













OSMANLI RÜYASI
Başbakanın Davos zirvesindeki, İsrail Devlet başkanına vermiş olduğu tepkiden sonra bazı kesimde “Osmanlı Rüyası” tekrar canlandı. Arap dünyasında, büyük bir heyecan meydana geldi. Yürüyüşler, gösteriler yapıldı. Türk bayrakları Arap sokaklarında Filistin bayraklarıyla dalgalandırıldı.
Osmanlı; büyük bir imparatorluk, dört kıtaya hükmetmiş bir devlet; döneminde, tek söz sahibi, kükremiş bir aslandı.
Peki biz nasıl Osmanlı olacağız? Bunu dillendirenler yanıtını biliyor mu? Gerçekleşme ihtimali yüzde kaç? Daha birçok soru sıralanabilir.
Her geçen gün dış borç açığı katlanarak büyüyen, işsizler ordusuna binleri katılan, enflasyon rakamları çift haneden inmeyen, yoksulluk ve yolsuzluk sıralamasında hep en önde, demokrasinin yeşermediği, ağır sanayinin, teknolojinin ülkemize girmediği; ABD’ye göbekten bağlı bir ülkenin nasıl bir Osmanlı olacağı sanırım biraz düşünülmesi gerekir.
Ülkenin büyüklüğü, her alandaki gücü ile ölçülür. Toprak ve nüfus büyüklüğü; teknoloji ve sanayi ile desteklenmeyince bir anlam ifade etmez.
Çin, Rus, Hindistan; her alanda güçlü ve zengin ülkeler. Hem nüfus olarak büyük, hem de her alanda güçlü devletler. Toprakları küçük, insan sayıları az ama güçlü ve zengin devletlerde var. Temel olan, siyasi, askeri ve ekonomik anlamda güçlü olmaktır.
Osmanlı özlemi, yukarıdaki kriterler düşünüldüğünde boş bir hayal olarak, rüyaları süslemekten öteye gitmeyecektir. Ülkemiz, her alanda sıkıntılar yaşamakta, sosyal patlamaların eşiğine doğru gelmektedir. Böyle bir süreçte Osmanlı Rüyaları görmek, duygusal toplum olan bizlerin gaza getirilmesinden başka bir şey değildir.
Türk Cumhuriyetleri, Orta doğu ile birleşip tek ülke olsak ne anlam ifade eder; dışa bağımlı, borç alan, ithal eden, üretmeyen, ağır sanayi kuramayan, demokrasiyi yeşertip, geliştiremeyen; borç batağında boğulan; bilimde, sanatta, teknolojide sınıfta kalan bir ülke olduktan sonra.
Osmanlı’nın hayallerini kuranlar birde bu pencereden bakmalıdırlar. Hayal kurmak, rüyasını görmek, birkaç altı boş sözlerle şaha kalkmakla bir sonuca varılamıyor.
En önemlisi de; ülkede yaşayan halkların milli gelirden aldığı paydır. Bunun yanında sendikalaşma, demokratikleşme oranının yükselmesidir. Temel olan halkların yaşam seviyesinin yüksekliğidir.
Ülke dışa bağımlılıktan biran önce kurtulmanın yollarını aramalı, bağımsız bir ülke olmalıdır. Milli menfaatlerini temel almalı, halkın yaşam standartları yükseltilmelidir.
Süper güçler; her gün yeni bir teknolojik buluşla rakibini geride bırakmanın hesabını yapıyor. Askeri alanda en iyi saldırı ve savunma silahını üretmeye çalışıyor.
İran, neden ABD’nin hedefinde? Ya Venezüella! Küba! Kuzey Kore! Onların sucu ne? İsrail Ortadoğu’da onca katliamı yaparken neden hiçbir ülkeden tepki konmuyor?
Duygularla hareket eden toplumlar gerçekleri göremez, bir şeyleri başaramazlar. Boş hayallerle avutulur dururlar. Oysaki diyalektik gerçeklik tüm çıplaklığı ile ortadadır.
Görmesini bilene…
