“Sırlar Işığında Hayat ve Ölüm” Ali Zengin
*Bahadır Türkmenoğlu
Akgün Yayıncılığın yayınladığı, Ali Zengin imzalı bir kitap var elimde. “Sırlar Işığında Hayat ve Ölüm”
Bir
kitabın okunabilmesi için ilk önce kapak çalışmasının güzel olması
gerekirmiş. Bu benim gibi yeni nesil okuyucuların görüşü. Çoğu
okuyucularımdan gelen mektuplara göre en çok dikkat edilen nokta kapak
tasarımı. Okuyucuyu raflara, yazarları okuyucu ile buluşturuyor üzerine
iyi çalışılmış bir kapak.
Hayatı ve ölümü anlatan iki ağaç ve
siyah ve beyaz renkler. Bu kitaba bundan daha iyi kapak yapılamazdı
herhalde. Ön kapak sınıfı geçmişti ya arka kapak… Aynı iki ağaç burada
da var ama bu sefer siyah fon üzerine silik iki ağaç…
“İri gözler
sır perdesinde sahibi ile yüzleşince, psikolojik sarsıntıdan önünü
göremeyen bir benliğin hikâyesi” yazıyordu ilk cümlesinde. Ürpertici
bir cümleydi, her canlının kendi benliği ile yüzleşmesi. Ve hep iri
gözler...
“Hayata yeniden başlamak, bütün sıkıntılara rağmen değer.
Yaşamak için mucizeye gerek yok. Sırlar seni buldukça, ölüm seni
aradıkça, aşk ateşi ile yaşama gücü kazanacaksın,” diye hayli iddialı
kelimeler kullanılmış, arka kapağın devamında.
En dikkat çekici ve
etkileyici bölümü ise hayatın zıtlıklarını gösteriyor okuyuculara…
Hayat ve Ölüm, Aşk ve Nefret, Siyah ve Beyaz, Ben ve Sen... Ve kitabın
tamamında görülen üç önemli unsur; Ölümün güzelliği, kaderin
heyecancılığı, aşkın kuvveti…
Bazı eleştirmenlerin; “Seksen
doğumluların roman yazabilmelerine inanamıyorum.” Sözünü hatırladıkça
ne kadar gereksiz bir söylem olduğunu birkaç seksenli yazarın kitabını
okuduktan sonra anlamıştım.
Ali Zengin, asıl yazmaya başladığında
Psikolojik bir roman yazmaya çalışmış fakat sosyal durumlar kitabı,
sosyal içerikli psikolojik bir roman yapmış. Ana karakterden tutun
yardımcı karakterlere kadar hepsini psikolojik yönden irdelemiş,
didiklemiş.
Roman, yetmişli yılların ortaları ve seksenli yılların
ortalarını anlatan bir İstanbul romanı. Zaman zaman geri dönüşümlü
olarak anlatılan, değişim üzerine kurulmuş bir hayatın portresi. Tam
otuz dört bölümden oluşuyor. Hepsi de kendi içinde ayrı ayrı yayınlansa
bir hikâye değeri var. Bütünlükten ise hiçbir zaman ödün vermemiş yazar.
Bazı
bölümlerde siyasi olaylara acımasızca yüklenilmiş, ihanetler ve
pişmanlıklar yazarın; “Kaç yaşında olursan ol, ne kadar mükemmelim de
desen, kendini değiştirecek bir yerin vardır´ ilkesiyle anlatılmış.
Ali Zengin’e göre bütün dünyayı oluşturan sadece bir kişidir. O iyi olursa, dünya da iyi olur. Her şey o bir kişiye bağlıdır.
Roman
ana karakter Tahsin’in ölümüyle başlıyor. Onu bu ölüme getiren unsurlar
sırayla anlatılmış. Karakter sayısı çok fazla değil. Sanki yazar
karakterleri okuyucudan kıskanmış gibi, ama şu da var ki, üç yüz
sayfaya yakın bir kitap elimizdeki roman. Daha fazla karakter, fazla
sayfa demek, Ali Zengin bundan çekinmiş olabilir. İlk roman ve genç bir
yazar için bu dikkat edilecek bir husus doğrusu.
Her bir bölümde
karakterlerin farklı özelliklerini bulabiliyoruz. Hep iyiye giden bir
değişim izlenirken, dipsiz kuyulara giden karakterler de var. Buna
örnek olarak Gültekin verilebilir. Gültekin, Tahsin’in küçük oğludur.
Okuyucu onunla kötü bir yüzle tanışır ve her okunulan bir sayfa da daha
da kötüleşir Gültekin. Tam artık düşman başına denilirken, onun
istemeden sebep olduğu bir haberle bütün iyilikler başlar.
Romandaki
bütün karakterlerin özellikleri ne iyi ne de kötü. Kimse mutlu olarak
uzun süre yaşamadığı gibi mutsuz olarak da hayatını geçirmiyor. Yazar,
dip kuyudaki adama kurtuluş ipini uzatmayı yerli yerince bilmiş desek
yalan olmaz.
Kırkıncı sayfaya kadar ilk tanıtım anlatımı yapıldığı
için biraz yavan ve sıkıcı geçse de, olaylar geçtikçe, işte o kader ve
aşk devreye giriyor. Bir kere romanın kurgusu mükemmel. Yazarın,
yazılan dönemlerin çoğunda dünyada olmayıp, kısa bir süresinde ise
çocuk olduğunu düşünürsek, çok iyi alt yapı ile yazılmış bir eser var
karşımızda.
Ülkemizdeki siyasi ve doğal olayları yerli yerince
kitapta bulmak mümkün. Aslında romanı etkileyen en büyük olay, 1939’da
ki Erzincan depremi. Romandaki bütün kurguyu bu deprem oluşturuyor.
1976’da ki Van, Çaldıran depremi bile işlenmiş romanda.
12 Eylül
1980 olayları ve önceki İstanbul’da ki öğrenci olayları, sağ sol
siyaseti altında yapılan halkı ezme girişimleri de iyice işlenmiş.
Bu
zamana kadar neden romanın ön ismi olan, “Sırlar ışığında” kelimesinin
üzerine değinmediğimi merak edebilirsiniz. Romanda karakterleri
değişime götüren her olay bir sır ve mucize. Tahsin’in eski ve yeni iki
hayatı var. Kötü ve yeni gibi düşünebilirsiniz.
Tahsin’in hayatı,
anne ve babasını evliliğinden kısa bir süre sonra akraba ziyaretine
giderken trafik kazasında kaybetmesinden sonra tamamen değişir. Anne ve
babasının ölümünü uzun yıllar kabul edemez, kendini at yarışlarına ve
kahveye adar. Eşinin üç çocuk dünyaya getirdikten sonra vereme yakalanması ve kısa bir süre sonra da ölmesiyle üç çocuğu ile baş başa
kalır. Hayatı yine değişmez, sırf kendi ölümünden sonra çocukları baba
acısı çekmesinler diye onlara bir yabancı gibi davranır hiç sevgi
göstermez onlara.
İki oğlunun evi terk edip gitmesi bile onun
hayatını akışını değiştirmez. Ta ki, kızı Fatma’nın da abilerinin
akıbetine uğraması ve geçerken uğradım türünden olan çocukluk arkadaşı
Kahraman’ın cenazesi her şeyin başlangıcıdır.
Roman bu girizgâhtan
sonra epey hareketli. Karamsarlıkların üzerine kısa sürede beyaz bir
çarşaf örtülmüş. Ama bu karamsarlıklar hiçbir zaman Ali Zengin
tarafından okuyucuya unutturulmamış. Her an not defterinin bir ucundan
bir parça çıkacak gibi bekliyor.
Kitap yazmak için yazılmış bir eser
hiç değil Hayat ve Ölüm. İnsanlığa ufak bir parça olumlu düşünme ve
sabır anahtarı görevi üstlenmiş. Kullanılan yeni dil ve duyup da
kullanmadığımız Türkçe kelimeler her şeyi ile bir dilcilik örneği
sunuyor.
“Bir insanın değişimi, onun hayat çizgisine giren bütün
canlıların yaşamını değiştirir.” Prensibi esasında debelenmeler hep
vardır hayatta. Ama asıl sürpriz, hayatınızı cehennem azabına çeviren,
kendinize ve yakınlarınıza yaşatan bir ölüm vardır ortada ve o
görünüldüğü gibi değildir. Size uzak bir ölümdür. Bunca yıl çekilen
cefa kaderin her noktada seni buluşturduğu doğru insanlar sayesinde
ölümü doğum da yapar, tekrar aynı acıyı yaşatabilir de. İşte sır budur.
Ortaya tek tek açılmaya başladığında, belki bir hayat değişir, kişilik
değişir…
Aşk aslında bir mucizedir, derken, ömür boyu karşılıksız da
olsa, habersiz de olsa sevmek, onunla yatıp kalkmak, ne kadar da
haksızlık diyor Ali Zengin. Bazen kadını bir tanrıça yerine koyarken,
ufak bir şiir ile ya da duygu boşalması ile onun kadınlığına veriyor
her şeyi. Öyle ki romana göre kısaca aşkın tanımı şöyledir. Bu
Sevgi’nin Tahsin’e hitabıdır.
“Kendini bu kadar yalnız hissetme.
Bak ben varım, yaşıyorum. İster karım de, ister kızım. Arkadaşın
olurum. Belki de en yakın dostun. Boynunu büküp, eve geldiğinde o yüzü
güldürecek olan benim. Neşelendirecek, kendinden geçirecek...
Hep
ağladığında yanında ben olacağım. Bir mezarlıkta yatan da olsam seni
yine takip edeceğim. Yediğin yemeğine, içtiğin sigarana karışacağım.
Soğuk su içip, terleme dediğimde çocuk yerine koyduğumu düşünüp gücenme
olur mu? Ben senin aşığınım seni bir anne, sevgili, kardeş, dost hatta
baba gibi severim. Yani hiç yalnız kalmayacaksın inan bu gözler seni
hep izleyecek.”
Mekân olarak köydeki ev ile İstanbul’daki evin
üzerinde durulmuş. Çamlıca tepesinin güzelliği anlatılmış. Yine de
mekân yönünden biraz kısır döngü var.
Bazen gereksiz uzun cümleler
kurulmuş. Anlatım bozukluğu olmasa da anlaşılmayabilir. Ayrıca oldukça
eklemler var. Özellikle zarf fiiller ve sıfat fiiller kullanılarak,
nokta koymaya karşı savaş açılmış. Noktalama işaretlerinde de bazı
yerlerde kullanım hataları göze çapmıyor değil. Dizgi hatalarına burda
pek de değinmek istemiyorum açıkçası.
Hayata yeniden başlamak,
için gerçekten mucizeye gerek yok. İşte genç bir yazardan, olumlu
bakarak olumlu düşünme ve yaşama adına yazılmış bir kitap. Yaşama ışık
tutan bir roman.
Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap; “Sırlar Işığında Hayat ve Ölüm”
*Bahadır Türkmenoğlu
- Yazar/Akademisyen