Simon
Haliç’te Yaşayan Simonlar...
Türkiye’nin en çok konuşulan ama, bir türlü bulunamayan kitabı!
*
İlk baskısı çıktı, adeta görünmez el tarafından toplatıldı, anında
buhar oldu, ahali kuyrukta beklediği halde, yeni baskıları çıkmıyor.
(Muhtemelen bandrol verilmiyordur yayıncıya.)
*
Hal böyleyken,
onlarca köşe yazarı, “papağan korosu” gibi, aynı cümleleri tekrar
ediyor, bu kitabın aslında tırışkadan teyyare olduğunu, dedikodu
mahiyetindeki lafların sıralandığını, somut verilerin bulunmadığını
anlatıyor... Dolayısıyla, boşu boşuna vakit kaybı olduğu, okunmasına
gerek olmadığı tavsiyesinde bulunuyorlar.
*
Birincisi, kitap somut veri dolu.
İsimler, dilekçeler, şahitler var.
*
(Yalaka
tayfası yıllardır, Özdil şöyle, Özdil böyle diye yazıyor mesela...
Kitapta bi Özdil var! Özdil’in feriştahı... Niye yazmıyorlar?)
*
Madem
bu kadar yalayıp yuttular, sizin bir türlü bulamadığınız kitabı...
Simon kim? Var mı yazan? Neden Haliç’te yaşıyor? Okudunuz mu tek satır
bununla alakalı? Kitabın her satırını incelediğini öne süren arkadaşlar,
bismillah, kitabın adı birader, niye bahsetmiyorlar?
*
Okumadılar mı yoksa?
*
Buyrun...
*
“Simon”
cemaatçi değil aslında, kod adı “Simon” olan üst düzey bi PKK’lı...
Bekaa’da örgütün sözde mahkemesinde başkanlık yapmış... Ve, aşna fişne
yaparak, militanların kafasını karıştırdığı iddia edilen, özbeöz kız
kardeşi hakkında “idam” kararı vermiş.
*
“Simon”u yakalayan Hanefi
Avcı, “gerçekten bu suçu işlemiş miydi?” diye sorduğunda ise, “asla”
cevabını vermiş... Yani, kız kardeşinin isnat edilen suçu işlemediğinden
kesinlikle emin olduğu halde, sırf örgüt istiyor diye, haklıyı savunmak
yerine, kalemini kırmış.
*
Bu davranış biçimine “Simonlaşmak”
adını koymuş Hanefi Avcı... Sadece illegal örgütlerde değil, başta
Emniyet teşkilatı olmak üzere, körü körüne itaatin hâkim olduğu, grup
menfaati için körü körüne itaat istenen her yerde “Simonlar”ın var
olduğu sonucuna ulaşmış.
*
Sonra Haliç’e geçmiş...
*
İstanbul’da
görevliyken, işiyle evi arasında Haliç’ten geçmek zorunda olduğunu, o
zamanlar Haliç’in berbat koktuğunu, camları kapatıp, burnunu tıkadığı
halde midesinin bulandığını anlatıyor... Kendisi bu haldeyken,
insanların Haliç kıyısındaki parklarda dolaşması, hatta piknik yapması
dikkatini çekmiş... Sürekli kötü ortamda bulunan insanların, bir süre
sonra uyum sağladığını, içinde bulundukları çirkinliği fark
edemediklerini fark etmiş...
*
Haliç örneğinden yola çıkarak,
sadece fiziki ortamlarda değil, düşüncelerde, sosyal davranışlarda da
benzer tavırlar sergilendiği sonucuna varmış... Anormalliklerin
normalleştiğini; kirli, yozlaşmış sistemi teneffüs eden insanların, bir
süre sonra Haliç’te piknik yapanlar gibi uyum sağlayıp kötülükleri
pislikleri algılayamadığını saptamış...
*
Özetle, her şey kabak
gibi ortadayken, gözümüzün önündekini, burnumuzun dibindekini,
soluduğumuz atmosferi, bile bile görmezden, duymazdan geldiğimizi,
sustuğumuzu anlatmış.
*
Yani...
*
Kitabı okuma fırsatı
bulamayan insanlara, ha bire “okumanıza hiç gerek yok, çünkü kitapta
somut veriler yok” diyenler, aslında “somut veri”nin bizatihi kendisi...
*
“Uyandırma kerizi” demek istiyor, gazeteci kılığındaki Simonlar!
Yazar : Yılmaz Özdil
http://www.haberajans.com sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.