Oktay Sinanoğlu Kimdir?
03 Mart 2011 Perşembe 22:23
Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı. Gerek bilim dünyası gerekse toplumsal yaşamda isabetli uyarılarıyla ışık olan bir dahi...
1953 yılında Ankara’da TED’in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O
zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe’ydi, takviyeli yabancı dil
dersleri vardı, sonradan kolej oldu. TED tarafından Amerika’ya burslu
Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956 yılında Amerika Birleşik
Devletleri Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Kimya Mühendisliğini
birincilikle bitirdi. 1957’de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT’den
birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Alfred Sloan ödülünü aldı.
1959’da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de; Kuramsal Kimya
Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960
yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde
araştırmalar yaptı. 1961’de hem Harward, hem de Yale’de kendisinin yeni
Nicem (“Kuvantum”)Kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst
düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962 yılında Batının 300 yılda
en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale Üniversitesinde); 1962 yılında
Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu’na
mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör unvanını verdi.
Türkiye’de de kuramsal kimya bölümünü kurdu. Ortadoğu Teknik
Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi. Ama, tabii
olmadı. 1964’de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne Yale
Üniversitesine atandı. 1973’te Almanya’nın en yüksek Aleksander von
Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975’te Japonya’nın
Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975 yılında özel
kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti Profesörü
unvanı verildi. 1976’da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi
olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim
ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin
ilk ve tek Türk üyesidir. Hindistan’ın Devlet Misafiri olarak, Hintli
Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika’da aynı seviyede
Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. 1962’den günümüze dek ilk
TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi ödülünü, 1992’de Bilgi Çağı,
1995’te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü, ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın
Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yıldız Teknik, Yesevi Kazakistan ve benzeri
bir çok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür
Kurumu asli üyesidir. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilim
kuramları, çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye’de de
Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel’e aday
gösterilmiştir.
HAKKINDA YAZILANLAR
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu: Asyalı olmakla övünüyorum
Aydınlık 18 Kasım 2001 SAYI: 748
"11 Eylülden kısa bir süre önce Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan
toplantıda bir konuşma yaptım: "AB sizin olsun. Ben Asyalıyım ve Asyalı
olmakla övünüyorum" dedim. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki beni
ayakta alkışladılar. Çünkü insan tabiatında vardır. Kendine itibarı
olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz, yılışık olursan kimse seni
ciddiye almaz. Kendi kafamızla, kendi gönlümüzle birkaç sene içinde
Avrupa'nın bir numaralı devleti oluruz."
"Türk Aynştaynı" diye bilinen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Ulusal Kanal'da
"Büyüteç" programında Adnan Akfırat'ın konuğu oldu. 26 yaşında ABD'nin
en ünlü Üniversitesi Yale'de profesör ünvanını kazanan, kimya, fizik,
biyoloji alanlarında çok önemli katkıları bulunan Oktay Sinanoğlu, son
yıllarda bütün enerjisini halkı uyandırmaya, kendine güvenmeyi öğretmeye
harcıyor. Prof. Dr. Sinanoğlu, "Büyüteç" programında Atlantik
uygarlığının ekonomik, kültürel ve bilimsel planda çöküşünü anlattı ve
Asyalılığının bilincine varan Türkiye'nin Asya'ya önderlik ederek, ABD
ve Avrupa'daki köleleştirilmiş halkları da kurtarabileceğini belirtti.
Prof. Oktay Sinanoğlu Amerikan işbirlikçilerine de kuvvetli uyarılarda
bulundu.
Arabaşlıklar Aydınlık tarafından konuldu.
"Ben yaptıklarımı önce bu halk için yapmışım, sonra insanlık için
yapmışım. Hiçbir zaman ben profesör olayım, ünüm ortalıkta dolaşsın diye
yapmadım. Hayatımla ilgili kitabı da halkımızın özgüveninin
kazanılmasına katkım olsun diye yaptım. Benim kendime yakıştırdığım en
güzel ünvan garibandır. Bu samimi bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi
olarak vardır. Aşık Veysel ne güzel söylemiş: 'Güzelliğin on para etmez
şu bendeki aşk olmasa."
ADNAN AKFIRAT- 8 Aralık 1996 günlü Aydınlık dergisinde sizinle yapılan
orta sayfa söyleşisinde Amerikan uygarlığının bilim, sanat ve kültür
alanında büyük bir çöküşün içine girdiğini saptıyordunuz. 11 Eylül
saldırısıyla birlikte bu saptama çok daha fazla kabul görmeye başladı.
Atlantik uygarlığı yıldızı hep parlayacak uygarlık olarak tanıtıldı.
Nasıl oldu da bu uygarlık çöktü?
