













Herkes bir şeyler yazacak bugün bu konuda… Kimi “Türkiye’nin en huzurlu günleriydi” diyecek kimi “Türkiye’ye en büyük yumruğun vurulduğu gündür” diyecek. Bizi takip etme inceliği ni gösteren dostlar 12 Eylül Amerikancı faşist darbenin bize neler kaybettirdiğini bileceklerdir. Tekrara düşmemek adına sadece bir kısa anekdotla olayı özetleyelim.
12 Eylül Amerikancı faşist darbe ilan edildikten 2 gün sonra 8 devrimci genç askerler tarafından yakalanır. Karargaha telsizle haber verilir:
- “Beklenen 8 misafirimiz geliyor.”
Askerlerin ihmalinden kaynaklanan bir boşluğu yakalayan devrimci bir genç askeri arabanın dorsesinden atladığı gibi ara sokaklarda kaybolur, askerler yakalayamaz. Askerlerin başındaki subay ne yapacağını bilmez. Karargaha 8 kişi diye haber verilmiştir ve şu an elinde 7 kişi vardır. Köşe başında duran simitçinin getirilmesini emreder.
-“Karargaha 8 kişi diye haber verdim. Sen gel komutan seni görsün ben tekrar seni serbest bırakacağım” der. Fukara simitçi ses çıkaramaz karşı çıksa da götürüleceğini bilir ve mecburen kabul eder yollanır ufak ufak askeri araca. Karargaha götürülürler. Simitçi dahil hepsinin ifadesi alınır ve cezaevine gönderilirler. Cezaevinde simitçiyi gören genç bir devrimci:
-“Seni bırakmadılar mı, ne işin var senin burada?”
-“Komutanla konuştum şu kağıdı imzala mahkemede ben sana yardımcı olacağım dedi bende imzaladım ilk mahkemede serbest bırakacaklar.”
Genç devrimci üzülür simitçinin haline ama elden gelen tek şey mahkemeye dilekçe yazmaktır. 2 ay zarfında onlarca dilekçe yazılır mahkemeye simitçinin suçsuzluğu üzerine. Ama heyhat… Simitçi ilk mahkemede serbest bırakılmaz, ikinci mahkemede de serbest bırakılmaz. Üçüncü mahkeme simitçi hakkındaki kararını verir. İDAM… Genç devrimci itiraz dilekçelerine devam eder daha fazla dilekçe yazar mahkemeye, gazetelere mektup yazar simitçinin durumunu izah etmeye çalışır ama ne kendisini nede simitçiyi kurtaramaz. Genç devrimci Erdal Eren kendisini idamından hemen önce ziyaret eden Savaş Ay ve Emin Çölaşan’a “ Avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını ” anlattıktan sonra simitçinin durumundan da bahseder. Erdal Eren’den birkaç gün sonra simitçi 12 Eylül adaletiyle idam edilir...
* * * * * *
Bugün aynı zamanda bir şairin bir aydının doğum günü. O her ne kadar 12 Eylül’e denk geldiği için 18 yaşından beri kutlamasa da doğum gününü bizim kutlamamız lazım bugünün 12 eylül olduğunu bile bile..
Doğum günün kutlu olsun Sunay Akın. Daha nice senelere Sunay Akın…
"
20 tane yumurta
haşlamıştım, 12 eylül sabahı için... Gülhane Parkı'na gidecektik,
arkadaşlarımla beraber... Ben, Sunay Akın, 18 yaşına giriyordum o gün! kimimiz
peynir, kimimiz, zeytin, domates ya da sigara böreği getirecektik... Gülhane Parkı'nı
çok sevdiğimi biliyordu arkadaşlarım. havuzlu bahçe'de ibiş seyretmek çocukluk
yıllarımızın en mutlu anlarıydı. bu yüzden, doğum gününde nereye gitmek
istersin, dediklerinde hiç düşünmeden 'Gülhane parkı' demiştim!.. Besim Ömer Paşa,
gericilerin tüm karşı çıkmasına rağmen ilk doğumevini orada kurmuştu; Gülhane
hattı-ı hümayunu var bir de. Hem, harf devrimi de orada ilan edilmemiş miydi? Olmadı!..
Sokağı çeviren askerler evimize dönmemizi söyledi o sabah... O yıllarda 18'ine
girenler 'reşit' oldukları için idam edilme yaşına gelirlerdi... darbe oldu, bana
idamlar armağan
edildi... En acısı da, Erdal Eren'in katledilmesiydi... Hayır! Kutlamıyorum...
1980 yılından beri doğum günümü kutlamıyorum. Eşim, çocuklarım, dostlarım,
okurlarım kutluyorlar, ama ben kutlamıyorum!"
...
takvimden çıkarılması gereken günlerden biri...
...