Saygı Yalman
saygi@haberajans.com
"Sevgisizler Günü"
14 Şubat 2010 Pazar 03:21
Evet artık hayatımızın en önemli manevi anlamlarının yüklü olduğu,
'Sevgi', 'Aşk' gibi
duygulalarımızı 'bir gün' içerisine ala bildiğine sığdırıyoruz ki.
"Sevgililer gününde nerede tatil yapacaksınız?", "Sevgililer gününde ne hediye edeceksiniz?", " Sevgililer gününüzde
hangi eylence mekanındasınız?" vs... Ve yaşıyoruz alabildiğine bir günde tüm birikmiş sevgisiz günümüzü.
Evet ben
'sevgisiz günü' diyorum sevgililer gününe.
Hayatmızın her saatinde olması gereken duyguları, bir güne sığdırmayı öğreniyoruz, öğretiliyoruz alabildiğine.
Hatta o gün öyle kıymetli olunuyor ki bizlere, bir daha gelmeyecekmiş gibi saatlerimizi, saniyelerini tutuyoruz
acaba sevgilim ne söyleyecek bana, ne
hediye edecek,
nereye götürecek, "bugün sevgilim için ne yapsam" gibi kavramların içine gömülüp kalıyoruz.
Elbette bir anlamı olmalı özel manevi duygularımızın.
Aklıma geldi işte;
Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Aşık Veysel,
Pirsultan, Köroğlu, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zöhre vb. bir güne, saatlere, sıkıştırarak mı aşklarını maneviyata bıraktılar?
Onların her günü, sevgiliye olan özel bir gün değil miydi?
Yoksa nasıl bu aşklar maneviyatını yaşadık hala?
Bir gözatalım bu günümüz nasıl dünyaya gelmiş bitmemek üzere:
Gel zaman git zaman, Sevgiler Günü’nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyormuş.
Eski Roma’da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir günmüş aslında.
Biz ilköğretim günlerimizde farklı cinsin duygularını ilk hissetmeye
başladığımız günlerde içimizde itiraflar büyütmeyi öğretildik ya bu gün.
Diğer günlere hep başka anlamlar yükledik büyüyene kadar ya.
İşte bu güzel günümüzde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno’ya duyulan saygıdan ötürü tatil yaparlarmış.
Bu günün anısına Kraliçe Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyormuş.
Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyormuş.
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyor ve bunun nedeni
ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış. Bunun doğal sonucu
olarak da bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu
bayram süresince bile olsa birbirlerinin
partneri oluyorlarmış artık.
Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir
gelenek ol an ve Lupercalia Bayramı’nın arife günü yapılan bir çekiliş
ile belli oluyormuş.
Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlarmış.
Genç Romalı erkkeler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde
hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber
oluyorlar idi.
Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.
Sevgililer Günü Roma Katolik Kilisesi’nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir
din adamının adına ilan edilen bir
bayram günü olarak ortaya çıkı vermiş.
İşte insanlarımızın en zaaf oldukları gün böyle ortaya çıkı vermiş.
Diğer günler ise, sevgisiz günlerini fark etmeden yaşadıkları günlermiş.
İnsalarımız o günlerde çok gerilerde olduğu için sevgiyi yeni yeni
öğreniyor muş.
Bir günde sevgiliye gül vermeyi dahi keşfetmişler.
Diğer günler ise sevgisiz günlerimiz olu vermiş artık. Herkes kavga, dövüş kılıçlar ile kelleler gezermiş.
İşte sevgililer günü o gün bugündür gün olu vermiş. .
sevgililer günü hikayemiz bitmedi elbette, Kraliçe'nin gününü hala anar durumdayız.
Yaşadıklarımız çağımızın dayatması olsa gerek: Peki ya sevgili
papatya, nerede kaldı bizim 364 günümüz?
Hiç sevilmeyecekmiyiz, sevmeyecekmiyiz dünyanın en uzun günlerinde bir birimizi?
Adı 14 Şubat olmaya bilir varsın 21 Kasım olsun,
sadece bir gün mü sevdin kocaman günlerde?
O bir günün hatırı bile olmadı mı sende?
Oysa ne sevmiştim seni!
365 günün 2 gününü bile mi, sevilmeyi hak etmedim?
İşte anlam böyle vermeye başladım günümüze. Bir gün sonrasını bile çok
görüyor yaşadığımız emperyal, postmodern çağ; Paylaşımların tiyip
gittiği, özverilerin anlaşılmaya fırsat verilmediği, sevgilerimizin
tarihsel kültürünü asit kuyularına atı verdi bir anda.
Bir birini anlamaya bile fırsat vermeyen genç toplulluklar haline gelmedik mi?
Bir gün aşık olma günü, ya diğer günler kavga günleri mi olacak artık?
"Anlamıyorsun, dinlemiyorsun, sıkıldım senden, bıktım, seni tanıdığıma bin pimanım, vb." sözlerle doluyor artık 364 günlerimiz.
Bir gün sevip kapatıyoruz o günleri bir anda.
Şaşırmayalım sevgili, bir gün herşeyin günü ve zamanı dolarsa;
sevgililer günü sevgililer saati, hatta saniyesini yaşama günü olabilir
bu gidişle.
Peki ya, sevdiğine hiç bir zaman
ekmek alabilmenin güzelliği dışında bir şey alamayanlar ne yapacak?
O bile çok görülüyor bu halkımıza.