













Ülkemizde basına olan baskı yıllardır süregelen bir durumdur aslında. Baskı yöntemi değişti sadece. Kimi zaman bombayla susturulmak istenen özgür düşünce, kimi zaman fiziksel ve psikolojik işkenceyle, düşüncenin suç sayılmasıyla bastırılmaya çalışıldı.
Son yıllarda faili meçhul olmaktan çıkan bu baskı düzeni artık alenen, sözle, tehditle yapılır oldu. Özellikle son günlerde o kadar haddini aştı ki; medya patronlarına resmen ‘’ alehimizde yazan köşe yazarlarınızı susturun’’ talimatı verildi…
Emin Çölaşan’ın Doğan Grubu’ndaki yıllar süren görevine son verilmesi bu günlerin en önemli sinyaliydi aslında. Sonra Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay ergenekon davasından alınıp, susturulmaya çalışıldı. En son da dokuz köyün doğrucusu Bekir Coşkun Onuncu Köy’ünden de kovuldu. Tabi bunlar ses getiren, herkesin bildiği durumlar. Bir de bunların bilinmeyenleri vardır. Neyse…
Yani hükümeti eleştiren ya terör örgütü mensubu ilan edildi yıllarca, ya vatan haini ya da darbeci…
Bir zamanlar tesadüfen bir yerlerde okuduğum bir söze çok fazla hak verir oldum artık: Heykeli hastaneye, kendisi hapishaneye koyulan bir ülkede düşünen insan nasıl yetişsin… Aslında yetişir. Yetişir ama düşünebilmenin suç sayılmadığı, toplumu bilinçlendirmenin en önemli temsilcilerinden gazeteci – yazarların sesini kısmaya çalışan düşünemeyenlerin olmadığı yerde pek ala yetişir…
Tüm bunlara bakarak özgür basın tanımlaması değişmiş;
‘’özgür ise basın, bastırın’’ olmuştur. Ve yeni deyim katıldı deyimlerimize:
BASKI
(n)da
BAS
(k)
IN
da
BAS
(bak)
ANIN
’dır…
dewam
en güzel özet
Türkiye'nin gerçeği...