













SUÇLULAR :
BEN, SEN, O, BİZ, SİZ, ONLAR!
Suçu ve suçluları başka yerde aramak sorumluluktan kaçmaktır.
Yarasa gibi karanlıklarda yaşamayı tercih etmektir.
Hayatta insanların sevmediği bazı şeyler vardır.
Savaşlar, katliamlar,cinayetler,orman yangınları, çevre katliamları, çocuk ve kadınlar üzerinde oluşan istismarlar v.s
Say sayabildiğin kadar, bunları kim sever?
Aklı olan hiç kimse…
Peki bu kötülükler sevilmediği halde neden yapılır?
Bunu önce kendimize bir sormamız gerekmiyor mu?
Kahramanmaraş Katliamı (114 kişi ) (19-26 Aralık 1978),
Sivas Madımak Oteli Katliamı (35 Kişi, 2'de katil toplam 37 kişi) (2 Temmuz 1993),
Erzincan Başbağlar Köyü Katliamı (33 kişi) (5 Temmuz 1993)
Mardin Mazıdağ İlçesi Bilge Köyü Katliamı (44 kişi) ( 5 Mayıs 2009)
Verdiğimiz bu dört katliamın birbirlerinden ne farkı var?
Her biri kendi içinde vahşeti anlatmıyor mu?
Peki bu vahşeti kim yapıyor?
İzin verirseniz bunun yanıtını yine birlikte verelim:
Bu vahşeti yapanlar: “Ben, Sen, O, Biz , Siz, Onlar” değil mi?
Başka bir yerde aramanın ne mantığı var?
Neden?
Nedeni gayet açık ve net. Bu suçlular değil mi önce
Atatürk Devrim ve İlkelerini yavaş yavaş tırtıklayıp gerici yobaz din simsarlarını öne çıkartıp Hilafet yanlısı iktidar isteyenler?
Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşının sonunda kurulan genç Türkiye Cumhuriyetinde hükümet edenlerin bir kısmının Çanakkale, Sakarya Meydan Savaşı, Dumlupınar’daki başarıları küçümseyenler ve “bir nostaljidir” “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki travmayı yaşıyoruz” diyen zihniyeti oylarıyla iktidara getiren kimler?
Atatürk’ün koltuğunda oturup Kuvayi Milliye ruhuyla kurulmuş partisiyi sürekli küçülten ve Büyük Atatürk’e her seferinde konuşma metinlerinde kısaca Mustafa Kemal deyip geçiştiren zihniyetin sahibine kan veren ve sırçalı köşkte kalmasını sağlayan kimler?
Büyük Atatürk döneminde başlayan Eğitim Seferberliğinin en büyük halkası olan Köy Enstitülerini kapattırıp Türkiye Cumhuriyetini karanlıklara gömen zihniyeti ilahlaştıran ve onların mezarlarını anıt yaptırıp; bilinçsiz toplum yaratarak orada dilek tutturup niyaz edilmesini sağlayanlar ve bu zihniyeti destekleyenler kimler?
Din Simsarlarının, Din alıp satmalarına “halkın zaruri ihtiyacı, dini vecibelerini yerine getirmeleri” gibi masumane gösterip siyaset yapanlara çanak tutanlar ve oy verenler kimler?
Bir yandan Eğitim Kurumları olan Köy Enstitülerini kapatıp aydınlanma hareketini durduran ve Türkiye’nin aydınlanmasından rahatsız olan çağdışı karanlık zihniyetli kesimi oylarıyla destekleyen ve “Cahilliye Dönemi” özlemcileri kimler ?
Dini Siyasallaştıranlar ve Laiklik ilkesini “devlet laik olmaz insanlar laik olur” deyip Anayasayı ihlal edenleri ve İslam Dinini çıkar amaçlı kullananları iktidarda tutanlar kimler?
Say say bitmez. Bunları hepimiz biliyoruz. Peki bunları yapanlar kim?
“Ben, Sen, O, Biz, Siz, Onlar” değil miyiz?
Kimden şikayetçiyiz o zaman? O halde önce kendi öz eleştirimizi yapalım.
Bize göre katliam vahşetini yapan oradaki üç beş kişi değil. Tüm toplum olarak hepimiz sorumluyuz bu katliamlardan, bu vahşetten. Herkesin, hepimizin buradaki cinayetlere, katliamlara ortak olduğumuzu ve o acıları yüreklerimizde hissetmediğimiz sürece, ne cinayetler biter ne de katliamlar. Birkaç gün gündemde kalır, üzülür ağlarız, ama olaylar sürgit devam eder. Bu ne ilk olacaktır, ne de son olacaktır.
Bu durumda;
1- Köy Koruculuğunu kaldırmayı istemek gibi günah keçilerini öne süreceğimize,
2- Töre Cinayetlerinin gündeme getirilip Şark Düşüncesinin yargılanmasını isteyeceğimize,
3- Oradaki rant kavgasının gündeme getirileceğine,
4- Kız veya kadın davası deyip kolaycı bir yolu seçeceğimize,
5- Oradaki yetimleri herkes alsın kardeş,evlat yapsın diyeceğimize,
6- Kan Davalarının olmaması için oraya karakol kurmayı düşüneceğimize,
7- Kan davası güdenlerin aşiret reislerinin barıştırmalarını isteyeceğimize,
8- Sosyolojik ve psikolojik incelemelerde bulunalım onun üzerinde tartışalım diyeceğimize,
Bizim önerilerimiz:
Gelin bugünden tezi yok KÖY ENSTİTÜLERİNİN çağdaş bir eğitim sistemiyle ülkenin her yanında yeniden açılmasını sağlayalım ve yeniden eğitim seferberliğine başlayalım.
Bu cehaleti ortadan kaldıracak olan EĞİTİMDİR. Bu, bugünden yapılmazsa, yapılacak suni tedbirlerin gelecekte hiçbir faydasının olmadığını hep birlikte göreceğiz.
Atatürk’ün “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” sözünü kendimize rehber edelim. Başkada çare ve çözüm yolu yoktur. Kendimizi kandırmayalım.
Ey! katliama ortak olan Sevgili Zihniyetim. Çözüm yolu, Suçu kendimizde aramaktır. Başka yerlerde değil.
Güzel günler ve yazıtlarda bulunmak umuduyla….
08.05.2009
Hüseyin EKİCİ
Üsküdar/İstanbul
www.huseyinekici.com.tr
ÜLKEM KENDİ DEĞERLERİNİN FARKINDA DEĞİL