













18 yaşındaydı Semih…
Annesinin, kendi dershane borcu ödenmediğinden dolayı hapse atılmasını içine sindiremeyerek canına kıydı. Evlerinin balkonunda bulunan demir çardağa kendini asarak intihar etti.
“Herkes hakkını helal etsin. Bu duruma daha fazla dayanamayacağım,” diye de bir not bıraktı geride Semih.
Annesinin hapse atılmasına dayanamadı…
Para olmadığı için ödenmeyen dershane borcundan dolayı gururlarının incitilmesine katlanamadı.
Kendini astı. Oysa annesi onun okumasını, “büyük adam” olmasını ve daha sonra da memlekete faydalı bir birey olmasını bekliyordu. Onun için senetlere imza atmış, onun için hapishanelere atılmıştı.
48 yaşında mahpus damına düşmesi bu yüzdendi.
Ama Semih dayanamadı…
“Ülkeyi teğet geçen krizin bitişine kadar” dayanamadı.
* * *
Bu trajedinin sorumlusu kim şimdi?
Semih’in katili kim?
Kim öldürdü bu gencecik çocuğu?
Dershane mi?
Dershane sahipleri mi?
Şehrin belediye başkanı mı, valisi mi?
Mahallenin muhtarı mı?
Sistem mi?
Başbakan mı?
Cumhurbaşkanı mı?
Genelkurmay Başkanı mı?
Kim?
* * *
18 yaşındaydı Semih…
Dershane taksitleri ödenmediği için evlerine haciz gelip de annesi hapse atılmasaydı ve devam edebilseydi derslerine “taksit kaygısı” çekmeden, bu yıl üniversiteyi kazanacaktı.
Annesi ve babasını gururlandıracaktı başarısıyla…
Belki bir başbakan, belki de cumhurbaşkanı olacaktı.
Ve izin vermeyecekti, ülkesinde yoksulluktan intihar etmelerine gencecik çocukların…
İzin vermeyecekti, taksitler ödenmediği için annelerin hapse atılmasına ve göz yummayacaktı, “yoksulluk canavarının” aileleri parçalamasına…
* * *
18 yaşındaydı Semih…
Bu dünyanın kirinin kendisini nefes almaktan kopardığı ve içini başka bir âleme göç etme isteği ile doldurduğunda…
Annesini, “yoksulluğun olmadığı, çünkü her şeyin sahibi olmak isteyen kimselerin de olmadığı” bir öte yerde, dershane taksitlerinin, “yoktan anlamayan hırs küplerinin,” acının, kederin ve hatta üniversite sınavının bile olmadığı bir huzur mekânında beklemek istemeye karar verdiğinde…
18 yaşındaydı Semih…
* * *
Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi, “herkes kendi hakkını savunduğu için herkesin hakkının savunulmakta olduğu” bu mübarek düstur, insanlığını da piyasa sürüyor bu toplumun…
Raflara diziyor merhametlerin doldurulduğu yaldızlı paketleri, şefkat duygusunu satılığa çıkarıyor…
Soyuluyor kalbimizden “uğruna yaşanılası şeyler.”
* * *
Şimdi herkes otursun ve vicdanına kulak versin!
En çok da “büyüklerimizin” vicdanı kanasın…
En çok onlar sorumlu çünkü…
“Semih’in ölümünden…”
