













Geçtiğimiz yıl, bahar aylarından birinde elektronik posta kutuma “Topkapı Sarayı Müzesi” ile ilgili “imzasız” bir e-posta düşmüştü. Bu elektronik postada Topkapı Sarayı’ndaki nadir yazmaların bulunduğu kütüphanenin uzun süredir araştırmacılara kapalı olduğu, burada yapılmakta olduğu söylenen “tadilât ve tamirat”ın bir türlü bilmek bilmediği ve özellikle doktora tezlerini hazırlamak için buradaki eserlerden yararlanmak zorunda olan bilim insanlarının bu imkândan mahrum bırakılarak “ilmî bir yoksunluğa” mahkûm edildiği anlatılıyordu.
Elektronik postada, başka vahim iddialar da vardı. Buna göre, araştırmacılara gösterilmeyen nadir elyazması eserler, medyada etkili olan bazı güçlü ve popüler isimler tarafından kolaylıkla elde ediliyor, kopyaları çıkartılabiliyor ve kullanılabiliyordu. Bazı eserlerin “dışarıdan” gelen araştırmacılara kapalı olmasının asıl nedeni buydu. Sarayda bir çıkar dizgesi oluşmuştu ve güçlü bir lobinin güdümündeki bu dizge, bazı medyatik isimlerin herkesten önce bazı metinlere erişerek bunları kendi tekellerinde tutabilmelerine hizmet ediyordu. Hatta sırf bundan dolayı, ilgili birim tarafından nadide eserlerin kopyalarının çıkarılarak internet ağına aktarılması amacıyla müzeye gönderilen yüz binlerce dolarlık kopyalama makineleri bile çürümeye terkedilmişti.
İmzasız metinde anlatılan skandallar bunlarla da sınırlı değildi. Denildiğine göre, saraydaki bu gayri meşru çıkar dizgesinden rahatsızlık duyan “bazı hassas kimseler” bir şekilde susturuluyor, şu ya da bu şekilde saf dışı ediliyordu. Durumdan rahatsız olanlar da saray içerisinde bilindiği için, bunlar dışarıya durumu aksettirmekten hâliyle çekiniyorlardı.
Elektronik postadaki iddiaların en vahimlerinden biri de şuydu: Örneğin doktora tezi için gerekli olan bir yazma eseri ısrarla temin etmek isteyen bir araştırmacıya, kütüphanenin ziyaretçiye açık olmadığı ve kısa vadede açılmayacağı söyleniyor, “ama çok isterse falanca kişide adı geçen eserin bir kopyasının bulunduğu” bildiriliyor, “falanca kişi”ye ulaşan araştırmacıdan da “astronomik bir ücret” talep ediliyordu. Bunun sonucunda da ya araştırıcının doktora tezi eksik kalıyor ya da kendisinden istenen ücreti vermek zorunda kalıyordu. Burslarla ve araştırma ödenekleriyle idare etmeye çalışan, üç kuruşluk maaşlarıyla hem geçinmeye hem de “kaynak malzeme” temin etmeye çabalayan araştırmacıların gelirlerine göz diken zalimler vardı.
Korkunç bir bireysel çıkar ağına işaret eden söz konusu imzasız mektupta bulunan bilgiler ne kadar doğrudur, bilemiyorum. Ama çok ciddi iddialar bunlar. Bundan dolayı kesinlikle incelenmesi ve eğer gerçeklikleri varsa ilgili kişiler hakkında yasal işlemlerin başlatılması gerekir. Çünkü hepimizin ortak mirasını kendi babalarının mirası gibi kullanarak bundan çıkar edinmek isteyen birileri varsa, bu birileri, hem tarihimize hem de hepimize hakaret ediyor demektir.
Bu yazıyı yazma nedenim, “Topkapı Sarayı Müzesi’nde yaşanan aksaklıklarla” ilgili bir platformun kuruluşundan haberdâr olmam. Aradan bir yıl geçtikten sonra, yüzlerce kişiyle birlikte tarafıma da gönderilmiş olan imzasız bir e-postada yazılanları burada paylaşmamın nedeni de sözünü etmiş olduğum bu platform. Platformun ismi de şu: “Muhteşem Bir Müze İstiyoruz Platformu”
Platformun “Facebook” sayfasında, organizasyonun amaçlarına işaret eden iki kısa metin var. Bunların ilki şöyle:
“Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki sorunlar, kaybolan kültürel mirasımız bir yana, müzeyi ziyarete gelen yerli ve yabancı turistler ile müzedeki tarihi eserler üzerinde araştırma yapmak isteyenler huzurunda ‘ hassasiyet sahibi’ müze çalışanlarını vicdanen rahatsız ve mahcup etmektedir. Bu durum karşısında daha fazla sessiz kalmak istemeyen müzenin eski ve yeni çalışanları ‘Muhteşem Bir Müze İsteyenler Platformu’nu oluşturmuştur. Platformun amacı, bir müze olarak Topkapı Sarayı’nın geçmişine ve sahip olduğu değerlere yaraşan teşhir, koruma ve araştırma imkânlarına kavuşmasına yönelik çalışmalara katkıda bulunmaktır. İlaveten, ‘bireyin devleti’ düşüncesinden hareketle gerçekleştirecekleri faaliyetler aracılığı ile Topkapı Sarayı Müzesi hakkında kamuoyunu doğru ve doğrudan bilgilendirmek ve sorumluluk sahiplerini bu vesile ile harekete geçirmektir. Desteğinizi bekleriz.”
Altını çizmiş olduğum noktalardan da anlaşıldığı gibi, platformun öncülüğünü yapanlar, adı geçen müzede çalışmış ya da çalışmakta olanlar. “Artık daha fazla sessiz kalmak istememektedirler” ve müzedeki birtakım sorunları kamuoyuna, yani bize aktararak, sorumluların harekete geçmesini sağlamak istemektedirler. Diğer metin de şu:
“Bugün ‘Topkapı Sarayı Müzesi’ni yakinen bilen herkesin ortak kanaati, bu müzenin en hafif tabiriyle ‘sorunlu’ olduğudur. Yönetim biçiminden günlük ziyaretçi sayısına, teşhirinden deposuna, araştırma imkânlarından (!) tarihi eser restorasyonuna kadar, neredeyse ‘A’dan Z’ye’ sorunludur bu müze. Müzeyi önemseyen tarih ve kültür meraklıları ile çeşitli branşlardaki akademisyenler uzun yıllardır devam eden sıkıntılar karşısında daha fazla sessiz kalmak istemeyerek ‘Muhteşem Bir Müze İsteyenler Platformu’nu oluşturmuşlardır. Platformun amacı, bir müze olarak Topkapı Sarayı’nın geçmişine ve sahip olduğu değerlere yaraşan teşhir, koruma ve araştırma imkânlarına kavuşmasına yönelik çalışmalara katkıda bulunmaktır. Siz de ‘Muhteşem Bir Müze’ istiyorsanız lütfen imza kampanyamıza destek verin”
Görüldüğü gibi, bu ikinci metinde de “uzun yıllardır devam eden sıkıntılardan” ve “daha fazla sessiz kalmak istemeyen” eski ve yeni çalışanlardan söz ediliyor. Dolayısıyla Topkapı Sarayı’nda olduğu söylenen ve “uzun yıllardır devam eden sıkıntıların” çözülebilmesi için “daha fazla sessiz kalamayanların” sesine kulak vermek gerekir düşüncesindeyim. Türkiye’nin en önemli tarihsel kalıtlarından biri olan bu sarayın ve müzenin, ülkemiz için sembolik bir öneme sahip olduğunu da düşünüldüğünde, artık her neyseler, o sorunların bir an önce çözülmesi gerekiyor. Umarım sorumlulukların yerine getirilmesini sağlayabilecek güçte bir aktöre dönüşebilir bu platform.
Sözün özü, yazımın başında size sözünü ettiğim mail ile “Muhteşem Bir Müze İsteyenler Platformu”nun ilettiği mesajlar arasında belirli ölçüde bir paralellik var gibi görünüyor. Fakat bu paralelliklerin derinliği ile ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaç var. Bu bilgileri bize orada çalışan ya da çalışmış olanlar ya da başka vesilelerle meseleye vâkıf olanlar verebilir. Ama vermesinler. Onlar adı geçen platformun kurulmasına öncülük ederek üzerlerine düşeni yaptılar. Şimdi sıra sorumluluk ve yetki (kuşkusuz vicdan da) sahiplerinde. En kısa zamanda bu meseleyi soruşturmalarını ve bizi, yani kamuoyunu aydınlatmalarını bekliyoruz. Topkapı Sarayı’nda neler döndüğünü, “tadilât ve tamiratların ne zaman biteceğini” bilmek istiyoruz çünkü!
“Muhteşem Bir Müze İstiyoruz” Platformu’na ulaşabilmek, platformun faaliyetlerinden haberdâr olmak ve konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek, sözü edilen imza kampanyasına katılmak ve konu ile ilgili anketi doldurmak isteyenler için:
http://namuhtesemsaray.wordpress.com/
http://www.topkapisarayi.info/
http://namuhtesemsaray.wordpress.com/ 2011/06/24/imza-kampanyasi/
Bir tarihçi sadece tarih yazmaz, tarihi değerlerine de sahip çıkar.
Muhteşem Rezillik !!!