













Dünkü yazıya devam.
Açık konuşmalıyım Apo’nun yaptığı tespitler, olaylara yaklaşım tarzı, yorumları beni pekte fazla şaşırtmadı. Çünkü Apo 1992 yılından beri aynı şeyleri söylüyor. Bu noktada biraz derinlere inmek gerek. 80 Amerikancı-faşist darbesinden sonra sol cenahın devrimci insanları kendilerini PKK’ye kanalize ettiler. O günlerde herkesin hayalini kurduğu Marxist, Leninist bir devrim olacaktı ve bu devrimin motor gücü doğu ve güneydoğuydu. Bu bölgelerde ve belki de Türkiye’nin her tarafında tek sol güç PKK görünüyordu. Hatta Irak’lı kürt gruplar Kava ve Ali Rizgari’nin Türkiye kanatları tamamıyla kendilerini PKK içinde bulunca örgütün büyümemesi için hiçbir engel kalmamıştı. Örgüt 1992 yılına kadar içindeki anti-emperyalist ve gerçekten devrimci insanlarla bu günkü kadar eylem yapmadan sadece faşist yönetime karşı ses duyurmak için yaptığı eylemlerle ortaya çıkıyordu. Ama ne olduysa örgüte 1992 yılından sonra oldu. Abdullah Öcalan 1992 yılında Hasan Cemal’e Beka vadisinde verdiği röportajda “artık silahların bırakılıp legal yollardan haklarını aramak istediklerini” söylüyordu. (Bkz: Hasan Cemal-Kürtler. Doğan Kitapevi) Oysa örgüt tam tersine 1992 yılından sonra vahşi ve canice eylemlerine başlamış, emperyalizmin kucağına 1992’den sonra oturmaya başlamıştı. Örgütün içinde bulunduğu konumdan rahatsız olan gerçek devrimciler PKK ile ilgili gerçeklerin farkına varmaya başlamışlardı. Yani örgüt kürt halkının hak ve özgürlüklerini savunmak yerine emperyalizme hizmet eden ve kürt sorunun çözümsüzlüğünden beslenir duruma gelmişti. Amaç devrim değil bölmekti. Oysa Marx’ın teorisine göre kendilerini ezilen ulus devrimcileri ilan edenler artık bu teoriden de uzaklaşmıştı. Çünkü Marx “ezen ulus devrimcileri ayrılma, ezilen ulus devrimcileri birleşme taraftarıdır” demişti. Konunun tamamını buraya oturtmak istemiyorum. Gelelim dünkü yazımızda yer verdiğimiz Apo’nun sözlerine. Kısmen katılmadığım gibi katıldığım noktalarda mevcuttur. Şöyle ki Ergenekonla ilgili söylediklerinin tamamına katılıyorum. Çünkü Abdullah Öcalan kendisini satıp Türkiye’ye teslim eden emperyalistlerin Ergenekon dalgasıyla ülke’nin kanaat önderlerini içeriye tıkmıştı. Irak’ın kuzeyi ile ilgili söylediği sözlerin tamamına katılıyorum. Siz Abdullah Öcalan’ın “Irak’ın kuzeyinde oluşacak devlet küresel sermayenin çöplüğü olacak” lafını bekler miydiniz? Çünkü DTP ve tayfası ellerinden geldiğince kendilerini Irak’ın kuzeyine entegre etmeye çalışıyor, oysa Apo orada ki devletçiğin kukla olacağını söylüyor. Eminim ki Apo’ya inanan insanlar şok olmuştur. Çünkü onlar kendileri için hedefin orayla birleşmek olduğunu düşünüyorlar. Bu noktada Abdullah Öcalan’ın dedikleri doğrudur. Ama AKP’yi milliyetçi bir parti olarak nitelendirmesi ve “Türklerle Kürtler 1000 yıldan beri kardeşçe olmasa da bir arada yaşamayı becerebildiler.” sözüne kesinlikle katılmıyorum. Bunu kesinlikle reddediyorum. Çünkü olaylar 80 darbesinden sonraki yaraların kaşımalarıyla bu hale geldi. Abdullah Öcalan bugün itibariyle örgüt içinde ağırlığını yitirmiş ve onu savunduklarını iddia edenler tarafından bir ehemmiyeti kalmamıştır. En çok bu dönemde Abdullah Öcalan’a sahip çıkmak ve onu temsil ediyoruz diyenlerle aralarında ki çelişkiyi anlatmalıyız. Belki silah olarak olmasa dahi insani ve psikolojik olarak desteği kesebiliriz.
