













Birbirinden farklı dünya görüşleri olmasına rağmen kendi aralarında ortak bir payda yaratarak, Büyük Felaket’in [Büyük Felaket, Ermenilerin 1915 olaylarını romantize ederek kavramsallaştırdıkları bir tabirdir] sorumluluğunu omuzlarına alıp Ermenilerden özür dileyen birçok liberal aydınımızın neden bu tür bir davranış psikolojisi içine girdikleri, anlaşılan o ki, daha çok tartışılacak. Kimileri bu aydınlarımıza hak verecek ve yayınladıkları bildiriye imza koyacak, kimileri de onları yerin dibine batırarak kontr-bildirilere imza atacak.
Kamuoyu tarafından ciddi bir biçimde takip edilen aydınların, liberal, demokratik ve özgürlükçü eğilimlere sahip olan, bu eğilimlerini her fırsatta da açıkça sergilemekten çekinmeyen bu cesur insanların, bütün tepkileri göze alarak bu tür bir bildiriye imza atmış olmalarının mantığını kavramak için, özür düşüncesinin fikir babalığını yapan insanların argümanlarını anlamaya çalışmak gerekir. Aksi halde, neden bir özür dileme ihtiyacı duyulduğunu ve bu özür dileme eylemi ile neyin amaçlandığını anlamakta başarısız oluruz.
Hareketin başını çekenlerden biri olan ünlü akademisyen Baskın Oran’ın 14 Aralık 2008 tarihli Radikal İki’de yayınlanan Verdiğimiz Huzursuzluk İçin Özür Dileriz başlıklı yazısındaki kilit bir cümle, özür dileme eyleminin savunulması noktasındaki temel (ve tuhaf) argümanı ortaya koyuyor: Osmanlı’nın alfabesini bile reddeden bu ülke, Osmanlı’nın bu en büyük günahına sahip çıkmasın artık. Yetti.
Baskın Oran gibi güçlü bir entelektüelin böyle tuhaf ve yetersiz bir mantık örgüsü kurmasındaki şaşırtıcılığı bir tarafa bırakırsak, ilk etapta, bir suçun işlenildiğine inanılmakta olduğu gözümüze çarpar. Bu zaviyeden bakıldığında, özür bildirisine imza atan aydınlarımızın erdemli bir girişim içinde olduklarını söylemek bile mümkün olabilir. Sonuçta burada iyi niyetli bir sorumluluk üstlenme isteği vardır ve işlenmiş olduğuna inanılan suçun bedeli olarak da bu suçun mağdurlarından özür dilemenin hiçbir olumsuz bir yanı yoktur, hatta tavsiye edilmesi ve desteklenmesi gereken bir eylem olarak orta çıkar özür…
Gelgelelim…
Şu ya da bu kişiden veya toplumdan özür dilemenin anlamı, yapılmış olan bir hatadan duyulan pişmanlığı dile getirmesinden ve bir daha böyle bir densizlik etmeyeceğim, sözü vermekte olmasından kaynaklanır. Ortada bir suç yoksa bile, yanlış yaptığını düşünerek özür dilemek erdemli bir davranıştır. İnsanoğlunun tevazusunu göstermesinin yanında karşı taraf ile anlaşması ve tarafların birbirlerini anlaması noktasında son derece etkili ve yararlı bir iyi insan özelliği olduğunu bilmeyen yoktur. Fakat bu durum, bireysel bir çerçeveye sahiptir. Kişi, bu tür bir yaklaşımı, eğer başka insanları da töhmet altında bırakacaksa ve onları, özür dilemedikleri için aslında suçlu olmadıkları halde suçlu durumuna getirecekse sergileyemez. Yanlıştır. Çünkü bir taraftan gönül alınırken, diğer taraftan da gönül kırılır ve düşmanlar kazanılır.
Ermenilerden özür dileyen aydınlarımızın yapmakta oldukları hatanın kökleri, onların özür dilemelerinde değil, özür dilemek için tanımlama girişiminde bulundukları ve mutlak bir biçimde hüküm verdikleri suçun ve suçluluğun kabulü noktasındadır. Çünkü faili kitlesel olan bir suçun bireysel bazda üstlenilmesi mümkün değildir. Türkler soykırım yapmışlardır ve ben bundan dolayı, söz konusu soykırımın mağdurları olan Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum, önermesi doğru bir önerme değildir ve bünyesinde, dehşetengiz bir kitlesel itham barındırmaktadır. Bundan dolayı, sözü edilen kampanyaya çanak tutanların (iyi niyetli olduklarına inanan biri olarak) milletimize yapmış oldukları soykırım suçlamasından dolayı milletimizden özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum. Benim suçlu olduğuma karar veren birisinin benim adıma özür dilemesini onur kırıcı olarak buluyorum.
Son olarak şunu da söylemeden geçemeyeceğim:
Baskın Hoca’nın, yukarında sözünü etmiş olduğum yazısı, son derece açık ve ürkütücü bir paradoks içermektedir. Ne yazıyordu Sayın Oran: “Osmanlı’nın alfabesini bile reddeden bu ülke, Osmanlı’nın bu en büyük günahına sahip çıkmasın artık. Yetti.” İyi de değerli hocam, Osmanlı’nın bu en büyük günahına bu ülke sahip çıkmıyor ki! Aksine reddediyor böyle bir günahı… Bana kalırsa, Osmanlı’nın bu en büyük günahına sahip çıkan ortada özür dilenmesi gereken bir eylem olduğu düşüncesiyle özür dileyen sizlersiniz.
yuhh
YAZIKKKK !...
SENİNDE FARKIN YOK