













Geçenlerde yolum Karaköy’e düştü.Kendi özel işlerimi hallettikten sonra zamanım olmamasına karşın Tophane’ye geçtim.Tophane’yi hep sevmişimdir.Aslında Tophane’nin nargile kafelerinin olduğu kısmı desem daha doğru olur.Nargile içmeyi pek sevmiyorum açıkçası ama o hoş konusu hep beni kendine çekiyor.O günde öyle oldu zaten.Planlarımda hiç Tophane’ye gitmek olmamasına rağmen gelmişken bir uğrayıp elma çayını içmeden karşıya geçmiyeyim dedim.Tophane’nin elma çayına bayılıyorum.En beğendim elma çayını orada yapıyorlar.Belki de ben daha güzel yapılan yerlere gitmediğimden de olabilir ama ben oradaki kafelerin elma çaylarını çok severek içiyorum.
Kafamdan bunlar geçiyordu Karaköy’ün Tophane’ye giden pek de geniş olmayan sokağından yürürken.Neyse ki biraz sonra kafeler karşımda belirdi.Hızlı adımlarla merdivenin bulunduğu tarafa doğru yürüdüm.Benim geldiğimi gören garsonlar hemen merdivenin başında bitiverdi.Ağır adımlarla merdivenleri çıktım.Garson hemen beni çalıştığı kafeye buyur etti.”Gel abi,nargilemiz super”.Başımla yavaşça selam vererek geçtim ve kafelerin peşi sıra dizildiği dar koridora girdim.Her iki adımda bir yeni bir kafe ve yeni bir garson beni buyur edip durdu.Sonra nedenini bilmem,puf koltukları olan bir kafeye attım kendimi.Belkide burayı seçmemin nedeni rengarenk puflardı,beklide beni kafenin hemen başında karşılamayan garsondan dolayıda olabilir.Nedenini gerçekten bilemiyorum.Tam kendime güzel bir yer beğendim oturacaktım ki bizim garson geliverdi.”Hoş geldin abi,ne yaptırıyım size,nargilemiz buranın en güzelidir”.Hemen elma çayımın siparişini verdim.Garson giderken tam kaşımda duran plazma televizyonu gördüm.Uzun zamandan beri bir trent var.Sizler de biliyorsunuzdur kesin.Ekranda bir klip olur ama kulaklarınıza gelen ses ona ait değildir.Burada da aynısı var.Ekranda Rihanna’nın “Umbrella” klibi oynuyor ama kulaklarımda Britney Spears’dan “Womanizer” .Ama kimse ne kliple nede çalan şarkıyla ilgileniyor.Genelde genç kesimden oluşan topluluklar var.Herkes bir şeyler konuşuyor.Susan yok desek yeridir.Bu sırada bizim garson elinde elma çayıyla geliverdi.Kibarca teşekkür edip,çayımın şekerini koydum.İşte bu sırada kulaklarımı sağ tarafımdaki gruptan gelen konuşmalara kabarttım.Yaklaşık 6 kişiden oluşan genç bir topluluk ve sanırım hepside benim gibi üniversite öğrencisi.Hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlar.Çayımı karıştırırken daha dikkat kesiliyorum.Konuşulan konu “TÜRBAN”.
Kimisi kabul edilmeliydi diyor,kimisi kabul edilmemeliydi diyor,kimiside aradan çıkıp Türkiye buna hazır değil diyor.Herkes fikrini,düşüncesini birşekilde söylüyor ama anlaşılan ortak bir yol bulamıyorlar.Derken kulaklarım bu sefer sol tarafımdaki 4’lü grupta.Burada da güncel bir konu çok ciddi şekilde tartışılıyor.Hatta bazen sesler hayli yükseliyor.Buradaki konumuzda “KAPATMA DAVASI”.Aynı durum bu grupta da var.Kimisi kapatılmadı iyi oldu diyor,kimisi kesinlikle kapatılmalıydı diyor.
İşte bunlar olurken bir ara dikkatim televizyonda çıkan bayana takılıyor.Saçlarına özenle fön çekilmiş ve gençliğini örten ağır bir makyaj yapılmış. Sanırım bir vj ve yeni bir klibin anonsunu yapıyor.Ama hala kulaklarımıza başka bir şarkı hitap ediyor.Derken sol tarafımdaki gruptan sesler dahada yükseliyor.Ve tekrar dikkatim akranlarımda ve konuştukları konularda.Her iki grupta konuştukça konuşuyor.Arada sırada çayımı hatırlayıp yudumluyorum ama genelde konuşulanları büyük bir gizlilikle dinliyorum.
Hepinizin bildiği gibi Amerika yeni başkanını seçti.Beklendiği gibi Barack Obama seçimleri kazandı.Şimdi çok daha zorlu bir dönem başlıyor yeni başkan için.Amerika’nın o kadar çok sorunu varki anlatmakla bitmez.Ekonomi,sosyal dengeler ve beklide en önemlisi Amerika’nın bozulan imajı.Sorunlar çok bakalım çözümler nasıl olucak.Tüm dünya gibi bizde çözümleri bekliyoruz.Ama tüm bunlardan çok daha önemlisi var.Amerika bu şeçimle sadece başkanını seçmedi.Irkçılığını da test etti.Ve sonuç zafer.Bundan yıllar önce Amerika’da siyah-beyaz savaşı varken yıl 2008 Amerika’nın başına bir siyahi geçiyor.İşte bu büyük bir olay.Gerçekten her şeyden büyük ve ciddi bir gelişim örneğidir.
Peki biz ne yapıyoruz.Peki bizim geleceğimiz olan gençlerimiz ne yapıyor.Tartışıyor.Tartışmaya tabiî ki kesinlikle karşı değilim.Hatta insanların tartışarak bilgi paylaşımı yaptığının düşünüyorum.Her tartışmadan insanlar yeni bilgiler edine bilir ve bunları hayatlarına pek ala yansıtabilir.Konumuz bu değil.Konumuz tartışma konusu.
Gençlerimiz bilim,yenilik,modernizim,gelişim,teknoloji gibi tüm dünyanın yakından takip ettiği gelecek vaat eden konular üzerine tartışmak yerine “TÜRBAN”,”KAPATMA DAVASI,”ERGENEKON” gibi konular üzerine tartışıyor.Peki sonuç ne oluyor.Sorunları çözebiliyor muyuz?HAYIR.Sorunları giderebiliyor muyuz?HAYIR.
Bu konular tabiî ki tartışılacak.Tartışılmalı da.Doğru yolun yada çözümün bulunması için de mutlaka tartışılması gerekiyor ama bunu yapacak olan kişiler ve kurumlar farklı.Bu konuları tartışmak için halletmek için,çözüm yolları üretmek için gerekli,seçilmiş insanlar ve merciler var.Bırakalım onlar yapsın gerekeni.Bizler zamanımızı havanda taş döverek geçirmeyelim.Gelecek bizlerin elinde.Yeni başbakanlar,bakanlar,devlet büyükleri bizlerden çıkacak.Bizlerin içinden çıkacak.İşte o zaman istediğiniz tartışmayı,istediğiniz gibi yapabilirsiniz.
Amerika bu konuda tüm dünyaya büyük bir ders verdi aslında.Yıllar önce patlak veren siyah-beyaz çatışması görüyoruz ki bugün yok.Amerika bu konuyu çoktan aşmış ve başka konuların üzerine eğilmiş.Sakına yanlış anlaşılmasın Amerikan hayranı felan değilim ama görünen köyde klavuz istemez açıkçası.
İşte bunlar geçerken kafamdan garsonun karşıma dikilmesiyle kendime geliverdim.Çayım soğumuş ve en fazla birkaç yudum içilmiş.Hemen sordu “Abi beğenmedin mi çayı? Yok dedim gülümseyerek.Çok güzeldi.”Ama içmemişsin güzel abim,çay soğumuş” diye karşılık verdi.”Sorunlarımız düşünmekten içemedim”diyebildim zorla.Gülümsedi ve sert bir tonda “ÇOK DÜŞÜNME ABİ ERKEN YAŞLANIRSIN,BIRAK GEREKEN KİŞİLER DÜŞÜNSÜN” diyerek aslında tüm yazdıklarımı özetliyi verdi bir çırpıda.
