Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Sevenin Gözünün ve Kalbinin Yarattığı Değer
23 Temmuz 2010 Cuma 10:45

            Kişinin yeteneği, zekâsı veya başka olumlu özellikleri, o kişinin bir şeyler yapabilmesi bakımından önemlidir ama her şey değildir. Kişiyi “önemli” ve “yararlı” kılan; içinde bulunduğu ortam, çevresindekilerin ona bakışı, toplumsal gelişmenin ihtiyaçları ve o kişinin bu ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığıdır.

            Aşağıda sunduğumuz anekdotlar, bu gerçeğin halkın bilgeliğinde ifadesini bulan örnekleridir:

 

Mecnun’un gözüyle Leyla

            Mecnun, Leyla’nın peşinde diyar diyar dolaşır. Kızını vermek istemeyen Leyla’nın keşiş babası, Mecnun kendilerini her bulduğunda hemen başka bir şehre göçerek izini kaybettirmektedir.

            Bu arada Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı dillere düşer, duymayan kalmaz.

            Mecnun Leyla ile babasını son olarak Halep’te bulur. Leyla’nın babası aynı tutumdadır. Bu arada Halep hükümdarı Mecnun ile Leyla’nın Halep’te olduğunu duyar. Bir türlü kavuşamayan bu iki aşığı kavuşturarak bir sevap işlemek ister. Keşişi çağırarak kızını Mecnun’a vermesini emreder. Keşiş çaresiz kabul eder.

            Bu arada Hükümdar Leyla’yı merak eder. Mecnun’un aklını başından alan bu güzeli bir de kendi görmek ister. Leyla’yı huzura getirirler. Vali bir de bakar ki sıradan bir kız, hatta güzel bile sayılmaz. Hayretle yanındaki vezirine sorar.

            “Bu kız mı Mecnun’un aklını başından aldı?”

            Vezirin cevabı bilgecedir.

            -“Padişahım siz Leyla’ya, Mecnun’un gözü ile bakmalısınız.”

 

Söz Aşık Veysel’de:

            Güzelliğin beş para etmez

Şu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulaman

Gönlümdeki köşk olamasa

 

Annenin gözüyle kızı

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle Pamuk Prenses'ten daha güzel olduğuna inanmıştı.

Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama, ilkokula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı, çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama, birkaç yılda gerçeklerle yüzleşti.

Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. " Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.

Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.

Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.

Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat, kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları dalga dalga olmuştu.

Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:

"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik

kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"

Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. "Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."        

 

 

Narkissos’un gözüne yansıyan göl

            Yakışıklılığı ile dillere destan ve kendi güzelliğine aşık olan Narkissos, sık sık ormandaki göle gider ve suyun aynasında kendi güzelliğini seyredermiş. Ve Narkissos bir gün ölmüş.

Tatlı su gölünün kıyısına gelen Orman Tanrıçaları Oreas’lar, onu acı bir gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulmuşlar.

-          “Neden ağlıyorsun” diye sormuş Oreaslar.

-          “Narkissos için ağlıyorum” diye yanıtlamış göl

-          Ne var bunda şaşılacak demiş bunun üzerine Orman Tanrıçaları. Bizler ormanda

boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.

-          “Narkissos yakışıklı bir genç miydi?” diye sordu göl.

-          “Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki?” diye karşılık vermiş iyice şaşıran

Oreaslar. “Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu.”

            Göl bir süre sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:

            - Narkissos için ağlıyorum ama onun için değil. Onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR