Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Türbülans
27 Haziran 2010 Pazar 09:42
Zürih’ten havalanan Swissair uçağı, Washington’a gidiyordu. Atlantik
üzerindeydiler...
75 yaşındaki first class yolcusu, eklemlerini hareket ettirmek için
koridorda yürümeye başlamıştı ki, eski gizli servis elemanı olan
koruması yanına geldi, suratı allak bullak, sadece ikisinin duyabileceği
şekilde mırıldandı, “Sayın başkan, iki uçak Dünya Ticaret Merkezi’ne
çarpmış!”
¡
Hani, inanılması imkânsız şeyleri duyunca, “Hadi
canım” der gibi müstehzi bi ifade olur ya, işte o ifade oturmuştu yaşlı
adamın mimiklerine... “Pilot sizinle görüşmek istiyor” dedi koruma...
Kokpite girdiler. Uçaklar kaçırılmış, iki tanesi Dünya Ticaret
Merkezi’ne, biri Pentagon’a çakılmış, biri de kayıptı, derhal İsviçre’ye
geri dönüyorlardı. “Kanada’ya inemez miyiz?” diye sordu yaşlı adam,
kaptan kestirip attı, “Zürih’e dönüyoruz” dedi, emir böyleydi.
¡
Pearl
Harbor’dan beri ilk kez Amerikan topraklarına saldırı yapılıyordu.
¡
Tarih,
11 Eylül 2001... O yaşlı yolcu, dünyanın etrafında döndüğü dolar’a
hükmeden, Amerikan Merkez Bankası’nın efsane Başkanı Alan Greenspan’di.
¡
Döndü,
oturdu yerine, koltuğuna bağlı telefona sarıldı, kaput, hatlar kilit...
Yerdekiler bile birbiriyle konuşamıyordu, havadaki nasıl konuşsun?
Düşündü kara kara, 3.5 saat boyunca... Her gün 4 trilyon dolar
pompalayan dünyanın motoru Amerikan ekonomisi felce uğrayacak, korku
“küresel kartopu” etkisi yapacaktı.
¡
Ve, herkesin bi şey desin
diye ağzına baktığı kişi, havada, pencereden dışarı bakıyordu.
¡
İndiler
nihayet... Ayağı yere basar basmaz, “Çalışır bi telefon bulun bana”
dedi. Buldular. Amerikan Merkez Bankası Başkanı, tarihi kriz hakkında
ilk talimatını verecekti. Herkes nefesini tuttu. Tuşladı telefonu,
saniyeler sene gibi... Ve, “Andrea... İyi misin?” dedi!
¡
Dünya
ekonomisinin en önemli adamı, dünya biraz beklesin demiş ve ilk önce
eşini, sevdiği kadını aramıştı.
¡
9 sene sonra, tarih 2010...
Servis otobüsünün penceresinden dışarı bakıyordu genç adam, mutlu bir
gülümseme vardı yüzünde... Yıllarca arazide, zor şartlarda yaşamış,
vuruşmuş, nihayet İstanbul’a tayin olmuş, 2 yaşındaki kızının huzurlu
geleceği için hayaller kuruyordu. Ki, bomba patladı... Tahribi arttırmak
için konulan çivilerden biri boynuna saplanmıştı. Tecrübeli askerdi,
vaziyeti anlamıştı, son bir gayretle cep telefonunu çıkardı, tuşladı...
¡
Atlantik’in
ötesinde değil, iki kilometre ötede, lojmanda, Kardelen Elif’in
telefonu çaldı... 10 dakika önce öperek uğurladığı eşi arıyordu. Açtı.
“Canım” dedi, sesi gelmedi maalesef, son nefesi geldi. Feleğin
çemberinden defalarca geçmiş olan kahraman çavuş, felaket anında, son
kez ama, aslında ilk önce... Sevdiği kadını aramıştı.
¡
Eminim
“İyiyim, merak etme” demeye gayret ediyordu... Ve, “Seni seviyorum”
demeye.
¡
Şu an 84 yaşında olan Amerikan efsanesi Alan Greenspan
“Türbülans Çağı” isimli kitabında anlatmıştı kendi öyküsünü...
Türbülanstan türbülansa savrulan Türkiye’nin kahramanı 28 yaşındaki
Çağlar’ın öyküsü ise, bırakın kitap olmayı, kıytırık haber olmayı bile
zor başardı.
¡
Halbuki, her terör saldırısı, uçakların
gökdelenlere çarpması gibi bi şey aslında... New York’ta olduğu için
daha önemli, Halkalı’da, Şemdinli’de olduğu için daha önemsiz değil.
¡
İster
Swissair’in first class’ında dünyanın patronu Amerikalı ol, ister
servis otobüsünün dandik koltuğunda uzman çavuş maaşıyla kıt kanaat
geçinmeye çalışan Türk... Hissettikleri aynı.
¡
Pencereden dışarı
bakarak yazıyorum bu satırları size ve çok düşündüm, sonunu bağlamamaya
karar verdim... Yanınızdaysa yüz yüze, uzaktaysa kaldırın telefonu ilk
arayacağınız kişiye; eşe, sevgiliye veya bir türlü açılamadığınız
kıymetliye... Ne zaman gireceğimiz belli olmayan türbülans anının,
cümlelerini siz bağlayın.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...