PNOF. DR. OKTAY SİNANOĞLU- 1996'da İşçi Partisi'nin düzenlediği Avrasya
Seçeneği Kurultayı olmuştu. Ben de orada konuşmuştum. O zaman Doğu
ülkelerinden gelenler vardı. Orada şunu söylemiştim: Körfez Savaşı'ndan
sonra baba Bush, "tek güç olarak biz kaldık" diyordu. O kadar büyük
konuşuyorlardı ki, Osmanlı'nın çöküşünü hatırladım Sokullu Mehmet Paşa
zamanında Osmanlı donanması ilk defa büyük bir yenilgiye uğradığında,
devletin başındakiler "Bu millet isterse yeni donanmasının yelkenlerini
atlastan, direklerini som altından yapar" demişlerdi. O laf çöküşün
başlangıcıdır. Şimdi Amerika da böyle çok büyük laflar ediyor. Çöküşünü
örtmeye çalışıyor.
Ama çöküşün başlangıcı daha eskilere gidiyor. 1963 yılında Yale
Üniversitesi'ndeyim, atom fiziğiyle ilgili nicel kuantumla ilgili yeni
kuralları geliştiriyoruz. Bir gün akşam üstü aşağıya ana büroya indim.
Baktım sekreterler garip bir halde. Hayrola dedim. Kenedy'yi vurdular
dediler. O akşam saat 8.30 sularında çıktım sokakta dolaşıyorum. Baktım
Amerika'lılar güle oynaya geziniyor, hiç umurlarında değil. Çok iyi
hatırlıyorum. O gün, "Bugün Amerika'nın çöküşünün birinci günüdür"
dedim. Çünkü o zamana kadar Amerikan halkı kendi devletine güvenirdi. O
gün o güven yıkıldı. Devletin sürekli kendisine yalan söylediğini
anladı. İkinci Dünya Harbi'nde Amerika halkı hiç savaşa girmek
istemezken Pearl Harbour baskını tezgâhlandı. Donanmayı oturan ördek
gibi oraya koydular. Saldırı olacağını kaç gün önceden biliyorlardı.
Körfez Savaşı'nın nasıl tezgâhlandığını herkes biliyor. Yine bir
tertiple katıldığı Vietnam Harbi'nde de Amerika perişan oldu.
KUKLACILIK BİLİMİNİN KURAMI
Buradan Amerikan işbirlikçilerine geçiyorum. Amerika'nın Güney
Vietnam'de birtakım yerli işbirlikçileri vardı. Hiç unutmuyorum: Amerika
oradan kaçarkan bu işbirlikçiler, helikopterlerin tekerlerine
asılıyorlardı. Aman bizi de götürün diye. Bu sahneyi kimse unutmasın!
Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını
yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar.
Böyle deyince, Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler, yerine
başkasını koyar.
Kuklalara ilişkin bir Amerikan televizyonunda izlediğim başka bir olay
daha var: New York'un ara sokakları çöplüktür, bir caddesi en
zenginlerin oturduğu caddedir, bir arka sokağında en sefil insanlar
oturur. New York'ta hangi caddede yürüyeceğini bilmelisin. Bilmezsen
bıçaklanma ihtimalin çok büyüktür. Televizyonda böyle bir cadde
gösteriyor. Orada yaşlı, Asyalı bir adam çöpçülük yapıyordu. Onu
göstererek işte diyor "bu adam Vietnam'da çok büyük mevkide görev yapan
bir adamdı". Bu sahneyi de kimse unutmasın. Bir ülkeyi mevki için
satanlar bilsinler ki önce onlar harcanır.
VİETNAM SAVAŞI ÇÖKÜŞÜ HIZLANDIRDI
Vietnam Harbi'nden sonra özellikle Amerika'da büyük bir ahlaki çöküntü
başladı. Aslında ondan önce Amerikan toplumu mazbut insanlardan
oluşurdu. Televizyonlarda öyle açık saçık filmler göremezdiniz. Zaman
geçtikçe Amerikan televizyonarında ahlak bozucu yayınlar arttı. Toplumun
aile yapısı çöktü, iş ahlakı çöktü. İş yapmadan para kazanma anlayışı
yerleşti. Bu arada Avrupa ekonomisi toparlandı, Asya ekonomisi büyümeye
başladı, Japonya bir atılım yaptı. Daha önce Dünyada bütün teknik
mamüller ilk Amerika'da yapılırdı. Fakat son yıllarda ne alsak başka bir
ülkenin malı çıkıyor. Amerikan ve İngiliz malına kimse itibar etmemeye
başladı.
AKFIRAT- Bahsettiğiniz süreçte yönetici sınıfın da niteliğinin
değiştiğini görüyoruz. Ticaret ve sanayi burjuvazisi kenara itildi,
tekelci burjuvazinin rantçı, mafyalaşmış kesimi yönetimin merkezine
geldi.
SİNANOĞLU- Bu olay Reagan döneminde başladı. Amerika'da da üretim bitti.
Avrasya Seçeneği Konferansı'nda şöyle demiştim: "Amerika iki şey
üretir, biri silah biri film. Ama asıl silah filmdir" dedim. Amerika'nın
içinden çürüdüğünü 1963'den beri anlatıyoruz.
ARTIK BİLİMSEL GELİŞMELERİN MERKEZİ ABD DEĞİL
AKFIRAT- Bilim ve teknolojideki üstünlüğü sürdükçe Amerika'nın yenilmesi
mümkün değildir değerlendirmesi yapılıyor. Gerçekten böyle mi?
SİNANOĞLU- 50 senedir büyük şeyler yaratmış bilim adamlarına bakarsanız
çoğu Amerika'nın yerlisi değildir. Ayrıca Avrupa'da, Japonya'da da
önemli bilimsel çalışmalar var. Son yıllarda Çin'de muazzam bir bilim
atılımı çıktı.
Amerika'daki takım da abartıldığı gibi değildir. Bunlar öyle akıllı
adamlar da değildir. Kaç tanesine doktora yaptırdık. Hepsi şimde
Avrupa'da, Japonya'da profösör. Doktorasını ağzına kaşıkla vere vere
yaptık bu adamların.
KÜRESEL KRALİYETÇİ TAKIM
Amerika yüz boyutlu, önemli çelişmelerin yaşandığı bir yer. Tepede
birkaç milyon insan var. Amerika'yı Amerika yapan bu ekiptir. Geri kalan
270 milyonun çoğu son derece cahil bırakılan insanlar. Amerikan halkı
orada bir çeşit köledir. Üst tabaka ile halk arasındaki uçurum gittikçe
büyüyor. Dünyadaki bir çok ülkenin parasını, kaynaklarını elinde
tutarak, halkları insafsızca fakirleştiren insanlık düşmanı bir takım
var. Ben bunlara yeni dünya düzenci ve "Küresel Kraliyetçi" takım
diyorum. Bunlar sadece birtakım çokuluslu şirketlerle, tröstlerle
sınırlı değil. Bunların ayrı dini, garip inanışları var. "Tek dünya
devleti, tek bayrak" derler ama burda kastedilen bütün ülkelerin
insanların katılımıyla gerçekleşen güzel bir dünya değil. Bu bir iki
milyon insan, birkaç yüz sene önce gizli cemiyetler kurmuş, "dünyayı biz
idare edeceğiz, dünyanın geri kalan insanları insandan bile sayılmaz,
bunları istediğin kadar sömür, ne yaparsan yap" inanışında olan insanlık
düşmanı bir alçak takımdır.
KÜRESEL KRALİYETÇİLERE İSYANLAR BAŞLADI
AKFIRAT- Bu takım, kapitalizmin emperyalist karakter kazandığında ortaya çıkıyor değil mi?
SİNANOĞLU- Kapitalizmi de ortaya çıkaran aynı zihniyettir. Bu yeni dünya
düzeni yeni falan değildir. 11 Eylül'den 10 gün önce Avrupa'da bilim
adamlarının katıldığı bir toplantıdaydım. Birçok ülkeden insanlar kendi
ülkesinde yapılanları anlattı. Mesela Polonya'da son 10 yıldır seçim
kanunları, partiler kanunları falan konmuş. Diyorlar ki bizim seçmiş
gibi göründüğümüz ama aslında bizim seçmediğimiz birtakım adamlar bu
kanunlarla bir yerlere konuyor ve bunlar da hep yeni dünya düzenci
takımın kuyruğu oluyorlar. Bunlar hangi partiden olursa olsun hükümete
gelir gelmez anayasayı değiştirelim, toprakları yabancı devletlere
satalım önerileri getiriyorlar. Tahkimi getiriyorlar, ulusal hukuk
yerine evrensel hukuku getirelim diyorlar. Bizim meslektaşlar ülke elden
gidiyor diye ağlaşıyorlar. Tarımı, hayvancılığı yok ettiler diyorlar.
Biz bunları dinliyoruz ve "Allah Allah biz bunları bir yerden
hatırlıyoruz" diyoruz. Bir İngiliz kadın çıktı İngiliz çiftçisinin
durumunu anlattı. İngiltere'de çiftçinin canına okumuşlar. Topraklarını
birkaç banka gelmiş ellerinden almış. Kadına "200 yıldır Türkiye'de ne
melanet olursa biz İngilizleri suçlardık vay canına size mi yapılıyor"
dedik. Meğerse onlara da yapılıyormuş. Şu ülke bu ülke, şu hükümet bu
hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü özellikle son yıllarda bütün
ülkelerde Küresel Kraliyetçi, onların maşaları, gizli örgüt üyeleri
biryerlere konuyor. Bütün olaylar buradan çıkıyor. Dünyanın parasının
büyük çoğunluğu, gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın şirkete ait.
Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara karşı bütün
dünyada isyanlar başlamıştır.
"Şu ülke bu ülke, şu hükümet bu hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü
özellikle son yıllarda bütün ülkelerde Küresel Kraliyetçiler egemen,
onların maşaları, gizli örgüt üyeleri biryerlere konuyor. Dünyanın
parasının büyük çoğunluğu, gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın
şirkete ait. Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara
karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır."
GÜÇLERİ GİZLİLİKTEN GELİYORDU
AKFIRAT- Fakat Küresel Kraliyetçilerin hesaplarının artık tutmadığını,
büyük amaçlarına ulaşmaktan giderek uzaklaştıklarını da görüyoruz.
SİNANOĞLU- Benim bir kuramım var. Büyük devletlerin asıl gücü
gizlilikten gelir. Burada bir çelişki de ortaya çıkıyor. Gizli
olabilmesi için az sayıda insanın bunu bilmesi lâzım, fakat bir sürü iş
yapman için de birçok insana ihtiyacın var. Kadroyu genişlettikçe
gizlilik azalır. O zaman şöyle yaparsın: Önüne gizli bir cemiyet
kurarsın, onun önüne biraz daha az gizlisini kurarsın, onun önüne açık
görünen ama gayesi gizli bir cemiyet kurarsın. Üsttekiler altakileri
bilir fakat alttakiler üstekileri bilmez. Alttakiler robottur. Bütün bu
tedbirlere rağmen bu bilgiler yayılmaya başladı. Güç gizlilikten
geldiğine göre gizliliğin bitmesi gücün bitmesi demektir. İstediği kadar
parası olsun. Çöküşü önleyemez. Dolayısıyla bu alçakların defterlerinin
dürülme safhası başlamıştır. Türkiye burada Asya'ya önderlik edecek
böylece Avrupalı, Amerikalı köle haline getirilmiş halkları da
kurtaracaklardır.
ASYALI OLMAKLA ÖVÜNÜYORUM
AKFIRAT- Siz bundan birkaç yıl önce Avrupa'daki bir toplantıda "ben Asyalıyım" demiştiniz.
SİNANOĞLU- Ben önce Amerika ile Avrupa ile çok haşır neşir oldum. Fakat
1975 yılında Japonya üstün bilimci ödülünü vermişlerdi, Japonya'ya
gittim. Kendimi çok rahat hissettim. Kendi kültürümüze çok benziyor.
Asıl uygarlığın Asya'da olduğunu gördük. 11 Eylülden kısa bir süre önce
Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan toplantıda bir konuşma yaptım:
"Şimdi siz diyeceksiniz ki 'biz bunları AB'ye almıyoruz', bana
acıyorsunuzdur falan dedim. Ama ben AB falan istemiyorum. Halkımızın
çoğu da istemiyor. Yine sizin dediğiniz gibi bizim de başımıza konulan
birileri kaç senedir illa AB'ye gireceğiz falan diyor. AB sizin olsun.
Ben Asyalıyım ve Asyalı olmakla övünüyorum" dedim. Bizim sömürge
aydınlarımıza duyururum ki beni ayakta alkışladılar. Çünki insan
tabiatında vardır. Kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen
kimliksiz yılışık, olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla,
kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa'nın bir numaralı devleti
oluruz.
"Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını
yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar.
Böyle deyince, Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler, yerine
başkasını koyar. Bir ülkeyi mevki için satanlar bilsinler ki önce onlar
harcanır."
ASYA KÜLTÜRÜNDE BİREYCİLİK YOK
AKFIRAT- İş Bankası yayınlarındançıkan sizin hayatınızı konu alan "Türk
Aynştaynı" kitabınızı hazırlayan Emine Çaykara özel hayatınızla ilgili
bilgi almanın çok zor olduğundan şikayet ediyor. Bu da bir Asya kültürü.
Siz 26 yaşında profösör olmuşsunuz, dünyanın çeşiti yerlerinde
öğrenciler yetiştirmişsiniz. Kamuoyu bunları bilmiyor.
SİNANOĞLU- Ben bunları önce bu halk için yapmışım, sonra insanlık için
yapmışım. Halkımızın özgüvenin kazanılmasına katkım olsun diye yaptım.
Hiçbir zaman ben profesör olayım, ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapmadım.
Bu kitabı da halka faydası olacağını umduğumuz meseleleri anlatmak için
görev olarak hazırladık. Deneyimlerimizden çıkan sonuçları, onların
yolunu açmaya faydası olabilir diye anlatıyoruz. Kendimizi övmek için
değil. Benim kendime yakıştırdığım en güzel ünvan garibandır. Bu samimi
bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi olarak vardır. Aşık Veysel ne
güzel söylemiş: "Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa"
AKFIRAT- Çok teşekkür ederiz.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...