Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Politikacıların yazdığı tarih!
08 Mart 2010 Pazartesi 08:49

4 Mart Perşembe günü, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki 252 numaralı karar tasarısı “bir oy farkla” kabul edildi.

Çok da iyi oldu!

Türkiye ile Ermenistan’ın yıllardan beri 1915 yılında neler olup bittiğine bir türlü karar veremediklerine bakarsak, Dış İlişkiler Komisyonu’nun “bu önemli kararının” ne kadar da değerli ve hem Türkiye hem de Ermenistan için ne kadar da “hayat kolaylaştıran” cinsten bir karar olduğunu hemen anlayabiliriz.

Sonuçta 1915 yılında ne olduğu anlaşıldı.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki kelli felli âkil adamlar, o meşum senede yaşanan olayların soykırım olduğuna karar verdi.

Artık tarihçiler dönemin tarihini yazarken kararsız kalıp “acaba ne yazalım” diye düşünmeyecekler.

Komisyon’un 252 numaralı karar tasarısını dipnot göstererek meseleyi kolaylıkla izah edebilecekler.

*                  *                       *

Tarihin nasıl yazılması gerektiği sorusu, yüzyıllardan beri hem tarihçilerin hem de felsefecilerin cevap vermeye çalıştıkları, ancak üzerinde henüz bir mutabakata varamadıkları bir sorudur.

Kimisi tarihte yaşanan olayların “hiç dokunulmadan olduğu gibi aktarılması” gerektiğini, tarihin ancak bu şekilde yazılırsa gerçek tarih olacağını söylemiş, kimisi de “tarihte yaşanan bazı olayların bilinmeye değer olmadıklarını, bundan dolayı da tarihçinin, anlatısını inşa ederken olaylar ve olgular arasında seçici olması” gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Kimi düşünürler, tarihin “felsefi bir etkinlik olarak görülüp, felsefe yapılır gibi yazılması” gerektiği üzerinde dururken, kimileri de belgeler çerçevesinde yazılmayan bir tarihin gerçek bir tarih olamayacağından dem vurmuşlardır.

Tüm bunların dışında bir de postmodernist tarih görüşü vardır.

Bu görüşe göre, yazıldığı zaman varlık kazandığına göre, tarih dediğimiz şey bir metinden, yazılmış, inşa edilmiş, “oluşturulmuş” bir anlatıdan ibarettir ve dolayısıyla da bir tür edebiyattır.

Tarih, bir metinden ibaret olduğuna ve metin de dil ile oluşturulduğuna göre, tarihin ana malzemesi dildir ve tarihçi bu dili nasıl işlerse, tarih de öyle olur.

Bundan dolayı da tarih, tarihçinin kurgusundan başka bir şey değildir.

Yani tarihçi sayısı kadar tarih vardır.

“Bu görüşe göre herkesin tarihi kendinedir.” Kimsenin tarihinin kimseye bir şey ifade etmesi gerekmemektedir, zaten herkes kendi tarihini kendisi kurguladığı için “ortak bir tarih üzerinde uzlaşmak ve bu tarih üzerinden birilerini mahkum etmek zorunlu olarak mümkündeğildir.

*                  *                       *

Evet, tarih, tarihçi ve tarihyazımı (historiyografi) ile ilgili yıllardır devam eden birçok tartışma vardır ve bunlar halen de devam etmektedir.

Ancak bu tartışmaların içinde, tarihin, “meclisler, komisyonlar, mahkemeler ya da siyasal partiler” tarafından yazılması gerektiğine dair bir tartışma yoktur. Böyle bir iddiayı ileri süren, savunan ya da gerekli gören herhangi bir tarihçi ya da felsefeci görülmemiştir.

Dolayısıyla, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun aldığı karar gerçekten de bir devrim niteliğindedir!

Tarih felsefesinde ve tarihyazımı felsefesinde yeni bir çığır açmış, yıllardan beri devam eden büyük tartışmaların barış içinde sonuçlanmasına yardımcı olacak olan bilimsel ve objektif bir “tarz” ortaya konulmuştur.

Bu vesile ile bu büyük kararın, dünyanın bütün sosyal bilimler ile ilgili ödüllerini toplamasını en içten dileklerimle diliyor, TÜBİTAK’ın, “insanlığın tarihini değiştirebilecek bir kudrete hâiz olan böyle etkileyici bir kararı” alan meclisin ya da komisyonun bütün üyelerine özel bir sosyal bilimler ödülü ihdas ederek en kısa zamanda kırkı gün kırk gece sürecek bir törenle teslim etmesini bekliyorum.

Ayrıca komisyon üyelerinin resmi törenle karşılanacakları ve hem Türk hem de Ermeni halkının ebedi minnettarlık ve misafirperverliğinin müstesna bir örneği ile birer hafta süreyle Ankara ve Erivan’da misafir edilecekleri bir davetin organize edilmesini talep ediyorum.

Daha sonra da güney sahillerimizde ağırlanmasını istediğim komisyon üyelerine, bunlarla da kalınmayıp, iki ülke arasındaki bu büyük anlaşmazlığı “çözüme kavuşturdukları için” fahri doktora unvanları verilmesini, yeni açılan üniversitelere isimlerinin verilmesini, hatta kendilerine Türkiye ve Ermenistan vatandaşlıkları verilerek yarısının Erivan’a, yarısının da Ankara’ya yerleşmeye ikna edilmelerini Sayın Başbakan’dan rica ediyorum.

Çünkü…

Politik bir aygıt ile tarih yazmayı başarabilen…

Hem uluslar arası diplomasi tarihinde, hem tarihin hem de tarih ve tarihyazımı felsefesinin tarihinde bu derece büyük bir çığırı açmayı başaran bir komisyon, her güzelliği fazlasıyla hak etmektedir.

Komisyonun saygıdeğer üyeleri var olsunlar…

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Ogün Temizyürek
Yorum bir uyarı
Birinin bu genç kardeşimize temsilciler meclisinde tarihte neler olup bittiğine ilişkin bir karar verilmiş olmadığını, o mecliste bulunan herkesin "soykırım" konusunda hemfikir olduğunu ve fakat orada bulunanların bunu bir yasa haline getirmenin siyasal sonuçları konusunda hemfikir olmadıklarını hatırlatması gerekiyor sanırım. O mecliste tarihte neler olup bittiği tartışılmadı. Olanlar olmuştu ama bu olanları bir "yasa"nın konusu haline getirmenin siyasal sonuçları ne olurdu? O mecliste olan herkes "soykırım" yapılmış olduğunu düşünüyor ama kimi meclis üyeleri bunu bir yasal hükme bağlamak için henüz erken olduğunu, konjonktürün uygun olmadığını düşünüyor. İngilizcesi olanlar o mecliste neyin nasıl tartışılmış olduğuna bir baksınlar lütfen.
15 Mart 2010 Pazartesi 15:55
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR