Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Harun Gökyiğit
harungokyigit@gmail.com
Pardon Ülke Futbolu mu Dediniz?
21 Ekim 2008 Salı 21:10
Bu sezonda gün geçmiyor ki; ülke futbolumuzun kalitesizliği üzerine birşeyler yazılmasın, ülke futbolumuzun kalitesizliğinden şikayette bulunulmasın.

Avrupa kulüpleri ile yapılan uluslararası maçlar baz alındığında son 4-5 yıldır takım sporlarındaki genel başarısızlık tablosunun özellikle futbolumuzda belirginleştiğini görüyoruz.

Ülkemizin diğer takım spor branşlarındaki başarısızlığının olumsuz sonuçlarını futbolumuz bizzati omuzlarına yüklemiş bulunmakta olduğunu görüyoruz.

Yada şöyle söyleyeyim; futbolumuzdaki olası alınan başarılı birkaç maçlık sonuçların diğer spor branşlarını da olumlu yönde tetikleyeceğini düşünüyoruz.

Oysa bence tam tersi.

Futbolumuz diğer spor dallarımızdaki faaliyetlerin bir bileşkesidir.

Yani diğer spor branşlarındaki başarı veya başarısızlık futbolumuzdaki veya başka takım sporlarındaki durumunu da belirler.

Hemen belirteyim; burada benim başarıdan kastım illa da uluslararası arenada alınan madalyalar değildir. Takım sporlarındaki ülkemizdeki yaygınlığı, yapılabilirliği ve ülkemizin genel spor kültürünün küçük yaşlardan itibaren insanlarımız tarafından özümsenmesi bence esas büyük başarıdır ki; öyle inanıyorum ki, ülkemiz ve insanımız bu alanda kelimenin tam anlamıyla topluca birden nal toplamaktayız.

Çocukluğumuzda sokak aralarında her türlü nesneden devşirdiğimiz çeşit çeşit toplarla başladığımız, bugüne kadar birçoğumuzun yoğunluklu olarak yapabildiği ve ilgilendiği tek spor dalı futbol oldu.

Hal böyle olunca bugün insanımızın spora ilişkin bütün birikimleri de futboldan ibaret olmaya başladı.

Ülkemizde öyle şehirler, öyle kasabalar vardır ki; bütün bir günü bırakın bütün bir hafta boyunca futbolla yatılır futbolla kalkılır.

Bunu elbette insanımıza çok görmüyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu bu mevcut şartlar ve dahilinde açıkçası hiç kimsenin de bunu insanımıza çok görmesini istemiyorum.

Biraz gereğinden fazla kavgalı, gereğinden fazla gürültülü olsa da elinde sonunda ülkemiz insanımızın birçoğunun hayattaki tek eğlencesi futbol ve maalesef yakın bir gelecekte de bu durumun değişeceği gözükmüyor işin doğrusu bu ve görünen köy elbette kılavuz istemez.

Ülkemiz ve insanlarımızın futbolla olan muhasebesini biraz da içeriden irdeleyecek olursam, açıkçası ortaya çıkan manzara beni daha da karamsarlaştırıyor.

Kaldı ki; hayatta çokta karamsar olan, çok sık mızmızlanıp mızıkçılık yapan, girdiği mücadeleyi yarıda bırakan, aklınıza gelebilecek herhangibi bir iş karşısında pes eden ve herşeyi oluruna ve akışına bırakıp teslimiyeti kabul edip bunu içine sindirebilen bir insan olmama rağmen ister istemez bu konuda içimin karamsarlaştığı anlar olmuyor değil.

Ülkemiz ve insanımızın futbol birikimi 3+1 diye bellediğimiz kulüplerimiz üzerinde yürümekte, hatta daha doğrusu aslında yürüyememekte olduğu kanaatindeyim.

Dünyanın başka kıtalarında buna Avrupa'da dahil futbol tutkunları ve meraklı olan insanlarla yaptığım sohbetlerde, bu futbol tutkunlarının bizde en çok şaşırdıkları durum taraftarı olduğumuz takımın başka bir şehirde olmasıdır. Yani yaşadığımız ve ait olduğumuz şehrin ve semtin takımını tutmuyor oluşumuzdur.

Buda bence birliktelik değil bizzat didişme üzerine kurulu bozuk bir futbol zihniyetinin ve kafa yapısının başlangıcını oluşturmaktadır ki; bu büyüdükçe daha da katmerleşir, çarpık ve doğru olmayan bir bozuk sevgi ilişkisine döner.

Öyle ya! yalan mı yani?

Nice fanatik başka şehir taraftarlarının tuttuğu şehrin takımının, oturduğu, yaşadığı hatta tuttuğu semtin takımının doğru düzgün tek bir maçını bile seyretmeden tartışma ortamlarına daldığını bilirim. Bu ülkemizde çok sık görülüyor zaten, zira burada bu taraftarlar için, bu tarz futbolseverler için asıl önemli olan ille de 3+1 büyüklerden birinin tarafını tutmaktır.

Şimdi ülkemizde sahip olunan bu düşünceden hareketle dört büyük takım dışındaki kulüpler, gerçekte en önemli unsur olan kendi takım taraftarlarından kendi yaşadığı şehrin insanından gerekli desteği hiçbir zaman alamamışlardır.

Stadlarının yarısını bile dolduramayan bu kulüpler ister istemez hiçbir zaman kendilerine büyük hedef koyamazlar. Çünkü bunu gerçekten isteyen taraftara ve şehirde yaşayan gerçekten kentli olmuş bir insan profiline sahip değillerdir.

Ancak burada sadece olmayan taraftara, olmayan kentliye, olmayan futbolsevere yüklenip bu işin içinden sıyrılamayız elbette.

Süper ligin müdavimi olmuş birçok kulüp yönetimi, özellikle parasızlığı bahane ederek işadamlığından daha olmazsa belediye başkanlığından devşirme yöneticilerle durumlarını kurtarmaya çalışıyor.

Futbolu ne kadar bildikleri bir yana, kulüp yönetmenin gerçekte ne anlama geldiğini en fazla, yönettikleri şirketlerin muhasebe departmanıyla kıyaslayabilen bu kişilerin varlığı hemen hemen ülkemizdeki bütün kulüp yönetimlerinin ortak karekteristik bir özelliğidir.

Dört büyüklerdeki işadamı olan  yöneticilerin üzerlerindeki medya ve taraftar baskısı onları biraz makul davranmaya itebilir ama küçük takımlarda böyle bir baskı mekanizması olmadığı için koca bir şehrin takımı ticari bir şirkete futbolcuları da marabalara dönüşebilir işadamının gözünde yada belediyenin fen işleri birimine indirgenebilir kulüp yönetimi.

Tamam hadi haksızlık etmeyeyim. Geçmiş dönemlerde küçük kulüplerden tek tükte olsa başarılı yöneticilik örnekleri ve başarılı futbol takımları ortaya çıktı bunu elbette kabul ediyorum ama hiçbir zaman bu kulüpler istenilen istikrarlı bir devamlılık gösteren bir başarı çizgisine ulaşamadı.

Bütün bir sezon boyunca dört büyüklerden puan yada puanlar almaya yönelik küçük hedefler daha doğrusu hedefsizlikler, sezon sonunda da büyük kulüplere gol attı diye büyük kulüplere kakalanmak istenen futbolcu satışları evet sonunda olan ve yaşanan hepsi bu  işte.

Bu zihniyetle işte ancak bu kadar yol alabilir ülkemiz futbolu, ülkemizdeki futbol takımı taraftarı, ülkemiz futbolseveri.

Birde son dönemde aslında Avrupa'da atılım yaparız ama 3+1 büyükler dışında ligimizde kaliteli takım yok sersenişi ile iyice büsbütün pasifleştirilen ve iyice beter bom bok edilen şehir takımlarının gerçekten küçülmeleri.

Belki şimdi içinizden bazılarınız işin kolayına kaçıyorsun diyeceksiniz yada öyle yorumlayacaksanız ama ben yine de bütün bu düzendeki çarpıklığın ve sistemdeki kokuşmuşluğun yönetici tayfasına ve profiline yoracağım.

Dönem dönem yükselişe geçmiş iyi futbol oynamış, kadro istikrarı yakalamış o güzelim Anadolu kulüpleri paranın az buçuk ucunu görünce teknik direktörünü bile pazarlıyorlar.

Tamam para önemlidir hele ki kulüplerin yokluk yıllarında. Ancak başarı daha çok değerli değil midir peki? başarı ne zamandan beri paradan daha değerli olmaya başladı? bunu anlamak mümkün değil.

Bu konuda hemen aklıma Gaziantepspor'un müthiş bir atılımıyla ligi alt üst ettiği ve bir iki sezon sonrasında da bütün takımı İstanbul'un namıyla meşhur üç büyüklerine adeta meze yaptığı ve sıradan futbol tutkunlarımızın bile Gaziantepspor'un bu durumuna nasıl ahlayıp vahladığı gerçeği gözümün önüne geliyor.

Çok değil 7-8 yıl önce Gençlerbirliği ligi sallamıştı. Sonrasında ne olmuştu peki? ligde bizi salladı bahanesiyle bütün takım haraç mezat satılmış ve o güzelim kadro dağıtılmıştı.

Olacak iş değil, inanılacak gibi değil doğrusu.

Eğer bugün teknik direktör Sn. Ersun Yanal'da dahil o Gençlerbirliği kadrosu korunsa idi bugün 2008 yılında Gençlerbirliği hem yeni bir şampiyon olan  takım olmayı başarırdı hemde Türkiye Gençlerbirliği gerçeği ve mücizesiyle yüzleşmek durumunda kalırdı.

Sadece bununla da kalınmaz değil öyle Avrupa futbolu dünya futbolu yeni bir takımın, yeni bir büyük kulübün ortaya çıkışına tanık olurdu.

Dünya futbol tarihi yeni bir büyük takımın ortaya çıkışına tanıklık ederdi.

Buna en son örneklerden biride Denizlispor değil mi? tam Türkiye Denizlispor'un ortaya çıkışını alkışlayacakken bütün takımı Denizlili yöneticiler kusura bakmasın ama takımı adeta balık tezgahına çevirip dağıtması ülkemizdeki yönetim ve yönetici çarpıklığının ürünü değilse nedir peki allahaşkına? birisi bana bunun izahını yapabilir mi?

İsim vermeyeceğim benim şahışlara özel bir alıp veremediğim, şahışlara özel kasıtlı ve art niyetli bir davranışım yok, böyle birşey olamaz da zaten. Ancak benim önerim bazı Anadolu kulüplerimizdeki yöneticilerin ve başkanların istifa edip kendilerini de geri plana çekmeleri gerektiğini düşünüyorum. En azından kendi kulüplerinin önünü açmak için bunu yapmaları gerektiğine inanıyorum.

Ülkemiz futbolundaki bu bozuk düzendeki ve kokuşmuş sistemdeki mevcut yönetici profili artık tarihe karışmalıdır. Paralı yöneticiler ve başkanlar artık paraları ile birlikte sahne arkasında kalmalıdır.

Birde bu işin teknik direktörlük yanı var ki; bu büsbütün vahim.

Hadi mevcut yönetici profili veya yönetici tayfası işadamı sorumsuzluğunda der bu durumu geçiştirelim isterseniz. Ama ya birde büsbütün futbolun içersinden gelen, herşeyiyle futbol aleminin birer güzide evladı olmuş bu futbol aktörlerine ne demeli peki?

Binbir özveri ile adeta yoktan var ettikleri takımları tam istikrarı yakalamışken, tam düzenli ve derli toplu bir kadro kurmuşken, birde bakıyorsunuz ki; büyüklerden birine gidivermişler. Takımlarına acımayan bu zihniyete bari kendilerine acımalarını tavsiye ederim.

Bu duruma en son örnekler Sn. Rıza Çalımbay ve Sn. Ertuğrul Sağlam değil mi? Sn. Ersun Yanal'ın Trabzonspor dışında çalıştırdığı takımlarda her sezon ortasında yaşadığı bir travma değil mi? Sn. Ziya Doğan'ın yaşadığı bir travma değil mi?

Ve şimdi de gelecek sezonlarda bu travmayı yaşamaya potansiyel olan yeni genç jenerasyon teknik adamlarımızdan Sn. Aykut Kocaman, Sn. Bülent Uygun, Sn. Tolunay Kafkas, Sn. Abdullah Avcı, Sn. İlyas Tüfekçi, Sn. Raşit Çetiner, Sn. Fuat Yaman aynı travmaları yaşamayacak mı zannediyorsunuz?

Pırıl pırıl hem genç hemde kendisini iyi yetiştirmiş bu içimizdeki değerlerimizi futbol sektörünün bildiğimiz o kafatası avcıları olan meşhur şu futbol akbabaları iştahla yemek istemeyecek mi zannediyorsunuz?

Futbolumuzdaki bu kokuşmuş sisteme ve bu bozuk çarpık düzene rağmen hala bu değerlerimiz ayakta yıkılmadan dimdik kalabiliyorlarsa ben bu değerlerimizi elim kızarıp yara bere içinde kalana kadar alkışlarım arkadaş.

Birde potansiyeli olup da senelerdir kendilerine büyük takımların emanet edilmediği yeni genç jenerasyonun bir altında olan orta jenerasyon dediğim teknik adamlarımız var.

En başta Sn. Yılmaz Vural, sonra Sakıp Özberk, Sn. Hikmet Karaman, Sn. Bülent Ünder, Sn. Samet Aybaba, Sn. Giray Bulak, Sn. Güvenç Kurtar, ve daha ismini sayamadığım birçok değerlerimiz hala senelerdir umutla, inatla ve sabırla kendilerine güvenilip İstanbul'un namıyla meşhur üç büyüklerinde görev verilmesini bekliyorlar.

Birde İstanbul'un üç büyük namlı kulübünde kendi camiasının içersinde kısa bir dönem görev yapıp ayrılanlar var. En başta yine orta jenerasyondan Sn. Rasim Kara'yı buna örnek verebilirim, genç jenerasyondan Sn. Rıdvan Dilmen, Sn. Turan Sofuoğlu ve teknik direktör yardımcı  olarak dahi görev yapmış olsa Sn. Ümit Davala buna bir örnektir.

Jübilesi dahi yapılmayan, anlamsız zıtlaşmalarla bir anda kendi doğduğu kulübünün kimi kendini bilmez insanları tarafından kapı dışarı edilen Sn. Bülent Korkmaz'a neden bugün G.Saray'da görev verilmez?

Türk futbolunda bir döneme damgasını vurmuş, bugün dahi sarı kırmızılı formayı giydirseniz biraz kilo verip aynı antremanları iki üç ay yapsa iddia ediyorum sezon sonunda 40 gol atarak yeni bir rekor kıracağına inandığım ve düşündüğüm bir Sn. Tanju Çolak neden bir takım çalıştırmaz? neden G.Saray'ın alt yapısında bir görev ve sorumluluk verilmez?

Sn. Hakan Ünsal'lı dönemi çıkarırsak G.Saray ondan sonra defansın sol kanatında oyuncu görmediği dediğim bir Sn. Semih Yuvakuran neden takım çalıştırmaz?

F.Bahçe alt yapısında yetişen Sn. Müjdat Yetkiner'e neden F.Bahçe'nin alt yapısında bir görev verilmez? Yada bu soruyu değiştirelim F.Bahçe Aragones'e emanet edildiği gibi kendi öz değerlerine neden emanet edilmez?

Kimbilir belki de adları iç'li yada kov'lu olmadığı içindir. Yada kendi ülkemizin değerleri oldukları içindir.

Yoksa şimdi birileri çıkıp bu değerlerimizin yetersiz olduklarını iddia etmeye kalkışmasın buna ağzımla değil kıçımla bile gülerim.

Bunu iddia emeye kalkışanlarla veya söyleyenlerle futbolu konuşmam bile.

Çünkü bu tiplerle futbol  konuşulmaz bile.

Futbol futbolu bilenlerle ve futbolu anlayan insanlarla konuşulur o zaman işte futbolu konuşmak, futbol muhabbetleri yapmak o kadar zevkli, o kadar keyifli ve neşeli olur ki; o zaman değmeyin keyfime, değmeyin insanın keyfine.

Ülkemiz futbolu; futbolcusu, idarecisi, taraftarı, yazılı ve görsel medyası ile topyekün bir yarım yamalak bir profesyonelleşme ile adeta cebelleşmektedir.

Ülkemiz futbolunda bugün doğru düzgün sağlıklı bir amatörleşme süreci dahi yaşanmamaktadır ki; nerde kaldı ki sağlıklı bir profesyonelleşmeden söz edilebilinsin.

Ve bana sorarsanız artık bu saatten sonra dört büyükler diye birşey yok. Sadece 14 tane küçük var ve şampiyonlukları esas belirleyici olanlarda bu 14 tane küçüklerdir.

Tüm bu olup bitenlerden sonrada; her hafta sonu televizyon ekranlarında yapılan futbol muhabbetleri ve demeçleri; ya hakemlerin kötü yönetimleri, adil bir maç yönetmedikleri yönünde oluyor.

Her yönetici önüne uzatılan mikrofonlara kendi tribündeki taraftarına şirin gözükebilmek için maç sonrası hakeme veryansın edip duruyor; yok penaltımız verilmedi, yok karşı tarafa çok müsamaha gösterildi, yok kart cezaları adil değildi diye.

Ya teknik direktörü çıkar; maç sonrası demeç verir, oynanan oyunun hakkı bu sonuç değildi, yada bugünkü kötü oyundan futbolcular suçlu, bir metreden gol kaçırılırsa ben mi çıkıp gol atayım diye kendi paçasını kurtarmaya çalışır.

Yada futbolcusu da çıkar; biz elimizden geleni yaptık, ne yapalım olmayınca olmuyor işte, takım oyununda eksikliklerimiz var, bazı sorunlarımız var bunlar futbolumuza da ister istemez saha içersinde yansıyor, böyle olmasını bizde istemeyiz çünkü bu işten ekmek yiyen bizleriz, taraftarlarımızdan özür diliyoruz artık önümüzdeki maça bakıyoruz diye açıklamalar yapar.

Ve tüm bunların sonunda da televizyona çıkan yorumcular; bu hafta takım şöyleydi, böyleydi diye maç analizlerinde bulunur.

Gazetelerin spor sayfalarında pardon futbol sayfalarında futbol yazarları köşesinden sallayıp durur; bu İbrahim Üzülmez'in Beşiktaş'da yeri yok, ne zamandır oynuyor hala orta yapmasını bilmiyor ne zaman Beşiktaş'ta doğru düzgün orta yapmaya başlayacak? bu Gökhan Zan camdan oyuncu çok çabuk sakatlanıyor çabuk sakatlanan bir oyuncunun ne işi var Beşiktaş'ta?

F.Bahçe'de Semih mutlaka oynamalı, Semih Şentürk ne zaman artık nöbetçi golcülükten esas gölcülüye terfi edecek? Kaleci Volkan Demirel kaleyi korumakta yetersiz kalıyor, ne zaman gol yemeden maç tamamlayacak?

G.Saray'da Sabri çok koşuyor ama bal yapmayan arı gibi doğru düzgün orta yapmasını bilmiyor, çektiği şutlar kaleyi değil tribünleri buluyor, Hasan Şaş çok sık sakatlanıyor artık yaşlandı ona artık jübile lazım, Ümit Karan iyi hoş ama çok hoyrat bir golcü, fazla esnetik gol vuruşu meraklısı.

Trabzonspor içinde, Trabzon 23 tane yeni oyuncu transfer etti, bunların birbirine kaynaşıp tam bir takım olmaları zaman alır, bu sezon Trabzonspor şampiyon olamaz, bu sezon alışma dönemlerini yaşıyorlar seneye bir iki güçlü bir takviye ile şampiyonluğa oynarlar.

Diye diye bunlar yazılıp çizilir ve söylenir. Ve bizlerde bunları okuruz, dinleriz ve seyrederiz.

Ve bizde böyle zihniyeti bozuk bir futbol ortamında, düzenin bu kadar çarpık olduğu ve sistemin bu kadar kokuşmuş olduğu bir ortamda futbolu yazar, futbolu konuşuruz.

Öyle mi?

Sizce acaba hakikaten biz ülkemizde gerçekten futbolu konuşuyor muyuz? Gerçekten futbolu yazıp çiziyor muyuz? Ve en önemlisi gerçekten futbolu seviyor muyuz ki?

***

Evet bir haftayı daha geride bıraktık, bu haftanın sürpriz neticelerinden biri de G.Saray-Trabzonspor derbi karşılaşmasında yaşandı.

Hafta arası bir takım sıkıntılar yaşayan ve teknik direktörü moralsiz ve yanlız bırakılan tamamen dağınık bir görüntü sergileyen G.Saray, Trabzonspor karşısında kendi sahasında ve kendi seyircisinin önünde maçın büyük bir bölümünde kontra atak futbolu oynayarak ilki tamamen Arda Turan'nın kişisel becerisi ile atmış olduğu bir gol ve ikincisi tamamen tesadüf ve elle atılmış bir karambol golü, üçüncüsü ise çok güzel ve son derece akıllı bir çıkış, pas ve vuruş ile tamamlanan 3 gol ile yenmeyi başardı.

Derbilerde favori olan taraf kaybeder denirdi maçın kağıt üstündeki favorisi olan Trabzonspor beklenilen futbolu oynayamadı ve ilk yarının ilk 15 dakika hariç kötü bir futbol sergiledi.

Trabzonspor biraz derli toplu biraz arzulu, istekli ve dikkatli oynasa aslında bu maçın skoru 3-3 sona ermesi mümkündü ancak Trabzonspor sahada anlamsız bir şekilde durgun bir oyun sergiledi.

Şunu söylemeliyim G.Saray maçı 3-0 kazandı diye G.Saray'ın çok süper ve ezici bir top oynadığını kimse zannetmesin çünkü G.Saray'da öyle skora yansıyan 3-0 neticesinin karşılığı olan öyle ahım şahım bir futbol ortaya koymadı. Şahsen bugüne kadar seyrettiğim en zevksiz, heyecansız, durgun ve kötü futbol oynanan G.Saray-Trabzonspor maçlarından birini seyrettim.

G.Saray ve Trabzonspor'un çok zevkli, heyecanlı ve futbol dolu güzel maçlarını seyretmiş bir insan olarak bu oynanan maçı beğendiğimi söyleyemem.

G.Saraylılar bu maçta çok süper bir top oynadıklarını filan iddia edip böyle düşünmesinler çünkü 3-0 skor olarak iyi bir skor ancak G.Saray'ın oynadığı oyun o 3-0 skorun karşılığı değil. Bu skora kanıp G.Saray sakın ola aldanmasın bu aldatıcı bir skor, bu skora kanıp eğer önümüzdeki haftalarda da Trabzonspor karşısındaki aynı futbolu oynarlarsa karşılarında futbol oynamak isteyen bir takım karşısında darmadağın olurlar benden bir dost uyarısı.


Özellikle eleştireceğim yada yorumda bulunacağım bir oyuncu yok. Sadece bir çift lafı Trabzonspor kaleci Tolga için birşeyler söylemek istiyorum.

Güzel kardeşim A milli takıma bile çağrılıyorsun ama bakıyorum her maçta maşallah ortalama iki golden aşağıya gol yemiyorsun. 1.94 boyunda uzun boylu bir kaleci olmana rağmen hava toplarında çok üst düzeyde başarılı olman gerekirken hava toplarında boyunla doğru orantılı olmayacak bir şekilde inanılmaz bir zafiyet gösteriyorsun. Her yediğin golden sonra çabuk demoralize oluyorsun, suratına baktığımda kaleyi tam kaplayamayan küçük bir çocuk görüyorum. Sanki işte mahallede top oynanır ya bunu da arkaya kaleye geçirdik işte Trabzon'un kalesini korusun diye bir görüntü sergiliyorsun.

Hayır kaleci böyle olmaz, Trabzonspor'un ve şampiyonluğa oynayan bir takımın kalecisi böyle olmaz, olamaz.

Kaleci dediğin kalede duruşuyla forvet oyuncularını biraz olsun korkutur, çekindirir. Vallahi açıkçası televizyondan bile maçı seyrettiğim zaman şimdi sahaya girsem bu yaşımla Tolga'ya ben bile çok rahat gol atarım hissine kapılıyorum.

Kaleci dediğin deli dolu olur, çılgın olur. Bir kaleci nasıl mı deli olur? nasıl mı çılgın olur?

Bak Peter Schmeichel'a, bak Toni Schumacher'e, bak Jean Marie Paff'a, bak Hans Van Breukelen'e, bak Zoran Simoviç'e, bak Şenol Güneş'e, bak Rüştü Reçber'e...

Bu kalecilerin oynamış oldukları eski maçlarının kasetlerini bul bir yerlerden otur bu kalecileri seyret, yaptıklarını gözlemle, kalede nasıl durduklarını incele ve antremanlarda buna göre çalış ancak o zaman kendini geliştirebilirsin, ancak o zaman çok iyi bir kaleci olabilirsin.

Herkes Tolga için çok yetenekli bir kaleci diyor ama kimse kusura bakmasın ben o bahsedilen yetenekleri sahada göremiyorum. Tolga'nın kendisine çeki düzen vermesi lazım.

Merak ettiğim Trabzonspor Tony Sylva diye bir kaleci almıştı Fransa'dan. Bu kaleci niye oynamaz veya oynatılmaz anlayamıyorum. O zaman eğer oynatılmayacaksa niye yabancı bir kaleci transfer edilir bunu da anlayabilmiş değilim.

Artı Trabzonspor mutlaka Hüseyin'in yerine ileriye hücuma çabuk çıkıp, çabuk paslar dağıtabilecek hücum gücü yüksek bir oyuncunun transferine şiddetle ihtiyacı var.

Hüseyin iyi niyetli bir oyuncu, defansif yönü daha yüksek bir oyuncu, iyi de top kesiyor ama kapasitesi sınırlı bir oyuncu, bütün lig maratonunu tek başına kaldıracak düzeyde bir oyuncu değil, değişerek oynatılırsa daha başarılı maçlar çıkarabilecek bir oyuncu.

Trabzonspor'un mutlaka Hüseyin'e alternatif bir oyuncuyu transfer etmesi lazım burada bu mevkide büyük bir eksiklikleri var kanaatindeyim.

Kocaelispor-F.Bahçe maçında F.Bahçe zorda olsa Kocaeli deplasmanından üç puanla dönmesini bildi. F.Bahçe için zor bir maç oldu ilk yarıda değil ancak özellikle ikinci yarıda F.Bahçe'nin oynadığı oyunu daha çok beğendim.

Kocaelispor kadrosu sınırlı olan bir takım ve açıkçası bu ligin en zayıf kadrosuna sahip olan bir takım F.Bahçe karşısında direnebildikleri kadar bir oyun oynadılar.
 
Sn. Yılmaz Vural hocanın bu sezon işi zor, bu Kocaelispor'un toparlanması için bence hem devre arasında mutlaka iyi takviyelere ve zamana ihtiyaçları var.

Gençlerbirliği-Beşiktaş maçı ise Beşiktaş maçtan önce düşündüğüm gibi çok rahat bir şekilde maçı kazandı. Keçiboynuzu tadında ilk 20 dakikalık güzel futboluyla Beşiktaş çok erken 3 gol buldu ve bu golleri bulduktan sonrada maçı durağanlaştırarak 3 puanı almasını bildi.
 
Beşiktaş'ta Sn. Mustafa Denizli'nin elinin değdiği belli ilk 20 dakikalık futbola baktığımızda bunu çok net bir şekilde görebiliyoruz ancak Sn. Denizli'nin de zamana ihtiyacı var, kafasındaki Beşiktaş'ı yaratabilmek için zaman tanımak lazım.
 
Beşiktaş için şu dönemde asıl önemli olan 5-6 maç boyunca seri galibiyetler alıp bu çıkış trrendini sürdürmek olması gerekir diye düşünüyorum.

Sn. Mustafa Denizli'ye oynatacağı futbolu tam anlamıyla görebilmek için iki aylık bir zaman tanınması gerektiğine inanıyorum. Tahmin ediyorum iki ay sonra farklı bir Beşiktaş seyredebileceğiz.

Bu hafta güzel maçlar oynanacağını tahmin ediyorum. Özellikle Beşiktaş-Sivasspor, F.Bahçe-Bursaspor ve Trabzonspor-Gaziantep karşılaşmaları futbol açısından zevkli ve doyurucu maçlar olabileceğini düşünüyorum.

Beşiktaş-Sivaspor maçı gerçekten ortada bir maç hani üç ihtimalli bir maç denir ya işte öyle maçlardan biri ancak benim tahminim Beşiktaş teknik direktör tecrübesiyle ve farkıyla zorlanacağı bu maçtan üç puanla ayrılan taraf olur diye inanıyorum.

F.Bahçe-Bursaspor maçı ise buda F.Bahçe açısından zor bir maç olacak, Bursaspor iyi bir takım ve başlarında Sn. Samet Aybaba gibi kıymetli bir yerli teknik adamımız var.

Bu maç için birşey söyleyemiyorum F.Bahçe kötü bir futbol oynuyor ancak burada F.Bahçe'den çok Bursaspor'un nasıl oynayacağı önemli, Bursaspor'un oyununu görmeden bu maç için bir tahminde bulunmak zor, Bursaspor'un oynayacağı ilk 10-15 dakikasını görürsem o zaman bu maçın nasıl neticeleceğini söyleyebilirim.

Trabzonspor-Gaziantepspor maçı için bu haftanın futbol olarak en doyurucu maçlarından biri olacağını düşünüyorum. Trabzonspor geçtiğimiz hafta G.Saray'a farklı bir skorla ve kötü bir futbol oynayarak kaybetti.

Bu hafta kendi seyircisinin önünde bu yenilgiyi taraftarına unutturmak mecburiyetinde bunun içinde Gaziantepspor maçını mutlaka kazanmak zorunda üstelik kazanırken de güzel futbol oynamak zorunda, bu yüzden ben Trabzonspor'un bu maçı en az 2 farklı galip gelerek maçı kazanacağını düşünüyorum.


Eskisehir-G.Saray maçı ise G.Saray'ın zorlanmadan bu maçı kolay kazanabileceğini düşünüyorum çünkü Eskişehirspor ile G.Saray arasında kadro açısından bayağı bir ciddi siklet farkı var.

Eskişehirspor'un zayıf ve mütevazi bir kadrosu var bu sezon esas önemli olan Eskişehirspor için ligde kalmak olmalı diye düşünüyorum ondan sonraki sezon Eskişehirspor orta sıralara daha sonrada yapacağı takviyelerle üst sıralara oynayabilir düşüncesindeyim. Ama bu sezon için Eskişehirspor'un esas hedefinin yıllar sonra yeni çıktığı ligde kalmak olarak belirlemesi gerekir diye düşünüyorum.

Evet bu haftada benden bu kadar, ne demiş bilge kişi; Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl islah edilebilir; akıl islah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir; aile yapısı düzeldiğinde ancak devlet düzen içersinde yönetilebilir.

Kalın sağlıcakla.










Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR