













Var ve yok arasında ki o sınırda biliyorsun ki yok değilsin, hala imkanı var elde etmeye; hala bir umut var bu dünyanın üstesinden gelmeye, şehirleri , yaşamları , kalpleri birleştirmeye.. korkularını sevdiğin gibi, yalnızlığında üsteleme; o kadar yakın ki hayat; içinde bir yeşillik; çocukluğunun geçtiği; hiçbir ev sana o mutluluğu veremeyecek, temelini senin attığın o çocuk ellerinde yükselmiş evde; hiç bu kadar direnemezdi bir büyük adam: şimdi olsa olmazdı…
Yoksulluk vardı; yoksulluğun açtığı yalnızlıklara sarmalanmış başarılarda, hep ruhu bir ışığa taşıma kaygısı; kendinle birlikte, toplumu da ve o hiçliğe sürüklenebilecek var olma savaşını… evet hepsini onların gözleri önünde yaptın, başardın..
Bir yalnızlık, bir eksiklik kaldı içinde, sana ait sana özel, tüm dirençlerinin tükendiği gecelerinde …
Elmanın içinde yaşamış kurtlar gibi, bekledi özgürlük seni.. evet en nihayetin de, özgürdün…
Çırak aranıyor ilanlarına gözleri takılan o çocuk ve;
Sevdiğini ayakları dibinde başkasının kollarında bekleyen heykel imgene,
Aldırış etmediğimiz tüm kontrol noktalarına dek.
Evet hapisler bizim için, mahkemeler bizim için… kendi hapishanesine girmek için kaç kişi yargılar ki kendi kendini kendi mahkemesinde.
Her şeyi öğrenecek , içindeki tüm eksiklikleri tamamlayacak vakti yok insanın.. kuralları, töreleri, ahkamları vardır ama her düşünün önünde….
Ilık rüzgarların estiği bir vadinin yada bir deniz kenarının, yada bir dağ köyünün bir yerlerinde, çocukluğunun evi kadar kutsal bir evde ; akşamları yanan sarı lambasıyla aydınlanmış bir evde; bu yazı kadar sana yakın , ve o eve varan yolda karşıma çıkacağın güne kadar; şikayet etmeden yaşayacağım..
