













" Seçimlerin galibi şimdiden belli... Belki uzun süredir ilk kez bu denli kesin sonucu bilerek gideceğiz sandığa... Ama bu seçimlerin ayırt edici bir özelliği var ki, bu da Türkiye’nin geleceği açısından can alıcı önem taşıyor. Başta CHP olmak üzere muhalefette kalacağı kesin olan partilerin alacağı oyların oranı! Daha da kritiği üçüncü büyük partinin, MHP’nin Meclis’e girip giremeyeceği..."
Medyada esen/estirilen AKP rüzgârının etkisiyle birçok gazeteci gibi Mine Şenocaklı'da böyle düşünüyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Fuat Keyman ile seçimler üzerine yaptığı söyleşiyi kaleme alırken söze bu satırlarla başlıyor.
Zaten Şenocaklı'nın konuğu da ondan farklı düşünmüyor. Siyaset bilimci Prof. Keyman coşkulu bir "yetmez ama evetçi" olarak AKP yelkenlerini şişirmek için var gücüyle rüzgâra karşı üflemeye devam ediyor:
" MHP baraj altında kalmadan, CHP yüzde 20’lerden, yüzde 26-27’lere, hatta 30’lara çıksa, BDP 20 milletvekili yerine 25-26 milletvekili çıkartsa bile, AKP’nin yüzde 47 oyu, yüzde 45’lerde falan kalabilir. O da işte 330’a yakın milletvekili anlamına geliyor." (Vatan Gazetesi, 25 Nisan 2011)
Görüldüğü gibi Keyman oluşacak yeni meclisin milletvekili tablosunu neredeyse mili milimine anlatıyor. MHP'nin durumunu merak eden Şenocaklı'ya yanıtları da aynı güvenle dolu:
"*
MHP’nin en az yüzde 8.5-9 kemikleşmiş bir oyu olduğunu söyleyebilir miyiz peki?
Genelde MHP’nin yüzde 8 civarı güçlü oyu olduğu söyleniyor. Tabii yüzde 10 barajına yetmiyor bu.
* Ama siz baraj altında kalacağına ihtimal vermiyorsunuz?
Hayır. Yüzde 11-12 oy bekliyorum.
* Geçen seçimlerdeki gibi yüzde 14-15’ler olmaz mı?
Hayır. Biraz kaybedebilirler. O yüzden de bu seçimler çok önemli. 2012 seçimlerinin şöyle bir özelliği var; bir taraftan sonuçları açısından çok yavan, çok heyecan verici bir seçim değil. Çünkü kimin kazanacağı belli, ana muhalefet partisinin kim olacağı belli
."
Görüldüğü gibi karşımızda Keyman değil de bir kahin var. Kimin kazanacağını ve kimin ana muhalefet olacağını bildiği gibi MHP oylarının yüzde 14'ü bile bulmayacağından adı gibi emin!
Daha önce AKP'nin Kürt açılımı nedeniyle yazmıştım. Son dönemde BDP'nin Kürt bölgelerinde kazandığı her oy, normalde AKP'den eksilen bir oy demektir. Ancak AKP'den giden oylar Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayacak, BDP'nin güçlendiği oranda Türk bölgelerinde de MHP güçlenecektir. Dolayısıyla bugünkü tabloda MHP'nin bir baraj sorunun olmadığı ortada.
Keyman gibiler PKK lideri Apo'nun Kenya'da yakalanmasının DSP ve MHP oylarında nasıl bir patlamaya yol açtığını unutmuş görünüyor. Yaklaşık 90 yıllık Kürtleri inkar ve imha politikasının Türk toplumunun geniş kesimlerinde oluşturduğu nefret ve tepkinin geçen 12 Eylül'deki referandumla birlikte yok olduğunu düşünenler yanıldıklarını 12 Haziran'da anlayacaklar. Bu seçime damgasını vuracak olan yine Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli sorunu konumundaki Kürt sorunu olacaktır.
Keyman'ın siyaset bilimci olarak yaptığı AKP çözümlemesi de tam bir "yetmez ama evetçi"ye yakışacak türden:
" AKP, Başbakan Erdoğan’ın söylediği o ustalık dönemine biraz da muhalefetin zayıflığı temelinde geldi, bunun da altını çizmemiz gerekiyor. AKP’nin 2023 hedefini de ben şu şekilde okuyorum; 2014’te eğer yeni cumhurbaşkanı da AKP’den seçilirse, ki o büyük ihtimalle Recep Tayyip Erdoğan olarak görünüyor, 5 artı 5 ile 10 yıl cumhurbaşkanı oluyor. Yani Erdoğan 2014’te cumhurbaşkanı olsa, 10 yıl kalsa, demek ki 2024 oluyor. O yüzden en azından kuramsal olarak AKP’nin Türkiye’nin yönetiminde kalması ve AKP’den çıkan cumhurbaşkanının veya başkanın 2023 yılında, “Bakın bu hedefleri ben gerçekleştirdim” deme ihtimali var. Bunu bundan önceki seçimlere bakarak söyleyebiliyoruz."
Bu sözleri söyleyenin bir siyaset bilimci olması şaka gibi! Topal aksak da olsa işleyen bir parlamenter demokraside bir burjuva partinin üst üste en az beş seçimi kazanacağını söylüyor!
İyi de neden kazanacak kardeşim? Geniş yığınlara AKP ne verecek? Geçmişteki uygun konjonktür nedeniyle iplikleri pazara çıkmış önceki iktidarlara göre halka göreli olarak bazı kazanımlar (hastane kolaylıkları, sınırlı gelir aktarımı, yoksullara yardımlar...) sağlamıştı. Ancak bunların çok daha fazlasını sermayeye ve kendi yandaşlarına kazandırdığı da ortada. Dünyanın her yanında bu durumda burjuva partiler oy kaybederken AKP neden kaybetmesin?
Son kazandığı iki seçim ortada, mı diyorsun? İyi de benzer "başarılara" zamanında Adalet Partisi ve ANAP da imza atmıştı.
" Artık koalisyon olmayan bir AKP’den konuşabiliyoruz. Bunu zaten biz son 10 yıldır Türkiye’nin dönüşümü olarak konuşuyorduk. “Türkiye, ekonomik anlamda dönüştü. Ekonomik anlamda dönüşmesinin sonucudur AKP” diyorduk. Türkiye düşünsel anlamda da değişiyor. Onun da sonucu bir AKP var. Türkiye aynı zamanda kültürel olarak da değişiyor. Onun da sonucu bir AKP var. O yüzden de artık Türkiye’nin dönüşümünün siyasi anlamda ana aktörünün AKP olduğu ortaya çıkıyor. Bugün artık AKP’nin kendisi dışındaki insanlarla, kadrolarla bir koalisyon yapmasının gerekli olmadığı bir konuma geldiğini görüyoruz. Zaten bu da Başbakan tarafından AKP’nin ustalık dönemi olarak ortaya konuldu."
2003'de iktidar olurken AKP bu olanakların hangilerine sahipti?
AKP'yi hazırlayan onyıllara yayılmış geçmiş uygulamaları neden göz önünde tutmuyorsun? 12 Eylül rejiminin sola yönelik imha politikalarıyla birlikte islamcı gelişimin önünü açmak için yapılanları, onyıllar süren Demirel-Ecevit-Erbakan-Türkeş iktidarların toplumdaki tahribatlarını, bütün bunların AKP'nin başarısını ve kendisini farklı sunmasını olanaklı kıldığını görmüyor musun?
Bir dönem için birçok insanı kandırabilirsin; bazılarını sürekli olarak da kandırabilirsin. Ancak koskoca bir toplumu, sürekli olarak kandıramazsın!
Hiçbir burjuva parti bunu beceremez!
