













Yorgun Sözcükler-1
Hayatın tüm beklentilerini onlara bağladık; olmadık şeylerden medet umarken bir yandan da dilek ağaçlarına bağlanan bezlerin, cami avlusuna çizilen ev, araba resimlerinin gölgesinde geçti zaman. Oruç Baba’ya gidip orucunu tuz ve sirke ile açan insanların beklentileri karşılandı mı bilinmez. Ölümlerin arkasında, yalnızlığın ya da kazaların toplamında hep sığınacak bir yer bulundu. Başımız ne zaman sıkışsa o sözcüklere sığındık, ne diyalektik, ne tarihsel materyalizm söktü. Kader, mukadderat, kısmet, nasip sözcükleri yorgundur.
Boyun eğmenin arka planında onun olduğunu aklımıza getirmedik hiç. Olacaklara müdahale etmek yerine beklemenin sarnıcında biriktirdiklerimizin bizi kurtaracağını düşündük. Anayasa değişikliği paketinden tutun da ev kirasını ödemekte zorlanan insanların suskunluğunda saklı kalan bu sözcük, hayatın öncesinde ve sonrasında yer bulamadı kendisine doğrusu. Pandoranın kutusu açıldığında dışarı çıkamayan iyilik oydu. Bundan geri kalan zamanda ona ilişik yaşadık. Umut sözcüğü yorgundur.
Olmazsa olmazdı. Ötekiyle yaptığımız her işte, ötekiyle girdiğimiz her eylemde arkamıza bakmadan bütünlüklü bir çoğulluğu yaşayacağımızı sandık. Kent ve getirdiği üretim ilişkileri “ kap it al izm”i semirtti. Sonradan görmelerin arkamızdan attığı kazıkları mı dersiniz, iktidara yakın insanların durmadan palazlanması mı, göğe doğru yükselen plazaların eşiğinde soğukta titreyen insanların trajedisini mi? Demir ve beton yığını evlerimizin köşelerinde yapılan parklar da sorunludur bu yorgunluktan, çocuk istismarcıları da, iktidar düşkünleri de, paraya tapanlar da. Evvel zamanda kardeşini boğazlatan yöneticilerin bugün ellerinde taşıdıkları “çağdaş” hançer değilse nedir? Güven sözcüğü yorgundur.
Durmadan toplantılar yapıldı hakkında. Uzun uzun demeçler verildi. Onun için ülkeler yıkıldı, ülkeler kuruldu. Gazete sütunlarında en çok ondan bahsedildi. Savaşların ne kadar kötü olduğuna dair saatlerce vaaz dinlememize sebep mutlaka odur. Ama insanlar öldürülmeye devam etti. Silahların sesi kesilmedi dünya coğrafyasında. Ülkemizin herhangi bir yerinde ya da Irak’ta, hatta kabile hayatı yaşayan topluluklarda bile süregelen uyuşmazlığın gölgelenmesi için ona başvuruldu.”Kapsamlı Barış Süreci”nden sonra çok partili yaşamı zorlayan Sudan’a kadar. Beyaz adam attığı her kurşunda güçlenirken, beyaz adama silah satan kartellerin iktidarı akıl almaz boyutlara ulaştı. İnsan hayatının en büyük gerçeklik olması dolaştı herkesin dilinde; ama toprağın altına gönderilenlerin sayısı asla azalmadı. Herkes çok sevdi bu sözcüğü, kimse koluna takmaktan imtina etmedi. Onunla yan yana görünmekten çekinmedi hiçbir iktidar. Onun güzelliklerinde dem vurdu devletin engin adamları, geniş geniş gerindi; toplumsal uzlaşının ve refahın anahtarının onda olduğunu açıkladılar her konuşmalarında. Kıtalararası bir güzellikte bezendi daima, ama hayatta asla karşılığını bulmadı. Barış sözcüğü yorgundur.
Uzun uzun yazmanın anlamı yok. İtiraz etme hakkı elinden alınmış insanın geride kalan tek mermisini kafasına sıkmasıyla özdeştir. Evet sözcüğü yorgundur.
