













Pazar gününü iple çekiyorum, sırf pazar yazısı yazmak için. Daha bir yaşanılası geliyor bana hayat pazar günleri. Elimde kitabımla uyuya kalma durumlarını seviyorum. Hangi şiirlerle uyuya kalsam diye düşünüyorum bazen. Bu soruyu en çok pazar günleri seviyorum. Bazen cevabını buluyorum, mesela Ahmet Haşim okurken.
“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta.”
Şair burada ruhundaki karamsarlığı anlatıyor demeden şiirleri okumak. Belki genç arkadaşlarımız en çok bunlardan etkilenerek şiirden uzak duruyorlar, oysa şiir okumak ve onu anlamak ödev olabilir mi? Hangi ödev sevdirirki, bir öğrenciye bir şiiri?
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden”
Öğrencilere bu mükemmel şiirleri zorla öğretmeye, okutmaya çalışıyoruz, onun yerine bir edebiyat hocası kadife sesi ve vurgu dikkatleriyle okusa bu şiiri daha etkileyici ve akılda kalıcı olmaz mı? Benim şiiri sevme nedenlerimin en başında lisedeki edebiyat hocam Ramazan Çeçen gelir. O kadife sesiyle nasılda güzel okurdu şiirleri. Bir derste Can Yücel’in Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim şiirini okudu ve ben o gün bu gün ezberimden çıkarmadım o muhteşem dizeleri.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a,
Bir helalleşmek ister elbet, değil mi, oğluyla
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, can evim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Bütün babalara en başta kendi babama selam olsun.
Ne Olacak Bu IRKCILIK?
):
bende seni seviyorum