













Ey Bülbül’ü Gül’e aşık ettiren Vedut…
Ey Pervane’yi Mum’un etrafında döndüren Kadir-i Mutlak…
Ey Mecnun’un kalbine Leyla’nın aşkını koyan sonsuz Kudret…
Ey güzeller güzeli Züleyha’yı Yakışıklılar yakışıklısı Yusuf’a eş eden Sultan…
Ey Yunus’a “bana seni gerek seni” dedirten Aşk…
Ey Üveys’e habibini sevdiren Rahman…
Sen ki; kainatı Efendimize olan aşkından dolayı yarattın…
Sen ki; O’na ilk aşık olansın, O’nu kendine habip seçensin…
Sen’de o kadar sevgi mevcut ki; garip bir çoban Kelamullah’ın vesilesiyle senin sevginin zerresinin zerresinden istedi, sen: Ey Musa benim kulum buna dayanamaz, bunu kaldıramaz dedin ama yine de lütfettin.
Sen alim-i mutlak, kul ise aciz…
Ey rabbimiz biz biliyoruz ki; sevginin müsebbibi habibindir.
Muhammet’ten hasıl olan sevginden istemiyoruz, biliyoruz ki biz buna dayanamayız…
Senin kadar sevemeyiz, buna senin bir olduğun kadar eminiz.
Çünkü biz: vefasızız, verasızız, kadir kıymet bilmeyiz, ikiyüzlüyüz, nankörüz, kabayız, fesatız, ehl-i keyfiz, el emin değiliz, ihanet edeniz…
Bütün bu çirkinliklerle Sen’in bu kadar çok sevdiğin habibin bir arada durabilir mi?
Elbet sen bunu biliyordun…
Öyle ki: Uhut’ta habibinin mübarek dişi kırılmıştı, Sen’in celal sıfatın öyle tecelli etti ki; yıldırım hızıyla Cebrail meleğini gönderdin ve dedin ki; “eğer habibimin kanının bir damlası yere dökülecek olursa orayı yerle bir ederim”.
İşte sen habibini bu kadar sevdin…
Ama biz öyle mi sevdik rabbimiz…
Biz Taif’te taş attık, Uhut’ta dişini kırdık, mekke’den kovduk, yeryüzünü ona dar ettik.
Buna rağmen bizi de sevdi...
Ama biz bu sevgiye layık değiliz, biz sevmeyi bilmiyoruz…
Sen kalplerimize mukaddes aşkı koyuyorsun, biz aşkı meşke çeviriyoruz.
Sevgili varken başkalarına bakıyoruz…
Başkaları için sevgiliyi üzüyoruz…
Senin verdiğin değer kadar sevgiliye değer vermiyoruz…
Ey rabbimiz, biz bu haldeyken habibini nasıl sevebiliriz, O’nun sevgisine nasıl layık oluruz?
Ey rabbimiz, biz senin sevgini istemiyoruz. Çünkü biz ne buna layığız ne de bu sevgiyi kaldırabiliriz.
Bize Gül’ün Bülbül’e olan aşkı kadar ver…
Pervane’nin Mum’a olan aşkı kadar ver…
Züleyha’nın Yusuf’a olan aşkı kadar ver…
Yunus’un aşkı kadar ver…
Veysel Karani’nin aşkı kadar ver…
Ey rabbimiz, ver ki; biz de O’nu layıkıyla sevelim, O’nu üzüp senin gazabına uğramayalım, O’na cennette cehennem hayatı yaşatmayalım, O’nunla Kevser havuzunda buluşalım.
Ey sevgili, seni Melikül Mülk kadar sevemiyoruz ama seni ümmetin olarak çok seviyoruz…
Biliyoruz, biz sevgiyi gönüllere indiremiyoruz dilden seviyoruz…
Ey sevgili, kainat sana aşık olurken biz olamıyoruz…
Ey sevgili, sular dahi adını duyduğunda aşkla coşuyorken, biz senin için iki damla gözyaşı akıtamıyoruz…
Ey sevgili, seni rabbimizden istiyoruz ve diyoruz ki:
Ey rabbimiz, habibin hürmetine bize habibinin sevgisini bağışla…
