Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Ortadoğu’da olmakta olana dâir
07 Şubat 2011 Pazartesi 09:00

Tunus’ta üniversite mezunu işsiz bir gencin kendisini yakmasıyla başlayarak rejimin sonunu getiren, “domino etkisi” yaratarak birçok Ortadoğu ülkesinde kısa vadede önemli siyasal gelişme-değişmelere neden olan ve Ortadoğu’nun en büyük devletlerinden biri olan Mısır’ın 30 yıldan beri ülkeyi demir yumrukla yöneten güçlü diktatörü Hüsnü Mübarek’i neredeyse tahtından edecek olan (son gelişmeler iktidar ile muhalefet arasında bir uzlaşma olabileceği yönünde) olaylar bütün hızıyla sürüyor.

Sıkılmış yumrukların gökyüzünü dövdüğü geniş meydanlar, özgürlüğe susamış ruhların haykırışlarından fışkıran “özgürlük” isteğini taşıyan sloganlarla inliyor.

“Evet isyan!” diyen sabır taşı çatlamış gönüllerin akın ettiği sokaklarda “artık yeter” nidâları yankılanıyor.  

İnsanlar, on yıllardan beri kendilerini kuşatan otoriter sistem(ler)e isyan ediyorlar.

Kuşatılmışlıklarını yırtıp atıyorlar üzerlerinden, uyuşturulmuş bilinçlerini “daha özgür bir gelecek” rüyasıyla tokatlıyorlar.

Tüm dünyanın gözünü diktiği “Tahrir Meydanı”nda yeni bir dünya kuruluyor, yeni bir kavrayış inşa ediliyor ve yıllar yılı ezilmişliğin doruklarında kelepçeli tutulan “hürriyet,salınıyor binlerce parçaya bölünen, paramparça edilen altın kafesinden…

Beri tarafta…

Türkiye de dâhil olmak üzere, dünyanın birçok yerinden gelişmeleri takip etmekte olanlar, hâliyle, olayları kendi perspektiflerinin izin verdiği ölçüde, görebildikleri mikyasta değerlendiriyorlar.

Ortadoğu’da doğmakta olduğu düşünülen çocuğa “don biçiliyor.”

Birçok kişi, birçok yerde, birçok dilde, birçok başka anlamlar yüklüyor gelişmelere…

Kimisi totaliter rejimlerin son çırpınışlarına şahit olduğumuzu savunuyor, kimisi bireyin devlet karşısındaki zaferine işaret ediyor.

Kimisi toplumsalın organizasyonunun nelere kâdir olabileceğine dikkat çekiyor, kimisi toplumsal yapıyı organize etmede sosyal medyanın ve sanal iletişim kanallarının ne kadar önemli olduğundan dem vuruyor.

Kimisi yüz yıllık bir tarihe sahip olan “Müslüman Kardeşler” hareketinin nihâi zaferini müjdeliyor, kimisi laik orta sınıfların kapıldığı demokrasi özleminin hangi noktalara erişebileceğine “işte” bizzat şahit olduğumuzu belirtiyor.

Söylenenler, olmakta olanı bütünüyle kuşatabilecek, tanımlayabilecek, anlatabilecek ve yansıtabilecek kadar sağlıklı betimlemeler değilse de, belli ölçüde bir gerçeklik projeksiyonuna sahipler.

En nihâyetinde ortada bir durum var ve bu durum “bütün halk kesimleri” tarafından paylaşılan bir durum. Herkes bir yer bulmuş yani kendisine, örneğin “Tahrir Meydanı”nda…

“İsyancılar” (isteyen devrimciler, göstericiler, halk, vatandaşlar, insanlar, eylemciler, direnişçiler, memnuniyetsizler, hoşnutsuzlar vs… de diyebilir) arasında bulunan insanlar arasında sosyal, siyasal, ekonomik, dinsel ve hatta etnik bir “müşterek” olmadığını biliyoruz.

Herkesin elbirliği ettiği bir “siyasal otoriteye reddiye” durumu ile karşı karşıyayız, (fakat yine de unutulmamalı ki) herkesin “hele bir sen git de, sonrası Allah kerîm” cümlesini “motto” edindiği bir pozisyonla…

Dolayısıyla, yapılması gereken şey, Ortadoğu’da olmakta olanlarla ilgili olarak ortaya konulan bütün “yargı” hükümlerinin kuşku odasında beklemeye alınması, “bütün totalizasyon girişimlerinin kayıtsız şartsız” reddedilmesidir.

Örneğin, Mısır’da yaşananları, ülkenin diktatoryal siyasal yapısına hiç işaret etmeden “halkın hükümete karşı öfkesi” şeklinde kodlayıp Türkiye’de de aynı durumun meydana gelmek üzere olduğunu, olması gerektiğini, aksi durumda “bu hükümetin icraatlarının önüne geçilemeyeceğini” iddia edenlerin (böyle sanacak kadar iyi niyetli bir kimse yoktur umarım) savları ciddiye alınmamalıdır.

Örneğin, “Tahrir isyanı”nın Cuma namazından sonra başladığını, “Müslüman Kardeşler” tarafından örgütlenen bir hareket olduğunu ve İran’daki rejime benzer bir rejimle sonuçlanabileceğini ileri sürenlerin “fikirsileri” önemsenmemelidir.

Örneğin, “Müslüman halkın artık uyandığı” Mısır’da “nihâyet İslam devleti kurulacağını” savunanların ve buna inananların temennilerine gülünüp geçilmelidir.

Örneğin, Mısır’da yaşananların, “Devrim’in halk katmanları tarafından üretileceğinin ve devrimsel sürecin yoksul halk kitleleri tarafından tetikleneceğinin yeni bir göstergesi” olduğunu ileri sürenlere hoşgörüyle yaklaşılmalıdır.

Örneğin, “Amerika ve İsrail, Mısır’ı yeniden dizayn ediyor” şeklindeki iddialar pek ciddiye alınmamalıdır.

Örneğin, laik orta sınıfların etkin olduğu dönüşüm sürecinin “Mısır’ın Batılılaşması” ile sonuçlanacağını ileri sürenlere sû-i zân’da bulunulmamalı, iyi niyetlerinden kuşku duyulmayarak haklarında hüsn-ü zân edilmelidir.

Kısacası bütün yargılara kuşku ile bakılmalı, bütün tanımlamalara “acaba gözlüğü” ile yaklaşılmalıdır.  

Ortadoğu’da “olmakta olan” kuşkusuz büyük bir dönüşümün gerçekleşme sürecidir. Fakat bu, “olacak olan” ile karıştırılmamalıdır, sonuçta “olacak olan” her zaman “olması gereken”e mütekâbil olmayabilir.  

Göründüğü kadarıyla, Mısır özelinde, bölgede totaliter rejimlere karşı bir mutabakat sağlanmıştır, fakat bu rejimlerin tasfiye edilmesinden sonra inşa edilmesi öngörülen rejimler konusunda “toplumsal bir sözleşme”nin var olup olmadığı henüz net değildir.

Dolayısıyla (bölgede olmakta olanın nerelere ulaşabileceğini göz ardı etme hatasına da düşmeden) “Ortadoğu’da şu ya da bu oldu” demek için henüz erkendir.

Sonuç cümlesinin yazılabilmesi için “metnin bütününün” görülmesi, bir başka ifadeyle tamamlanmış olması (sisin kalkması ve tabi mümkünse görünmezin de görünür olması) lazımdır.                      

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR