk almak yerine işin eğlenceli kısmıyla keyiflenmek yerine hep negatif , hep negatif ille de hep negatif enerji dolu yorumlar, negatif enerji dolu futbol programları.

Kayserispor'un haddine mi düşmüş koskoca F.Bahçe'yi yenmek, Bursaspor'un haddine miymiş G.Saray'yı yenmek, çekilsinler defanslarına paso F.Bahçe, G.Saray tek kale oynasın atsın 4-5 tane gol atsın ve bu her hafta böyle devam etsin.
 
İşin kötü yanı hiç kimse de böyle birşeyden canı sıkılmasın ve bundan şikayetçi olmasın. Bu nasıl futbol anlayışı bu nasıl futbol zevki böyle, kimse kusura bakmasın benim böyle bir anlayışı kabul etmem imkansız.

Güzel oluyor güzel bence 6.haftaya kadar yaşanılan herşey normal.

Futbol kendi doğasında yol alıyor. İyi de oluyor bu sezon lig zevkli geçiyor, artık İstanbul'un üç büyükleri oynadıkları her maçta banko galip gelemiyorlar çünkü Anadolu kaplanları'nın artık gözü açıldı. Onlar da para kazanmak istiyorlar, onlar da kariyer yapmak istiyorlar, onlarda şampiyon olmak istiyorlar, onlarda biz takımız çıkar futbolumuzu oynarız diyorlar.

İyi de yapıyorlar.

Hele şükür belki de uzun yıllar sonra ilk defa gerçek anlamda çekişmeli bir lig mücadelesine şahit olacağız.

Ben ligin keyfini ve güzelliklerini yaşamaya bakarım arkadaş, tavsiyem sizde benim yaptığım gibi yapın.


















Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR