Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Topal
mustafatopal@haberajans.com
Öcalan, AKP ve Kürt Hareketi
12 Temmuz 2011 Salı 09:29


Yaşar Kemal’in romanlarında halkın bir adamı nasıl aziz, pir, veli yaptığının eğlenceli örnekleri vardır. Bunlardan birisi bu duruma karşı çıkar. “Yok arkadaş, ben veli falan değilim. Sizin gibi günahları, kusuru olan biriyim. Beni rahat bırakın” der. Ancak millet bu sözleri   onun alçakgönüllüğü ve kerametinin belirtisi sayarak ona daha çok saygı duymaya başlar. Adamın evinin önünden herkes bir avuç toprak almaya koyulur. Çok geçmeden evin önünde kocaman bir çukur oluşur

Zavallı “veli” sinirlenmeye başlar. Eşiğinden toprak alanları kovalamaya, onlara küfürler etmeye başlar. Ardından işlediği günahları bir bir saymaya koyulur. Kimlerin malını çaldığını, kimlere ne haksızlıklar yaptığını, hayvanlarla nasıl cima yaptığını, ne zinalara karıştığını anlatır. Ama boşuna bir kere adı çıkmıştır veliye, bir türlü inmez deliye!

Teşbihte hata olmaz ama ulusal asimilasyon ve yok edilmeye karşı direnişi mücadelesinin odağına alarak bugünkü konumuna ulaşan Kürt hareketi açısından Öcalan, birey olarak Abdullah Öcalan’ı çok aşan bir simge halini almış durumda. O artık ulusal bir sembol... Dolayısıyla belli kusurlardan münezzeh, kusursuz bir pir-i fani sayılıyor. Kürtlerin gözünde o yüzyıllardır kendilerine görülen her türlü baskı ve zulmün cisimleşmiş bir örneği. Tek kelimeyle ulusal bir önder... Hal böyle olunca Kürt kitleler kadar Kürt politikacıların da ona büyük önem ve değer vermelerine şaşırmak gerekmiyor.

Dolayısıyla Öcalan’ın her konuda söylediklerinin önemi büyük. Fırat Haber Ajansı 9 Temmuz günü Öcalan’ın yemin kriziyle ilgili açıklamalarını yayınladı. Öcalan’ın açıklamasının bir bölümü şöyle:

Bu kriz çözülür mü, çözülmez mi bilemiyorum. Ancak BDP daha önceki gibi oyunlara gelmemelidir. Daha önce söylediğim gibi hükümetle bir mutabakata vararak yemin edebilirler. Bu mutabakat mutlaka olmalı ve önemlidir. Yapacakları mutabakat metni, devlete   sunduğum protokollerle paralel olabilir veya kendi koşulları ve durumlarına göre yapabilirler. Örneğin bu protokollere Hatip Dicle’nin durumu, diğer beş tutuklu vekilin serbest bırakılması, yüzde on barajının düşürülmesi ve TMK’nın değiştirilmesi gibi hususlar eklenebilir. Öyle hemen Hatip Dicle meselesi ve diğer meseleler çözülmeyebilir, öyle hemen serbest bırakma olmayabilir. Ancak bu koşulların yerine getirilmesi için zaman içinde devletin-hükümetin yapacağı şeyler bir yazılı metne bağlanır ve zamanla yerine getirilir. Bu metinle, bu sorunların gelecekte çözümü için bir mutabakat sağlanmış olur. Bu mutabakat, sorunların çözümü için ön açıcı ve çözüm geliştirici olur.

Devletin, BDP’nin bu yazılı mutabakatı konusunda çok sıkıntı çıkarmaması gerekir. Zaten basına yansıdığı gibi Cemil Çiçek de çözülmesi gereken en önemli birinci sorunun Kürt sorunu olduğunu söylüyor. Bu konuda Cemil Çiçek, üzerine düşeni yapabilir. Bu şekilde yazılı mutabakat sağlanırsa BDP de yemin edebilir ve Meclis’e dahil olur, çalışır. Çalışmalarında başarılar diliyorum .”

Türk solu genelde Kürt sorununun arka planını okuyamadığı için Öcalan’ı putlaştırdıkları ve ona neredeyse bir peygamber gibi yaklaştıkları için Kürtlere kızıyor. Yer yer bu bağlılığa anlam veremeyip Kürtleri gerilikle ve ilkellikle suçluyor. Ne var ki, durumu anlamayan yalnızca Türk solu değil. AKP ve ona akıl verenler de Öcalan ve Kürt hareketi arasındaki diyalektiği tam olarak kavrayamıyorlar.

