













Sensiz bir yıl daha, yine almadın tek taşımı, kırmızı gülümü, kalpli çikolatamı. Beklemekten soğudum, üşüdüm. Seninle birlikte aşk mı gelecek kapıya.. Ama yinede ben bu sabah sanki seninle buluşacakmışız gibi erkenden kalktım, kahvaltımı yaptım. Komşumuzun tavuklarını yemesin diye darp ettiği sokak köpeğine ekmek verdim. Sonra babamın anneme sevgililer günü için aldığı bir ton odunu yerleştirdik. Kışın uzun sürmüş olmasından konuştuk biraz, Havalar güzelleşecek dedik, umut verdik birbirimize. Her şey vardı da, sen yoktun. Sen yoktun kimsenin içinde sevgi yoktu. Sen yoktun hiçbir şey yoktu. Sen tılsımlı bir hürriyet anısın, sen yoksan kölelik vardı. Sen yoksan, yok sayıyorum yaşadığım şu günleri. Her şey yanlış. Yanlışlıkla ters tarafından kalkıyor insanlar, terslik yapıyorlar. Yanlışlıkla Afganistan da bomba rotasını şaşırdı. Sonuç: ölüm. Ölüme özür. Sen olsan derdin ki; ‘yanlışlıkla öldürülsem özrü kabul etmem’’. Hiç bir şey doğrulukla yapılmıyor zaten. Doğrular teğet geçiyor. Eros okunu imkb eğrisinde kullanıyor, aşk doğmuyor insanlar arasında.
Sevgililer gününü önemsediğimden değil, bir gün daha sevgilisiz geçti diye içlendiğimden.
Bir sen, bir hürriyet olsun yeter. Mavi denizler, yeşil kırlar, cıvıldaşan kuşlar, akan nehirler arasında bir kulübe. Karşılaşırdık seninle mutfaktaki demlikte, yatak odasındaki gardıropda, ayakkabılıktaki boyada, oturma odasındaki kumandada, seccadenin kenarına bırakılmış tesbih tanelerinde. Sen olsaydın, hürriyet olsaydı, mavi deniz olsaydı, yeşil kırlar olsaydı, ötseydi kuşlar, aksaydı nehirler.. Karşılaşırdık.
Akşam oldu işte; babamın anneme aldığı sevgililer günü için bir ton odunun ‘Tek Tahtasını’’ sobaya atarken, aşkın sıcaklığı gülümsetti beni.
Sen yine yoktun.
cok güzel bir yazı olmus kutluyorum
yürekten kaleme dökülenlerdir yaşama anlam katanlar