













Geçenlerde bir dergide "Sizde sinir var mı?" başlığıyla bir yazı okudum.Yazıda genellikle insanların sinirsel hallerinin nedenlerinden bahsedilmiş.Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş sonundada okuyuculara bir soru yöneltilmiş."Sizde sinir var mı ve neden?
Bende bu soruyu kendi içimde hemen cevapladım.EVET.Ve bu cevabın nedenleri üzerine düşünmeye başladım.EVET BENDE SİNİR VAR AMA NEDEN?Açıkçası çokda düşünmeme gerek yoktu.
Her akşam televizyonumu büyük korkular içinde açıyorum.Korkmaktada pek haksız sayılmam aslında.Televizyonu bir açıyorum.Gözlerimin önünde Türk bayragına sarılmış şehitlerimizin tabutları.Ardından kamera başka bir yöne dönüyor.Burdada şehidimizin yüreği yaralı annesi.Feryatlar içinde,yavrusunu kaybetmiş."Mehmedim nerelere gittin sen?Senin yolunu gözlerken tabutun içinde geldinya bana yavrum" diye haykırıyor.Kamera arkasından şehidimizin babasına dönüyor.Aynı tablo oradada var.Zor duruyor ayakta.Yanındakiler kollların tutmuşlar devrelimsen diye.Gözü yaşlı,yüreği paramparça.Sanki oda tabutun içinde.Daha sonra başka bir kare geliyor gözlerimin önüne.
Şehidimizin eşi var bu sefer görüntüde.Ağlıyor,sızlıyor.Evinin direğinin gidişine hemde kahpe bir kurşunla gidişine ağlıyor.Çaresiz,yorgun ve bitap.O sırada gözlerime ekranın hemen sol alt tarafında küçücük bir çocuk takılıyor.Derken sanki içimden geçenleri okumuş gibi kameraman oraya döndürüyor görüntüyü.Minicik,tatlımı tatlı bir erkek çocuğu.Şehidimizin yavrusu.Hiçbirşeyden habersizce bakıyor etrafa.Minicik gözleri sanki birşeyler arıyor belkide birini kim bilir belkide BABASINI.Tolbul tombul elleri var sıkı sıkı annesinin ellerinden tutuyor.Biraz korkmuş gibi bir hali var.Aradasırada annesine bakıyor ama annesinin halini görünce bakışları değişiyor.Dahada korkuyor.Gözlerinde ağlamak istermiş gibi bir hal var ama ağlamıyor.Belkide kalabakıktan korkuyor çekiniyor.Küçücük yüreğinde kimbilir ne fırtınlar kopuyorda biz bilmiyoruz.Zor tutuyorum göz yaşlarımı.Ve daha fazla dayanamayarak başka bir kanala geçiyorum.
Spiker bir haberin anonsunu yapıyor o sırada.Ama ben dinlemiyorum.Dinleyemiyorum.Aklım hala azönceki yürekleri yakan görüntülerde.Adını bilmediğim küçük çocukta.Onun korku dolu bakışlarında.Bir annenin göz yaşlarında.Bir babanın üzüntüsünde.Bir eşin halinde.Derken yeni açtığım haberin arka fonda çalan müziği kendime getiriyor beni.James Bond'un film müziği.Hani herkesin bildiği o meşhur film müziği varya işte o.Haberi izlemeye başlıyorum.Konu kimin kimi nasıl dolandırdığı.Cebindeki parayı nasıl alıverdiği.O sırada tekrardan aklım haberin müziğine takılıyor.Gerçektende müziğin habere çok yakıştığını düşünüyorum.Bu esnada haber görüntüleri mağdur olan insanlara kayıyor.Hepsi perişan.Yüreğim burkuluyor.Sanki biri kulağıma eğilip "Bunlar bizim insalarımız yazık değil mi?"diye fısıldıyor.Derken o insanlardan birini bizim marketçi Hasan Abi ye benzetiyorum.Tıpa tıp benziyor.Aynı kalın kaşlar.Aynı küçük ve ezik burun.Aynı kocaman göbek.Hatta bıyıklar bile aynı tek fark bizim Hasan Abi bıyıklarını boyuyor.Bazen takılıyorm "Boyama Hasan Abi şu bıyıkları senin neyine"diyorum."Karışmayın bana bu benim tek lüksüm"diye birazda sert cevabı yapıştırıyor her seferinde.Aklıma Hasan Abi'nin boyle bir güç duruma düştüğü geliyor.Çok üzülüyorum.Hatta dayanamıyorum.Yakıştıramıyorum Hasan Abi ye bu durumu.Sonra kendi kendime belkide ekrandaki bu tonton amcada birinin Hasan Abisidir diyorum.Hasan Abi ye üzülür gibi üzülüyorum.Bu haberede katlanamıyorum.Tekradan basıyorum kumandanın tuşuna.
Ve başka bir kanal ve başka bir haber karşımda.Ama aklım hala bizim Hasan Abi ye benzeyen tonton amcada.Tam kendime geldim artık kendimi habere veriyim diyorum.Haber bitiyor.Tekrar karşımızda bir spiker.Saçları takılıyor aklıma.Diğerleri gibi bunuda saçları özenle taranmış.Bunlar aklımdan geçerken diğer haber başlıyor.İyice kuruluyorum koltuğuma.Bakalım yeni haber nasıl çıkıcak.Görüntüler televizyonumda akmaya başlıyor.Yine feryat eden bir babayla başbaşayım.Babanın yanında yine küçücük bir çocuk.Sanırım bu seferki bir kız çocuğu.Oda korkak gözlerle bakıyor etrafına.Birazda ağlamaklı olduğu hemen belli oluyor.Gözlerimi çocuktan alamıyorum.Nasılda güzel bir çocuk diye geçiriyorum içimden.Derken haberin alt kısmında kayan yazı takılıyor bu seferde gözlerime.Bizim o tatlı,korkak korkak etrafa bakan kızımız.Gizemimiz hastaymış.Kan kanseriymiş.Ve malesef babası onu tedavi ettiremiyormuş.Sağlık kurumu Gizem'in tedavisini üstlenemiyormuş.Tekrardan yüreğim parça parça oluyor.Kalıyorum koltuğumda.Sanki her yerim bir anda tutmaz olmuş.Hareket etmek istiyorum ama başaramıyorum.Gözlerim o sırada hala küçük Gizem'de ve onun korkak bakışlarında.Derken kamera başka bir açıya geçiyor.Hala küçük Gizem ve babası görüntüde.Ama ilerde biri onlara bakarak ağlıyor.İçimden bir ses baba kızın bu çaresiz durumuna göz yaşları döktüğünü söylüyor.Ama yanılıyorum.Bu ufak tefek,başı örtülü kadın Gizem'in annesi.O da kızına ağlıyor.Kızının amansız hastalığına ve çaresizliğine ağlıyor.Dayanamıyorum.Kalbim sıkışıyor.Ve hala hareket edemiyorum.Sanki biri beniellerimden ayaklarımdan koltuğa bağlamış gibi.Hala ekranda Gizem'in çaresiz halini çaresiz hallerle izliyorum.
Birden bir kuvvet elimi kumandaya uzatıyorum.Ve televizyonu kapatıyorum.Ama hala kendimde değilim.İçimi büyük bir öfke kaplıyor.Kızıyorum ama kime kızdığımı bilmiyorum.İzlediğim insanlara bu durumları yakıştıramıyorum.Yazık değil mi bu insanlara?Yazık degil mi feryat eden analara?Yazık değil mi üzüntüden yürüyemiyen babalara?Yazık değil mi daha dünyadan bir haber bu küçücük yavrulara?Şimdide ben sizlere soruyorum böyle bir ortamda söylermisiniz bana ben nasıl sinirli olmıyayım?
Sinirsiz günler dileğimle...