Örneğin yandaş yazarlardan Cengiz Çandar “ BDP Öcalan’a ayak mı diriyor?” (12 Temmuz 2001, Hürriyet) başlıklı yazısında “Öcalan’ı doğru okumak, doğru anlamak”tan söz edip şunları yazıyor:

Abdullah Öcalan’ın açıklamalarının tümüne, bir başka deyimle “ruhuna” dikkat etmek gerekiyor. Öcalan, silahlı çatışmalara ilişkin “Şu an ne bir ateşkes durumu var, ne de ateşkesi bitiren bir savaş başlangıcı var. Zaten şu an devrimci halk savaşını durdurmuş bulunuyoruz” diyor. Bir başka yerde BDP’yi eleştiriyor, “BDP, benim yol haritamı ya okumamış ya da anlamıyorlar. Devlet bile yol haritasını iki yıl aldı okudu, üzerinde yoğunlaştı ve üzerinde çalışmalar yaptı, faydalandı. Ama BDP, yol haritasını okumadı bile, okumuyorlar, ya da anlamıyorlar, üzerinde çalışmıyorlar” diye konuşuyor.”

Öcalan’ın açıklamalarının nasıl “okunması gerektiğini” vurguladıktın sonra BDP’ye şöyle akıl veriyor:

BDP, “TBMM boykotu”nu sürdürdüğü takdirde bu “misyonu,” Abdullah Öcalan’ın kendisinden beklediği “rolü” nasıl oynayacaktır? Oynayabilir mi?

Abdullah Öcalan, kendisiyle görüşen “devlet heyeti” ile bir “barış konseyi”   kurulması konusunda “mutabakata vardıklarını” da belirtti. Üzerinde çok spekülasyon yapılan 15 Temmuz tarihini takvimden kaldırdı. Yanlış hatırlamıyorsam, “mutabakata vardık” sözcüklerini ilk kez kullanıyor.

Bütün bunlar, Öcalan’ın, Başbakan’ın bilgisi ve isteği altında, kendisiyle görüşen “devlet heyeti” ile görüşmelerinin geldiği evre itibarıyla   rotayı “devrimci halk savaşı”na değil, “büyük uzlaşma”ya, öncelikle “Anayasa yapım çalışmaları”na ve onun tetikleyeceği “sürece” çevirdiğini ortaya koyuyor.

Hükümetin, CHP yemininin ardından, BDP’ye doğru bir adım atması gerekli. Dahası, zorunlu. Ama, BDP’nin de “dilini” düzeltmesi ve Abdullah Öcalan’ın çağrılarını –tümüyle- bir kez daha okuyarak, siyasi esnekliğe yönelmesi ve TBMM yoluna düşmesi gerekli.

Savaş için BDP’ye kimsenin ihtiyacı yok. Barış için ise çok.

Kürt hareketi Türkiye’deki kitleselleşmiş tek muhalefet hareketi, üstelik sol bir harekettir. Bu hareketin çapını ve önemini anlamak için yalnızca iki olguya dikkat etmek bile yeter. Kadının hiç yerine konulduğu ve ezildiği Doğu ve Güneydoğu’da bugün Kürt kadınları siyasetin önemli bir belirleyeni durumundalar. Çok değil 20 yıl öncesiyle bugün arasında bu bakımdan dağlar kadar fark var. İkincisi, Türkiye’nin her yanını saran ve gün geçtikçe mevziler kazanan dini cemaatler geçmişte en güçlü oldukları Doğu ve Güneydoğu’da bugün yerlerinde sayıyorlar. Önlerindeki en önemli engel, Kürt toplumsal muhalefetidir. Dolayısıyla bunları başaran Kürt hareketinin gücünü küçümsememek gerekiyor.

Öcalan, bugün Kürt hareketi için bir simgedir. Sözleri önemlidir, anlamlıdır. Ancak bugün milyonları kucaklamış Kürt muhalefet hareketinin devletin rehin aldığı Öcalan’ın sözleriyle her şeyi yapacağını düşünmek yanlıştır. Öcalan ilk yakalandığında gerillaların dağdan inmelerini falan söylemişti. O zaman ERNK bildiri dağıtmış, “TC’nin Başkan üzerinde oyunlar oynadığını, ona psikotik etki yaratan ilaçlar verdiğini” söylemiş, kısacası onun çağrılarına kulak asmamıştı.

Saflarındaki milyonlarca insanı, dağda savaşan binlerce gerillası, deneyimli kadroları, yürekli kadınları ve oluşturdukları kurumlarıyla koskoca bir hareketin cezaevindeki bir “veli”nin sözleriyle hareket etmesi beklenemez. Dolayısıyla Kürt hareketinin binlerce deneyimli kadrosu, onyıllardır ulusal kurtuluş ve sosyalizm için savaşan bu insanlar, yalnızca Başkan Öcalan dedi diye AKP, Tayyip Erdoğan ve Cemi Çiçek’e güvenmez. Onların ipiyle kuyuya inmez!

Cengiz Çandar gibi yandaşların BDP ve Kürt devrimcileri ketenpereye getirip AKP’nin kuyruğuna takma çabaları boşunadır. Kürtlerin yıllardır kendilerine verdikleri mesajı bir türlü anlamıyor, hala rehin alınmış Öcalan’ın bazı sözlerini kullanıp onları kandırabileceklerini düşünüyorlar.

Kürtlerin verdikleri mesaj ne mi? “ Başkan Apo’ya selam, yola devam!”

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR