











Gözümün önünden hiç gitmeyen bir görüntü vardır. Hani bunu muhakkak birine anlatmalı dedirten cinsten.
Yer: Ankara Başbakanlık binası önü.
Zaman: 2001 ekonomik krizinin hemen sonrası
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na Kemal Derviş getirilir, serbest kur sistemine geçilir, borsa yerle bir, dolar göklerdedir ve o gün ülke yüzde 30 fakirleşmiştir. Halk açlıktan, yoksulluktan hiç olmadığı kadar şikayetçidir. Artık Karaoğlan umudun değil umutsuzluğun adıdır. 55-60 yaşlarında, uzun boylu, esmer, kasketli amcamız polisler tarafından götürülüyor. Olay yerinde ki muhabirler başbakanlık binasının önünden polis otosuna bindirilen amca’ya suçunu soruyor.
-Acım, dileniyorum ben.
Tek suçu aç kaldığı için dilenmek. Bunun gibi binlerce görüntü vardır aslında, bütün o gürültülü görüntüler arasında kaybolan. Bu gibi görüntüleri artık kaldırmıyor gözümüz, vicdanımız… Yaşamak istemiyoruz açlığı, sefaleti, işsizliği, çocuğuna oyuncak, karısına terlik alamayan kocaların, babaların hüznünü… Durum öyle gösteriyor ki yeniden yaşanacak bunlar. Çünkü dünyayı etkisi altına alan, dünyanın, Amerikanın en büyük firmalarını batıran kriz karşısında benim mahalle bakkalım direnemez. Maalesef ki yine onu oraya getirmiş, devletin, kutsal yönetme emanetini kendilerine teslim etmiş olanları yine yönetenler unutuyor. “Ülkemde bahsedildiği gibi kriz yok diyor” Başbakan. Peki anlatıldığı gibi değil de nasıl bir kriz var Sayın Başbakan? Niye Akbank çalışanlarını tasfiye ediyor, niye en büyük alışveriş merkezleri kapanıyor, niye kredi kartında yapılan harcamalar geçen yıla nazaran 2 katına çıkmış durumda, niye 2 yılda 41 bine yakın küçük ve orta boy işletme kapatılıyor? İktisat öğrencisiyim ama ekonomi yazacak değilim. Bu krizden kurtulmanın yolunu benden çok daha iyi bilen insanlar devlet kademesinde görevlidir. Ama ben hala neden bize yalan söyleniyor onu merak ediyorum. Yani çıksalar ve bize deseler ki “bu yıl evi olanlar ikinci bir ev almayı düşünmesinler, bu yıl araba almayın, bu yıl 2 ekmek yiyeceğinize bir ekmek yiyin” biz bunların hepsini yapmaya razıyız. Ama çıkın ve bize doğruları söyleyin. Bu halk 6 yıldır sömürülüyor, eziliyor, kandırılıyor ama “yeter artık” deme zamanı geliyor. Çünkü biz biliyoruz ki bu halk nasıl oraya getirdiyse, oradan alaşağı etmesini de bilir.
Yan yana koyduğumuzda zaten bize doğruları verecek yalanları söylüyorsunuz.
Çok şey istemiyoruz sadece dürüstlük.
Yoksa sizin için çok zor mu arzu ettiğimiz dürüstlük?
haklısın kardeş