Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Obama(nın) Düşü(şü)
31 Ağustos 2009 Pazartesi 12:34

Barack Obama Amerikan Başkanı seçildiğinde, Amerikalılar kadar dünyanın geri kalanında yaşayanlar da iyi niyetli ve beklenti dolu bir heyecan dalgasına kapılmış, sekiz yıllık Bush iktidarının kan deryasına çevirdiği dünyanın yıllardır hasret kaldığı barışa kavuşacağı yönünde dikkate değer ölçüde bir iyimserlik oluşmuştu. Bush yönetiminin 11 Eylül saldırılarından sonra ürettiği “korku kültürü” bu süreç içerisinde belli ölçüde kırılmış, neoconlar tarafından ocaklarına incir ağacı dikilen Afganistanlılar ile Iraklıların onurlu bir yaşama geçiş süreçlerinin hız kazanacağı düşünülmüştü.

 

Çiçeği burnunda başkanın Türkiye ile Mısır’da yaptığı etkileyici konuşmalar, İsrail-Filistin sorununa ilişkin vaatleri, İran’a zeytin dalı uzatmak şeklinde algılanan teşebbüsleri ve Iraklılar ile “geri çekilme takviminin” belirlenmesini hedefleyen anlaşmanın imzalanması ve buna benzer başka şeyler, Obama ile ilgili beklentilerin hiç de abartılı olmadığı şeklinde bir kamusal bir haklılık “semptomu” bile üretmişti. Dünyanın en güçlü insanı olduğuna inanılan ABD Başkanı’nın elindeki sihirli değnekle bütün sorunların üstesinden geleceği ve hem kendi halkına hem de bütün dünya halklarına barış dolu bir gelecek sunacağı sanılmıştı.

 

Fakat daha sonra meydana gelen gelişmeler, yukarıda zikrettiğimiz iyi niyetli küresel beklentilerin büyük ölçüde abartılmış bir temenniler seti olduğunu açıkça ortaya koymakta gecikmedi. Amerika Irak’tan çekilme takvimleri verip durmasına rağmen, her gelen yeni gün “Amerikalıların Irak’ta kalma sürelerini belirsizleştiren” yeni talihsizlikler üretti. Obama’nın Filistin’deki “iki devletli çözüm” planları, İsrail’in, bütün uluslar arası anlaşmalara göre yasadışı kabul edilen yerleşim birimleri inşa etme faaliyeti devam etti. Obama’nın başkanlığının ilk günlerinde İran’a uzattığı zeytin dalı söylem düzeyinde kalmaktan öteye gidemedi ve kısa sürede unutulmaya terk edildi. Afganistan’da hiçbir iyileşme olmadı ve daha önce “olmakta olanlar” olmaya devam etti.    

 

Obama’nın geçtiğimiz günlerde “Birleşik Devletlerin Dış Savaş Gazileri” (Veterans of Foreign Wars of the United States) isimli bir kuruluşta yapmış olduğu bir konuşmada, Afganistan’daki faaliyetlerinin amacının “el-Kaide ve aşırılık yanlısı müttefiklerini bölmek, parçalamak ve bozguna uğratmak” olduğunu belirterek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Taliban ayaklanması kontrol altına alınmazsa, el-Kaide’nin daha fazla Amerikalıyı öldürme planları yapacağı daha da büyük bir güvenli barınak meydana gelecek. Yani bu savaş sadece savaşmaya değmekle kalmayıp, halkımızın savunması için temel önem taşıyor.”

 

Yukarıdaki ifadeler, başkanlığa seçildiğinden beri kendisine bin bir umutla bel bağlanan Obama’nın ve yeni Amerikan hükümetinin, Bush döneminin korku yayan alarmist retoriğine doğru bir geriye gidiş sürecine savrulduğunu gösteriyor. Filistin-İsrail meselesinin çözümlenmesi için İsrail’in gönlünü almak zorunluluğunu hisseden, bunu yapabilmek için de İran ile masaya oturma seçeneğini yeniden düşünmesi gerektiğinin bilincinde olan Obama’nın, “hepsi birbirine bağlı olan” Ortadoğu sorunlarının çözümü için yavan bir iyimserliğin yeterli olmadığını gördüğünü söylemek için belki henüz erken, ancak bütün göstergeler, Obama ve ekibinin “artık yılmaya başladığını” gösteriyor.

 

“Büyük bir hayali olduğunu” söyleyen Barack Obama’nın düşlerini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini anlamak için Oslo, Camp David ve Annapolis tecrübelerini yeniden ve yeniden düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Tüm bu süreçlerde başarısızlığa uğrayan Filistin-İsrail meselesinin çözümüne yönelik daha iyimser bir havanın mevcut olduğunu söyleyebilmek pek de kolay değil. İran’da halen kör topal bir manzara arz eden seçim sonrası siyasi hava ve Irak’ta patlayan bombalar, hiç de ümitli olunmasını telkin edecek cinsten bir iyimserlik vaat etmiyor.

 

Öte yandan Obama’nın, Bush’un, “düşmanı yerinde vurmak” şeklinde formüle edilen saldırgan dış politikasının söylemsel temelini anımsatan açıklamalarla Afganistan’a yönelik bazı endişelerden söz etmesi, “siyahi başkanın” itibarını sarsmaya başlayacak bir başlangıç noktası olabilir. Böyle bir sürece girilmesi, “tarihin yeninden birkaç yıl geriye saracağı” anlamına gelir ki, böyle bir gelişme kimseyi memnun etmeyecektir.

 

Sonuç olarak denilebilir ki, daha önce bu sütunun yazarının da iyi niyet ve peşin güvene dayanan bir iyimserlikle göndermelerde bulunduğu Obama’nın düşü, bir düşüşe dönüşebilir ve bu düşüş de Ortadoğu bölgesine barışın gelmesini (barış umutlarının gelmesini desek daha mı doğru olur acaba?) bir süre daha geciktirebilir. Umalım ki, Obama, Venezüella lideri Hügo Chavez’in dediği gibi, “içi boş bir teneke” olmasın!

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
m.sait sütcü
Yorum teşekkür
inşallah iyi bir politika takibi izlensin ki Ortadoğu' ya da biraz rahatlık gelsin. Türkiye' nin de demokratik açılımı olursa, bir taşla iki kuş vurulurmuş olur ki bu da dünya barışı için önemlidir...
03 Eylül 2009 Perşembe 16:22
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR