O AN

          Kanlıca ya doğru giderken,    sessizce   ve içlice denizin maviliğini izlediğini düşündüğüm o güzel ev canlandı gözümde. Elde edilmesi benim gibi düşük ücretli bir işçi için çok çok güç olan o güzel ev,   bütün ömrümün yorgunluklarını atabileceğim tek yer gibi duruyor hayallerimde. Adeta koşarak kendimi bulacağım o sahil şeridinde, bir yere varabilmenin mutluluğu gibi… aydınlık ve yaşanabilir.. koşa koşa   gidiyorum o zaman dilimine… böyle anlar, bir yere bakıp evet olmak istediğim yer burası , bu zaman dilimi dediğimiz anlar… o anlar anlar bizi.. sadece kara bir kalemle çizilmiş tüm hayatımızın başka renklerinin de olabileceğini… başka bir ruh halinde mutlulukla yaşayabileceğimizi…..   

        Yoksullukla birlikte sadece eve ekmek götürebilmenin haliyle hallendiğimizde, özgürlüğün    ruhlarımıza ne kadar çok yakıştığını da unutuyoruz ve baskılayarak her mutlu yanımızı köleleşiyoruz. Modern köleleri oluyoruz? Kimin? Kendi kendimizin. Ve sistemin.. Sistem!!!!

 

       Hep kendimizden bir alttakine bakıp acınacak halimize şükretmemizi söyleyen yukarıdakilerin nereye baktığını sorgulamayı bile aklımızın ucundan geçirmeyecek kadar köleleşmiş, ve kuşatılmışız. Çünkü isteyip de elde edilmesi mümkün olmayan her şeyi kader olarak kabulleniriz. Oysa ‘ olması gereken her şey, olabilecek şeydir’

 

      Tarif etmekte muvaffak olamadığım  hastalığın sancı süreci gibi  yaşamak..   beni alt etmeye çalışıyor adeta, ama umudun gizli hazinelerini gösteren şifrelerimi bulma imkanı yok. İmkanı yok.


İçimde tuhaf bir şey oldu
Laf etti yüreğim sanki:
Dokundun mu bir erkeğin yüreğine...

Dokundu bana bu..

Yazar : Arzu Şimşek
http://www.haberajans.com sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.