













AKP, tahminen Temmuz ayında referanduma sunulacak Anayasa Değişiklik Paketini Meclise sundu.
Meclisten çıkacağı bile şüpheli olan bu “Değişiklik Paketi”nin, referanduma sunulması halinde ret edileceği kesindir. Çünkü esas olarak yargıyı denetim altına alma ve işlediği suçlardan dolayı hakkında söz konusu olabilecek yargılamayı engelleme amacına yönelik olan “Değişiklik Paketi”ne, Milletimiz karşıdır.
Bütün Partiler, Yüksek Yargı Kurumları, önemli meslek örgütleri ve sendikalar; AKP’nin teklifine karşı olduklarını açıklamışlardır.
“Hayır” çıkması kesin olan bir referanduma AKP’nin neden gittiği ise üzerinde durulması gereken bir başka önemli konudur. Tecrit olan ve çöküşe giden AKP, kaçınılmaz sonu, ancak muhalefetin tasfiye edildiği bir sistem içinde engelleyebilir.
AKP açısından, bundan önce Türkiye’de iktidar olmuş Partilerin pratiklerinde görüldüğü üzere, seçimi kaybettikten sonra muhalefette kalarak siyasi hayatını sürdürme şansı yoktur.
Çünkü AKP, boğazına adar suça batmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası şimdiki haliyle kaldığı taktirde Yüce Divan’da hesap vermesi kaçınılmazdır.
İşte bundan dolayı AKP, “ya tutarsa” hesabı, sonucu belli olan bir referanduma çaresiz bir şekilde gitmektedir.
Böylece AKP, dört ay boyunca ülke gündemini işgal edecek ve ülke kaynaklarını boşa harcamış olacaktır.
AB VE TÜRKİYE
AKP, hazırladığı teklifin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme amacına uygun olduğunu iddia etmektedir.
Hiçbir Avrupa ülkesinde yargıya ilişkin, AKP’nin istediğine benzer bir düzenleme yoktur.
“Bağımsız yargı”, Burjuva devrimlerinin Avrupa’ya kazandırdığı önemli bir kavramdır. Ve bugün de en azından şekilsel olarak “bağımsız yargı”, bütün AB üyesi ülkelerin Anayasalarında muhafaza edilmektedir.
Ama bundan önemli olarak AKP’nin bu gerekçesi, gündemimize şu gerçeği getirmektedir:
Türk Milleti, büyük bir çoğunlukla Avrupa Birliği üyeliğini istememektedir. 1995 yılında Gümrük Birliği için imzanın atılmasından bu yana geçen 15 yılın sonunda, milletimizin AB ile ilgili kanaati netleşmiştir.
Yapılan çeşitli kamuoyu yoklamalarına göre Milletimiz, yüzde 75 oranında Avrupa Birliği üyeliğine karşıdır.
Çünkü Türkiye, AB kapısında sömürgeleşmektedir. Ulusal devletimiz dağılmakta, ekonomimiz tasfiye edilmekte, milletimiz çözülmektedir.
Türkiye ekonomisinin, sadece Gümrük Birliği’nden dolayı yıllık zararının yaklaşık 10 milyar doların üstünde olduğu, yapılan çeşitli araştırmalarla kesinlik kazanmıştır.
Yani biz, sadece Gümrük Birliği’nin dezavantajlarının sonucu olarak bugüne kadar 150 milyar dolar zarar ettik.
Tütünümüz ve pamuğumuz yok edildi. Hayvancılığımız çökertildi. Buğday ülkesi Türkiye, buğday ithal eder duruma düşürüldü.
Hepsinden önemlisi, demokratikleşme adı altında milletimiz etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırılmakta ve birbirine düşürülmektedir.
Cumhuriyet tarihinin en büyük kanunsuzluğu, Ergenekon Tertibi Avrupa Birliği’nin alkışları eşliğinde yürütülmektedir.
Bütün bunlardan dolayı, bundan 15 yıl önce ezici bir çoğunlukla AB üyeliğini isteyen Türk Milleti, bugün gerçeği görmüştür. Artık büyük çoğunlukla, AB üyeliğini istememektedir.
AB İÇİN REFERANDUM
Bu durumda, Türk milletinin girmek istemediği Avrupa Birliği’ne üyelik gerekçesi ile Anayasa değişikliği yapmak istemenin hiçbir haklı gerekçesi kalmamaktadır.
Ama madem ki AKP, Anayasa değişikliğinin AB’ye üyelik sürecinin bir gereği olduğunu söylüyor; o halde önce AB üyeliğini isteyip istemediğini milletimize soralım.
Bu durumda yapılması gereken şudur:
Anayasa değişiklik paketini referanduma sunmadan önce, Avrupa Birliği üyeliğini en kısa sürede referanduma sunalım!
AB referandumu, milletimizin kendisi için nasıl bir gelecek istediğini de ortaya koyacaktır.
“Nasıl bir gelecek” sorunu, aynı zamanda “nasıl bir anayasa” sorunudur.
Milletler, ulaşmak istedikleri hedeflere uygun Anayasalar isterler ve yaparlar.
Türkiye’nin önünde iki Anayasa seçeneği vardır.
Birincisi Avrupa kapısına bağlanarak bir Mafya-Gladyo-Tarikat sistemi içinde yaşamanın anayasasıdır. 12 Eylül Anayasası, böyle bir Anayasa idi.
Tayyip Erdoğanlar ise şimdi bu Anayasa’yı bir adım daha ileri götürmek istiyorlar.
İkinci seçenek; Türkiye’nin Cumhuriyet Devrimi rotasına yeniden girerek Avrasya seçeneğine yönelmesidir. Tam Bağımsızlık, Halkçı Devletçi Ekonomi, Ortaçağ karanlığından tamamen kurtulmak, halk egemenliği ve Avrasya seçeneği; bu Anayasa’nın köşe taşlarıdır.
İşte AB konusunda yapılacak olan referandum, halkımızın bu iki programdan hangisine “evet” diyeceğini ortaya koyacaktır.
